11 Ağustos 2016 Perşembe

Sabreden Derviş... | Konyaspor Maçı Özelinden Bir Sezon Öncesi Değerlendirmesi

 
Epey uzun bir aradan sonra ilk blog yazısını Kardemir Karabükspor'un ilk ciddi sınavını bahane ederek yazayım dedim. Bakalım devamı gelir mi? Göreceğiz... 

Bizleri inanılmaz yıpratan ve fakat, sonunda müthiş bir coşku ve mutluluk yaşadığımız o unutulmaz sezonun ardından yepyeni bir sayfayı umutla açıyoruz. Bugün TSYD Ankara Şubesi tarafından düzenlenen 15 Temmuz Demokrasi Turnuvası'nda Konyaspor'la karşılaştık. Bugüne kadar dört hazırlık maçı yapmıştık fakat bu karşılaşma şu ana kadar verdiğimiz en ciddi sınav oldu. Neden en ciddi sınavdı? Karşımızda Türkiye'nin en iyi teknik direktörlerinden birine sahip, geçen sezon Süper Lig'i üçüncü sırada bitiren, UEFA Avrupa Ligi'ne direkt katılım hakkı elde etmiş (Şu an Osmanlıspor, Başakşehir ve Fenerbahçe'nin katılmak için ön eleme oynayacağı UEFA Avrupa Ligi), kadro iskeletini büyük ölçüde koruyan ve hatta üzerine takviye yaparak daha da güçlenmiş ve gücüne güç katmış Konyaspor vardı. Bu sezonki hedefi de ligi yine en azından ilk beşte bitirmek olan, her hafta ortalama 25 bin kişiye oynaması beklenen Konyaspor... 

Peki şu an itibariyle biz ne durumdayız? Lige yeni çıktık. PTT ligi standardındaki kadromuzu olması gerektiği gibi dönüştürme çabasındayız. Yeni, heyecan verici, kaliteli oyuncularımız var. Tabii ki içinde bulunduğumuz kısıtlı ekonomik şartlar ölçüsünde oluşturulmuş bir kadro. Ancak yine de kabul edelim, iyi bir kadro... Yeni bir hocamız var. Yeni hoca demek, yeni sistem, yeni
alışkanlıklar ve her şeyden öte yeni bir akıl demek. Bambaşka karakterler, bambaşka akıllar ve tüm bu yenilerden bir takım ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Elbette bu iş akşamdan sabaha olacak bir iş değil. Kusura bakmayın ama belli bir zaman istiyor.

Yani özet geçeyim. Bugün, ilk 11'inde geçen seneki kadrosundan farklı olarak sadece iki oyuncu barındıran Konyaspor'la yine ilk 11'inde geçen seneki kadrosundan sadece iki oyuncu barındıran Kardemir Karabükspor karşılaştı. Ve bu maç 3-2 Konyaspor üstünlüğüyle sona erdi. 

Maçtan önce Twitter'da bu maçın en ciddi sınav olduğunu, yeni bir takım olduğumuzu, iyi bir futbol ve iyi bir sonuç alma ihtimalimiz olduğu gibi tam tersi bir ihtimal de olduğunu ve sonuç iyi olursa takımı göklere çıkarmamamız gerektiğini, kötü olursa da yerin dibine batırmamamız gerektiğini, kısaca kesin yargılar için erken olduğunu yazmıştım. Tam da bunu doğrulayan bir maç izledik.

Hocamız Igor Tudor, 3-4-3 formasyonuyla çıkardı takımı sahaya. Kalede Adriano, savunmada Barış, Dany ve Gaman; orta alanda Hakan Aslantaş, Ceyhun, Osman ve Lato; hücumda ise Lucky, Yatabare ve Serdar Deliktaş oynadı. İlk yarıda tutuk bir görüntü verdik. Savunmada derinliği kaybettiğimiz iki pozisyonda da araya atılan toplarla birbirinin kopyası denebilecek iki gol yedik. Buna karşın Lato'nun şık bir frikik golü, Yatabare'nin kişisel yeteneğiyle kaleyi yokladığı bir pozisyon ve bir de kornerden kafa topu pozisyonu ürettik. Oyun olaraksa orta alanın göbeğini fazla kullanamadan, genelde kenarlardan hücıma kalkmaya çalıştık. Fakat ilk yarı bize şunları öğretti:

1-Osman'la Ceyhun, iki adet defansif orta saha (6 numara) olarak yan yana oynamaz. Oynarsa bugünkü gibi hücumda göbekten ilerleyemeyiz. İki oyuncu da savunma yönü kuvvetli olsa da pozisyon ve rolleri gereği topu ikinci bölgeden üçüncü bölgeye geçirme konusunda yetersiz, rakip ceza sahası çevresinde topla oynamaya pek eğilimli olmayan oyuncular. Dolayısıyla bu tarz iki oyuncunun göbekte yan yana oynaması nedeniyle top hakimiyetini sağlayamadık ve çizgi kenarlarına sıkıştık.

2-İlk yarıdaki ileri üçlümüz olan Lucky, Yatabare ve Serdar, her biri merkez forvet oynamaya daha yatkın oyuncular. Lucky biraz daha kenarda oynama eğilimi taşıyor ama net bir kanat oyuncusu rolü üstlenemez. Dolayısıyla üçü de beslenmesi gereken oyuncu. Ve netice olarak üçü de kanatlarda oynayan Hakan ve Lato ile ikili oyunlara giremedikleri için kanat varyasyonlarımız da kısır kaldı. 

3-Savunmada derinliği kolay kaybettik. Bunda Barış'ın pozisyon bilgisinin zayıflığı önemli bir etkendi. Kokalovic aynı sorunu yaşamayacaktır. Ya da Barış oynadıkça arkadaşlarıyla uyumu artacak ve durumu toparlayacaktır. Nitekim Barış ikinci yarıda üçlünün ortasına geçince daha verimli oynadı. 

4-Yatabare iki pozisyonda bize ne kadar değerli katkılar yapacağını gösterdi. İlki, arkadan atılan uzun topa dönerek gelişine yaptığı etkili vuruş çok klastı. Kaleci topu zorlukla kornere çeldi. İkincisi, ilk yarının sonlarında rakip ceza sahasına yakın alanda tam bir pivot santrafor rolü üstlenip topu saklarken faule maruz kaldı ve tehlikeli yerden serbest vuruş kullanıp golü bulduk.

5-Ceyhun pek hareketli değildi. Normaldir. Ceyhun gibi fizikli oyuncular geç form tutar. Düzenli oynadıkça açılır. Zaman tanımak lazım.Yatabare de aynı şekilde oynadıkça daha iyi olacak.

İkinci yarıya değişikliklerle başladık ve bu değişikliklerle takım biraz daha takıma benzedi. Kalede yine Adriano; savunmada Kerim (ilginç şekilde stoper oynadı ama zamanında Recep Çetin de Beşiktaş'ta benzer fiziğiyle bu rolü üstlenirdi), Barış ve Kokalovic; sağ kenarda Rodic, solda Hakan Aslantaş, göbekte ise Osman ve Poko; hücumda ise Traore, Serdar ve Lucky (sonra da İlhan Depe) ile oynadık. Daha etkiliydik. Hakan Aslantaş'ın bireysel hatası nedeniyle bir gol yedik fakat İlhan, Serdar ve Traore'nin güzel organizasyonuyla da bir gol attık. Maçtan asla kopmadık ve her an tehdit yaratabilecek bir potansiyel ortaya koyduk. 

Poko'ya özel olarak değinmek istiyorum. Farkını net olarak hissettirdi. Orta alanın göbeğinde top taşıyabilen, adam eksiltebilen ve sahaya enerji, atletizm koyabilen bir oyuncu olarak büyük bir boşluğu kapadı. Bir tane daha Poko olsa bambaşka şeyler olabilirdi. Çok kaliteli ve klas bir oyuncu. Umarım sakatlıksız ve verimli bir sezon geçirir. 

Ayrıca Traore de yeteneğiyle rakip yarı alanda top hakimiyetimize katkı yaparken ceza sahası civarında ne kadar etkili olduğunu gösterdi. Rodic'e gelince, ondan çok fazla varyete beklememek lazım. Tam bir takım oyuncusu. Çok koşacak, gösterişsiz oynayacak fakat yararlı olacak. Bugün bunların işaretini verdi. Traore gibi peş peşe üç beş kişi çalımlasın diye bekleyen hata eder. Ayrıca çaprazdan kaleyi yokladığı pozisyonla da rakip kalede ciddi bir tehlike oluşturdu. 

Attığımız golde Traore'nin takipçiliği kadar İlhan'ın enerjisi, Serdar'ın ise kurnazlığının altını çizmek gerek.

Netice olarak ilk yarıda yanlış kurgu nedeniyle tutuk, ikinci yarıda ise doğruları bulduktan sonra umut veren bir takım gördük. Tabii ki yanlış kurgu da olacak. Asla karamsarlığa yer yok. Hoca deneyecek ve olanı olmayanı görecek. Bundan daha doğal bir şey yok. 

Bir de neden çok transfer var diye eleştiriler okuyorum. Bugünkü Konyaspor karşısına Köksal'lı Muhammet Reis'li Rıza'lı kadroyla çıktığımızı düşünün. Bu oyuncuların temposunu aklınıza getirin. Başka bir şey demeye gerek yok. 

Bir de lütfen şu bakış açısıyla futbol izlemeyin. Eğer futbolu bu kafayla izliyorsanız hiçbir şey anlamadığınız için vakit kaybediyorsunuz. Futbol haricinde de çok güzel sporlar var. Curling'le falan ilgilenin mesela. Tam size göre...

30 Ekim 2015 Cuma

Özünden Uzaklaşmak, Doğruyu Kaybetmek

 

Kardemir Karabükspor için müthiş bir fırsat maçını daha geride bıraktık. Bıraktık fakat pek de hoş bırakmadık. Maalesef geçen hafta gelen liderlik, bu hafta iç sahada oynanmasına rağmen uçup gitti. Üstelik Samsunspor, Elazığ gibi zor bir deplasmanda kazanırken. Bugün alınan Boluspor yenilgisinin izahı, akılla mantıkla açıklanır yanı yok. Ne olursa olsun alınmalıydı bu maç.

Birçok önyargıya rağmen geride kalan iki haftada geçer not alan Elvir Baliç, bu hafta belli ki çok sert eleştiriler alcak. Eleştirileceği noktalar aslında belli. Taraftarın büyük kısmı aynı argümanları savunuyor. Bunlardan en önemlisi iki haftadır sahaya Osman Çelik'ten yoksun bir kadroyla çıkması. Osman, savaşçı yapısıyla bu ligde iddialı olmak isteyen her takımın kadrosunda
isteyeceği bir oyuncu. Ne var ki bir sakatlığı olmamasına ve takıma geldiği günden bu yana farkını hissettirmesine rağmen iki haftadır Elvir Baliç'in tercihleri arasına giremiyor. İlk 11'de oynamadığı yetmiyormuş gibi sonradan bile oyuna dahil olamıyor. Bunun bir açıklaması olmalı.

Osman'ın görev almadığı Samsunspor maçına orta alan göbeğini Murat Akın ve Recep Aydın'dan oluşturarak çıkmıştı Baliç. Bugün Boluspor karşısında da Murat Akın-Bekir Ozan Has ikilisi tercih edildi. Baliç'in kafasındaki şeyi az çok anlayabiliyorum. Dünya üzerinde son dönemde yaygın olan tipik defansif orta saha içermeyen düzeni anlaşılan Baliç de benimsemiş. Bir kesici bir de çift yönlü orta saha göbeği yerine iki tane çift yönlü ve ayağı top yapan oyuncu ile sahaya çıkıp top hakimiyetini elinde tutmak istiyor. Haliyle bu iki oyuncudan da savunmada ekstra çaba... Bu elbette modern bir düşünce ve üst düzey liglerde oyuncular bu rolü rahatlıkla üstlenebiliyor. Ama Baliç'in unutmaması gereken bir şey var. O da PTT liginin kendine has gerçeklerinin olduğu. PTT liginde en önemli unsur savunmadaki temel üçlüdür. Bu üçlü nelerden oluşur? İki stoper ve önlerindeki defansif orta saha... Önce burayı sağlama alacaksın. Takımın iskeleti bunun üzerine inşa edilir. Bu düzende Karabükspor'un iki iyi stoperi var. Önlerindeki Osman Çelik'le çatı güzel bir şekilde tamamlanabiliyor. Tabii teknik direktör bu çatıyı kusursuz bir şekilde kurmayı tercih ederse!... Bugün bu tercih gelmedi ve Karabükspor orta alanını oluşturan Bekir Ozan Has ve Murat Akın, savunma önünde doğru düzgün alan parselleyemeyince özellikle ilk yarıda çok önemli Bolu tehlikeleri yaşandı. Hücumda da beklenen, asıl görevleri olan pas akışkanlığını ortaya koyamadılar.

Bugün taraftara saç baş yolduran isimlerden biri de Simon Zenke'ydi. Bugün Zenke üç metreye pas atmaktan aciz, önü bomboşken sürdüğü topu ayaklarına dolaştıran ve müsaitken yaptığı ortaları dağa taşa gönderen bir oyuncu görünümündeydi. Ve kendisine 80 dakika sabredildi! Neye istinaden? Anlayan beri gelsin... Oysa sezonun ilk gününden bu yana Zenke'nin özünde bir santrafor olduğunu, Türkiye'de bu şekilde görev aldığı ilk senesinde gol kralı olduğunu ve sonra zaruretten dolayı üstlendiği kanat oyuncusu rolünün üzerine yapıştığını yazıp/söyleyip duruyorum. Üstelik hücum hattının en ucunda da kanatta oynayabilecek (Zenke'den çok daha iyi oynayabilecek) Alexe gibi bir isim var. Bu iki oyuncu neden maç içinde değişmez, anlamak gerçekten mümkün değil. Acaba biz mi basite indirgiyoruz bazı şeyleri yoksa hoca olarak saha kenarında yer alan isimler mi dar bakıyor? İnanın çözemedim...

Gelelim Muhammet Reis'e... Evet büyük bir yetenek. Evet ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Evet son dakikada bir frikik golü atar, maçı sana getirir. Ama bekle bekle nereye kadar. Takım onun yüzünden haftalardır 10 kişi... Bekliyoruz ki Muhammet Reis gerçek kimliğine bürünecek. Oyuna ağırlığını koyacak. Elini taşın altına sokacak... Çok şey mi bekliyoruz yoksa? Bugün de 72 dakikamıza maloldu bu bekleyiş mesela... Elde onun mevkisinde oynayabilecek Recep Aydın ve Gabriel Iancu gibi iki isim var. Üstelik Reis'in yerine Recep'i oynatarak ona da  yer bulmak için çırpınmaya gerek kalmaz. Geçen hafta yeri olmayan çift yönlü orta saha rolünde oynayan Recep, bugün de kenar oyuncusu gibi bir görevle maça başladı. Tabii doğal yeri olmayınca yine başarısız göründü Recep. Verimsizdi de gerçekten. Bal yapmayan arı gibi çırpındı çırpındı ama sonuç koca bir hiçti. Belki bir kez de asıl yeri olan forvet arkasında denemek gerekiyordur Recep'i. Kim bilir? Recep olmadı mı? Iancu'yu denersiniz. Kadro alternatifli. Yeter ki kullanmaya niyeti olsun hocaların. Hüseyin Kalpar'ın niyeti yoktu. Umarım ki Baliç'in bundan sonra niyeti olur.

Velhasılıkelam, aslında yapılacak şeyler zor değil. Herkes kendi yerinde oynayacak. Mevkilerinin en iyileri oynayacak. Netice olarak da şöyle bir ideal diziliş ortaya çıkacak.

football formations

Her şey ortada. Herkes mevkisinin adamı. Ne Zenke yeri olmadığı mevkide, ne Recep... Şenol Güneş'in Beşiktaş'ta uyguladığı şey bu mesela. Herkes kendi yerinde ve her mevkiye o mevkinin en iyisi... Çok zor değil. Bu kadro çok şey başarmaya müsait, geniş bir kadro. Doğru kullanılmadığında başkanın ve yönetimin emeklerine yazık oluyor. Doğru kullanmak lazım...

22 Ekim 2015 Perşembe

Şecaat Arz Ederken Sirkatin Söylemek


Herhalde rastlamayan yoktur. Geçtiğimiz haftasonu Kayseri'de çok üzücü bir olay yaşandı. Kayserispor tribünündeki Fenerbahçe formalı küçük taraftar ve Kayserispor tribün liderinin başrolünde olduğu bu mesele hakkında gerek yazılı ve görsel medyada, gerekse de sosyal medyada olumlu ve olumsuz anlamda yapılabilecek hemen her yorum bir şekilde dile getirildi. Bir kez de ben üzerinden geçmek ve kakofoniye katkıda bulunmak istemedim. Fakat dün okuduğum haber üzerine "birkaç şey karalamazsam olmaz" diye düşünüyorum. 

Öncelikle neler olduğunu bir hatırlamak lazım. Bilindiği gibi Kayserispor-Fenerbahçe maçında, Kayserispor tribününde babasıyla maçı izlemek üzere hazır bulunan Fenerbahçe formalı bir çocuk vardı. Fenerbahçe'nin golünden sonra "doğal olarak" sevinen
çocuk (Berkay), aynı tribünde bulunan Kayserispor amigosu Recai'den tepki görmüştü. Eh, 5-6 yaşlarındaki çocuk, 35-40 yaşlarında bir adam tarafından kendisine (ya da babasına) bu şekilde bir tepki gösterildiğini görünce korktu ve ağlamaya başladı. Hatta babasının anlattığına göre "Volkan diye bağırsam beni döverler baba" diye de bir cümle kurdu. Olayın medyaya yansımasının ardından da hemen hemen tüm taraflardan birer açıklama geldi. Kayserispor taraftarları ve olayın başrolündeki amigo Recai, verilen tepkinin babaya olduğunu söyledi.


Şimdi burada hareket noktası "Kayserili bir vatandaşsan, öncelikli olarak Kayserispor'u tut, çocuğunu da İstanbul takımları yerine Kayserisporlu yetiştir" mantığı. Hani birçok Anadolu kentinde olan "şehrinin takımına sahip çık" hadisesi. Şehir takımları konusunda açıkçası ben de aynı şeyi düşünüyorum. Elbette herkes hür iradesiyle hareket edip kararını verir ancak ben de şehir takımlarına daha çok sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Benim çocukluğumda, en azından benim yetiştiğim yer olan Karabük'te böyle bir anlayış yoktu. Ben Galatasaraylı büyüdüm. Tabii ki bunda iletişim kanallarının yetersizliği, Karabükspor'dan yeterince haber alamama (özellikle de üniversite zamanlarımda) gibi faktörler de etkiliydi. Çocukluğum Karabük'te geçti ancak gazeteyi açtığımda karşıma Karabükspor değil, sadece İstanbul takımlarının haberleri çıkıyordu. Dolayısıyla çocukluk kahramanlarımızı da oralardan seçtik ister istemez. Bugün durum farklı. İnternet ve sosyal medya sayesinde amatör kümede olan bir takımdan bile gayet doyurucu haberler alabiliyoruz. Yani bu işin bir bahanesi de kalmadı. Ve bu iletişim kanalları arttıkça da şehrimin takımı Karabükspor benim önceliğim oldu. 

Neyse, konu dağılmasın. Amigo Recai'nin çıkış noktasının şehrinin takımına sahip çıkmak olduğunun altını çizmiştik yukarıda. Eyvallah, herkes şehrinin takımına sahip çıksın, yeni nesiller de böyle yetişsin ama bunun tepkisini böyle öküzlemesine vermek mi lazım? Yahu karşındaki her şeyden önce çocuk. Kelli felli adamın çocuğa çıkışması kadar acizce bir davranış olamaz. Burada herkes hemfikirdir herhalde. Zaten bunun savunulacak bir yanı olmadığı için asıl tepkiyi çocuğun babasına gösterdiklerini söylemişler. Hadi diyelim tepkiyi babaya gösterdin, bu da mı doğru bir hareket? Bize bu zamana kadar yanında çocuğu, eşi ya da annesi olan kimselere sonuna kadar haklı da olsak, karşı taraf saçmalığın daniskasını da yapsa küçük düşürücü tepkiler vermemeyi öğrettiler. Yani kardeşim, sen tepkiyi küçük Berkay'ın babasına da vermiş olsan matah bir şey yapmış olmuyorsun. Dolayısıyla tüm bunları tribün kültürü adına yaptığını iddia ediyorsan, yani bir çocuğu dolaylı da olsa tribün kültürü uğruna ağlattıysan, çok affedersin sokayım ben öyle tribün kültürüne. Bu arada bu cümleleri Kayserispor tribünü özelinde kurduğum sanılmasın. Genel olarak Türkiye'deki tribün kültüründe vardır bu sorun.


Gelelim dünkü saçmalığa... Aslında niyet güzel. Kayseri valisi en basit ifadeyle anlatmak gerekirse çocuğun gönlünü almak istemiş. Ancak oluşan ortam bir garip. Amigo Recai'yi çağırmışlar. Berkay'la yan yana oturtmuşlar. Vali konuşmayı uzattıkça çocuk sıkılıyor. Çocuk sıkılıp kendi kendine mırıldandıkça amigo Recai çocuğu dürtüp sus işareti yapıyor. Recai, çocukla barışma anında "senle aramızda geçen kötü olay, gerçi sebebi ben değilim ama..." diye hatırlatma yaparken halen daha babayı işaret ediyor falan... En kötüsü de "hadi bana bir tokat at da barışalım" cümlesi. Recai, ağlattığı çocukla bir misilleme karşılığında barışacağını düşünüyor. Çocuk için ne kadar tehlikeli bir durum olduğunun farkındasınızdır umarım. Ben konunun uzmanı değilim ama dünyaya bakışı şekillenmemiş bir çocuk, uğradığı bir haksızlığın telafisini karşı tarafa benzer bir misilleme yani kıssasa kıssas yöntemiyle yapabileceğini düşünmeyecek mi dünkü merasimden sonra? Çocuk bu şekilde intikam kültürüyle yetişmiş olmuyor mu? Bunu ben akıl edebiliyorsam devletin valisi akıl edemiyor mu mesela? Kısaca başından sonuna kadar elde kalan bir hadise. Valinin niyeti güzel ama uygulama şovence ve amatörce...

Demem o kii, bu arkadaşlar bir şeyi düzeltelim derken iyice sıvamışlar. Böyle konularde dikkatli olmak ve uzmanlardan yararlanarak hareket etmek gerekir. Hele de işin içinde bir çocuk varsa...

22 Eylül 2015 Salı

Sen İnsansan Bizdekiler Ne? Vol.9 / Robert Lewandowski


Zamanında böyle bir seriye başlamıştım ve yıllar olmuş bu konuda bir şey yazmayalı. Belki yine aklıma gelmezdi ve yazmazdım ancak Robert Lewandowski'nin bu akşam yaptıkları bana başka bir seçenek bırakmadı. 

Lewa bugün Bayern formasıyla Wolfsburg maçına yedek kulübesinde başladı. Takımı ilk yarıyı 1-0 geride tamamladı. Hem de kendi sahasında. Futbol da hiç iç açıcı değildi hani. Taa ki "o" oyuna girene kadar... 

Maçı Bayern 5-1 kazandı. Hem de Lewandowski'nin 8 dakika 58 saniyede attığı beş golle... Daha başka bir şey yazmaya gerek var mı? Şuraya not düşmüş olalım, yeterli...

16 Eylül 2015 Çarşamba

PUMA IGNITE XT İLE SPOR YAPMAK ARTIK ÇOK DAHA KEYİFLİ!



Spor ayakkabıları, spor ve antrenmanların en önemli olmazsa olmazlarından  biri. Onsuz bir spor düşünülemez bile. İyi bir spor ayakkabısı, sağladığı  konfor kadar tasarımıyla da  etkilemeli. Özellikle sporu, hayatlarının bir parçası haline getiren insanlar için doğru spor ayakkabıyı seçmekten daha önemli bir şey yok denilebilir.


Yoğun antrenman temponuza uyum sağlayan, enerjinizi ve hareket kabiliyetinizi en üst seviyeye çıkaran bir ayakkabıyı seçmek, yapacağınız sporun kalitesini de artıracaktır.


PUMA Ignite ailesinin en yeni üyesi olan Ignite XT, bir antrenman  ayakkabısı olarak tüm beklentilerinizi karşılıyor. Modern ve şık tasarımıyla dikkat çekerken, sağladığı maksimum enerji ile enerjinizi zirveye taşıyor ve sporu daha keyifli hale getiriyor.




Ignite XT yüksek geri sekme ve Ignite Foam yastıklaması ile hareket kabiliyetinizi en yüksek seviyeye çıkararak darbe etkisini azaltıyor ve uzun süreli dayanıklılık sağlıyor. Ignite XT, koşu yaparken verdiğiniz enerjiyi size iade eden köpük teknolojisi ile sizi bitiş çizgisine taşıyarak bir sonraki hedefinize ulaştırıyor.




Ignite XT, bütün ayakkabı boyunca uzanan esneme kanalları sayesinde her yönde hızlı ve dinamik hareketi mümkün kılıyor.  Orta ve yan yüzlerde artırılan topuk kalınlığı yanal hareketleri desteklerken, dış tabanda yer alan sağlam kauçuk kapsüller ağırlık yapmaksızın zeminle tam temas ve tutuş sağlıyor. Dünyanın En Hızlı Adamı  Usain Bolt ve ünlü yıldız Rihanna da antrenman yaparken, uzun süreli performans vadeden PUMA Ignite XT’yi tercih ediyor. Ignite XT, sunduğu renk seçenekleriyle antrenmanlarınızı ateşliyor.






Yoğun antrenmanları boyunca yüksek enerji isteyen sporcular için özel olarak tasarlanan PUMA Ignite XT, çok yakın zamanda bir ikon haline gelecek gibi gözüküyor.




Siz de en esnek koşu ve antrenman ayakkabısını deneyimlemek isterseniz, Ignite XT’yi tüm PUMA mağazalarında ve www.puma.com/ignite adresinde bulabilirsiniz.




Bir boomads advertorial içeriğidir.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Pozzo Ailesi ve Udinese&Granada&Watford Üçgeni


Bir bahis skandalı... Alt lige düşürülen köklü bir kulüp... Slovenya sınırına yakın, yaşlı nüfuslu bir şehir... Futbola yatırım yapmak isteyen bir sanayici ve İtalya'dan taşıp İngiltere ve İspanya'yı da kapsamaya başlayan bir başarı hikayesi. Giampaolo Pozzo ve Udinese isimleri bir arada anılınca akla gelen ilk ayrıntılar bunlar olsa gerek.

Bugün gelinen noktada Udinese'nin her sezon transferde yaptığı satışlar neticesinde çok büyük karlar elde ettiğini görüyoruz. Az harcıyorlar ancak çok kazanyorlar. Ayrıca Pozzo ailesinin (oğul Gino Pozzo'dan da bahsedeceğiz) Udinese haricinde İspanya'nın Granada ve İngiltere'nin Watford kulüplerinin de yatırımcısı olması, organizasyonun geldiği boyutu gözler önüne seriyor. Biz en başa gidelim ve bugüne nasıl gelindiğini çok da ayrıntısına girmeden görelim...

İşadamı Giampaolo Pozzo ile Udinese'nin yolu 1986'da kesişti. Genoa'dan sonra İtalya'nın en eski kulübü olan Udinese, kuruluşunun 90. yılı olan 1985-86 sezonunda karıştığı şike skandalı nedeniyle bir alt lige düşürüldü. Pozzo da bunu fırsat bilip kulübü satın alarak belki o dönemde kendisinin bile tahmin etmeyeceği bir serüvene yelken açmış oldu. İlk birkaç sezon elbette inişli çıkışlıydı ve Udinese Serie A ile Serie B arası mekik dokudu. Pozzo'nun o dönemde yaptığı yatırımla teknik direktörlüğe Nedo Sonetti'yi getirip kadroyu Antonio de Vitis, Guiseppe Minaudo, Angelo Orlando ve Antonio Paganin gibi isimlerle takviye etmesiyle birlikte istikrar da yakalanmış oldu. 

Siyah beyazlı kulübün ilk ciddi başarısı 1996-97 sezonunda geldi. O dönemde takımın teknik direktörlüğünü üstlenen Alberto Zaccheroni ile Serie A'yı Juventus ve Inter'in ardından üçüncü sırada bitirerek UEFA Kupası'na katılmaya hak kazandılar. Avrupa mücadelesine çıkan çıta, 2004-05 sezonunda Luciano Spaletti'nin teknik direktörlüğünde Şampiyonlar Ligi katılımıyla daha da yükseldi. 



Biraz da Gino Pozzo'ya dönelim. Giampaolo Pozzo'nun oğlu olan Gino Pozzo, 1994-95 sezonundan itibaren Udinese'de scouting organizasyonunun temellerini atan adam. Zaten yukarıda da okuduğunuz Zaccheroni ve Spaletti dönemiyle yukarıya doğru ivmelenen başarı eğrisinin altında da düzgün ve planlı scouting organizasyonu, dolayısıyla da Gino Pozzo'nun çalışmaları yatıyor. Şu anda kulüp bünyesinde ve outsource olarak 100'ün üzerinde scout görev yapıyor. Tabii ki scouting ile gelen planlı transfer yönetimi ve istikrar, Giampaolo Pozzo'ya bireysel bir başarı olarak da döndü ve 2007-08 sezonunda Serie A'da yılın en iyi kulüp başkanı ödülünü getirdi. 

Peki bu işin rakamsal boyutu nerede? Bunun tahmini tespitini yapabilmek için maalesef 90'lı yıllara kadar inemiyoruz. Transfermarkt sitesindeki verilere göre son on yılda ne olup bittiğine kabataslak bir bakalım.

2005-06 sezonundan itibaren Udinese'nin yaptığı transfer harcaması toplamda yaklaşık olarak 195 milyon Euro. Aynı sezondan itibaren yapılan oyuncu satışlarından elde edilen gelir ise yaklaşık 408 milyon Euro. Aradaki fark 213 milyon Euro. İşte bu muazzam bir başarının rakamsal boyutu.

Elde edilen bu gelirin ana kalemlerine de kısaca bir göz atalım:

Oyuncu                Alış Bedeli       Sonraki Kulübü     Satış Bedeli     Kiralama Gelirleri
Alexis Sanchez      3 Milyon €         Barcelona               26 Milyon €       Toplam 1.15 Milyon € 
Gökhan İnler          1 Milyon €         Napoli                     18 Milyon €        -
Kwadwo Asamoah  1 Milyon €        Juventus                  18 Milyon €        -
Antonio Candreva   500 Bin €          Lazio                       8,2 Milyon €      Toplam 3 Milyon €
Christian Zapata     500 Bin €         Villarreal                   9 Milyon €         - 
Mauricio Isla          525 Bin €          Juventus                  13,9 Milyon €      -
Medhi Benatia       Bedelsiz            Roma                      13,5 Milyon €      -
Samir Handanovic  Bedelsiz            Inter                       12 Milyon €         -
Luis Muriel            1,5 Milyon €      Sampdoria               10,5 Milyon €      - 
Roberto Pereyra     2 Milyon €        Juventus                  14 Milyon €        1,5 Milyon €
Allan                     3 Milyon €         Napoli                     11,5 Milyon €      -

Tabii ki bu isimler Udinese'nin yaptığı önemli transferlerin sadece bir kısmı. Bu tarz örnekleri çoğaltabiliriz. Ayrıca şu an kadroda bulunan Silvan Widmer, Emmanuel Badu, Bruno Fernandes ve Lucas Evangelista gibi oyuncular da kulübün elinde nasıl bir potansiyel olduğunu ortaya koymak için yeterli. 


Udinese'ye burada bir ara verelim ve gelelim işin Granada boyutuna... Giampaolo Pozzo'nun Granada'yı satın aldığı 2009 senesinde takım 3. ligde ve finansal sorunlarla boğuşuyordu. Pozzo'nun elinin değmesiyle birlikte daha ilk seneden (2009-10) 2. lige çıkmayı başardılar. Bir sonraki sene ise 2. ligde play-off oynadılar ve İspanya'nın en üst seviyesi olan La Liga'ya terfi ettiler. Bu transit geçiş, herhalde Granada'ya dokunan elin ne denli güçlü olduğunun göstergesi olsa gerek. 

Şu anda Udinese ve Granada arasında yoğun bir futbolcu alışverişi var. Aslen Udinese'nin oyuncusu olup kiralık olarak forma giydiği Granada'da parlayan oyuncular arasında Allan Nyom, Odion Ighalo, Guilherme Siqueira, Luis Muriel ve Orestis Karnezis gibi isimler var. 

Granada, sadece Udinese'den aldıklarını parlatmıyor. Kendi bulduğu potansiyelli oyuncuları da parlatıp Udinese'ye gönderiyor. Bunların arasında Gabriel Silva, Allan, Douglas Santos, Silvan Widmer, Naldo, Alexis Zapata ve Molla Wague gibi isimler var.

Tüm bunların haricinde bir de Udinese'ye hiç uğramadan Granada'nın bulup, daha yüksek bedelle doğrudan dışarıya sattığı oyuncular var. Bunların en önemlileri Yohan Mollo, Mikel Rico, Brayan Angulo, Yacine Brahimi ve Jeison Murillo... Bu, şu anlama geliyor: Granada sadece Udinese'nin oyuncularını parlatan, ekonomik olarak da sadece Udinese ve dolayısıyla Pozzo ailesine sırtını dayayan bir kulüp değil. Kendi başına değer yaratan ve bunu gelire dönüştüren bir kulüp. Tekrar rakamlara bakacak olursak, Granada'nın Pozzo ailesi tarafından satın alındığı yılın bir sonraki sezonundan itibaren (2010-11) transfere yaklaşık olarak toplam 40,7 milyon Euro para harcadığını, buna karşın oyuncu satışlarından da yaklaşık 44,1 milyon Euro kazandığının altını çizelim. Üstelik burada bir ayrıntı daha var. Örneğin Granada'ya 3 milyon Euro karşılığında kazandırılan Udinese'ye gönderilirken de 3 milyon Euro'ya gönderilmiş. Yani arada gösterdiği performansla değeri artmış olmasına rağmen bu değer artışı Udinese'ye yapılan satışa yansıtılmamış. Bu tarz oyuncular başka bir kulübe gönderilse Granada çok daha fazla gelir elde edebilirdi. 


Dönelim bir diğer yatırım olan Watford'a... Pozzo'ların Watford'u satın aldıkları 2012 yılında yaptıkları yatırım yaklaşık olarak 15 milyon Pound civarındaydı. Kulübün stadının yenilenmesi için de yaklaşık 18 milyon Pound tutarında bir para harcadılar. Gino Pozzo'nun başında bulunduğu bu projede üç yıl geride kaldı ve takım 2014-15 sezonundaki başarılı performansıyla İngiltere'de futbolun zirvesinde yer alan Premier Lig'e çıkmayı başardı. Şu anda Watford'un geldiği nokta rüya gibi. Gino Pozzo, henüz Championship'teyken yaptığı açıklamalarda Watford'un bir pilot takım değil, başlı başına bir proje olduğunu söyledi. Ki bu da Premier Lig ve Serie A'nın yayın ve reklam gelirleri, dünya çapında izlenirliği düşünüldüğünde işin gittiği doğal nokta aslında. Şu an Watford, önceliği Udinese'den alıp Pozzo ailesinin birinci önceliği haline gelmiş durumda. Tabii ki bunun etkilerini gözlemleyebilmek için takımın önce Premier Lig'de kalıcı olması gerekiyor. 

Watford da aynı Granada gibi bu zamana kadar Udinese'nin oyuncularının tecrübe kazanmasına yardımcı oldu. Ve fakat yine aynı Granada gibi kendi yetiştirdiği oyuncuları da ihraç etti. Bunun haricinde Watford'la Granada arasında da bir oyuncu trafiği var. Şu anda projenin para harcanan, yatırım yapılan ayağı Watford. Çok zorlu bir ligde tutunmaya çalışıyorlar ve kısa vadede para kazanmaktan çok, kalıcı olup uzun vadede kazandırma misyonu üzerlerine yüklenmiş durumda. Gino Pozzo için zor ancak başarılabilir bir sınav. Neler olacağını önümüzdeki dönemde göreceğiz.

Bir gün bir Türk kulübü de benzer işlere bu rollerden herhangi birini üzerine alarak girer mi bilemiyorum. Girerse doğru organizasyon ve planlı bir çalışmayla kalkınacağı kesin...

30 Temmuz 2015 Perşembe

Kardemir Karabükspor - Alanyaspor Maç İzlenimleri


Kardemir Karabükspor, yeni sezon öncesi Afyon'da sürdürdüğü ikinci etap hazırlık kampının ikinci hazırlık maçını Afyon Zafer Kupası kapsamında Alanyaspor'la oynadı. İlk maçta Giresunspor karşısında alınan bir yenilgi vardı fakat neredeyse tamamına yakını U21 takım oyuncularından kurulu bir kadroyla maça çıkıldığı için bu yenilgi çok da ölçü niteliği taşımıyordu. As oyuncuları ilk kez bir arada görmek ve uyumlarını test etmek açısından asıl önemli sınav Alanyaspor karşılaşmasıydı. 

Önce genel olarak yorumlayacak olursak, Karabükspor'un bu maçta sezon için umut verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle ilk yarıdaki etkili ve baskılı futbol, takımın fiziksel durumu daha iyi geldikçe maçların geneline yayılabilirse bu sezonu üst sıralarda tamamlamak mümkün olacak gibi gözüküyor. Teknik direktör Hüseyin Kalpar'ın elinde birçok hücum silahı var ve o da bu çeşitliliği inanıyorum ki en verimli şekilde kullanacaktır. Bu kadroyla çok değişik varyasyonlar, B ve C planları yapmak ve en önemlisi de bu planları oyuncu değişikliği yapmadan sahada uygulamaya koymak mümkün. Çünkü oyunculara baktığımızda tek bir mevkinin adamı olmadıklarını, birden fazla mevkiden oynayan versatil oyuncular olduklarını görüyoruz. Örneğin Simon Zenke'yi kanatta
kullanabileceğiniz gibi en uçta da kullanabilirsiniz. Ya da bir Marius Alexe hücumun en ucunda, sol çizgide veya forvet arkasında aynı verimle rahatlıkla oynayabilecek bir oyuncu. Aynı şeyi dün forma bulamasa da forvet arkası ve kanatta görev alabilen Köksal Yedek'te de görebiliyoruz.

Takım dün ilk yarıda daha baskılı ve rakibi boğucu bir oyun sergiledi. İkinci yarıda oyuncular yorulunca tempo biraz düştü. Fiziksel yorgunluğun haricinde bir etken daha vardı, o da ilk yarıda orta sahayı çok iyi yönlendiren ve takımın saha içindeki beyni vazifesini üstlenen Bekir Ozan Has'ın ikinci yarıda oynamamasıydı. Bekir Ozan'la ilgili ayrıntılara birazdan değineceğim. Düne dair en olumlu bulduğum ayrıntılardan biri de maçın son anlarında bile takımın önde tempolu bir şekilde rakibe baskı yapması ve savunmadan kolay kolay top çıkaramamalarını sağlamasıydı. Ayite ve Perovic gibi ligin en iyi hücum ikililerinden birini doğru düzgün besleyemedi Alanyaspor. Ayrıca savunmadaki Kokalovic-Rıza ikilisinin uyumu da oldukça umut vericiydi. 

Bireysel performanslara geçelim...

Adriano Facchini: Brezilyalı kaleci dün akşam fazla zorlanmadı. Kendisine iş düşen topu topu 1-2 pozisyon vardı. İlk yarıda rakip takımın Barış Örücü'yle kullandığı serbest vuruş esnasında hemen önündeki rakip oyuncuların açısını kapatmasına rağmen tehlikeli gelen topu bir şekilde çıkarmayı başarması reflekslerinin iyi olduğunu ve topu iyi takip ettiğini gösteriyor. Bunun haricinde 1-2 yan topta topu tokatlamayı başardı. Bu da önemli bir özellik. Adriano'nun zayıf yanı ayakları. Bu sezon kaleciye mümkün olduğunca az pas yapmak gerek. Top ayağındayken baskı yediğinde pek dengeli kalamıyor. Ayrıca ikinci yarıda ceza sahası dışında rakibi yere indirdiği pozisyonda daha kararlı davranıp ilk anda top hakimiyetini sağlayabilseydi hiç problem yaşamayacaktı. Sanıyorum ki konsantrasyon eksikliği sebebiyle bir an topu alıp almamakta tereddüt etti ve o pozisyon yaşandı. Oynadıkça, takıma alıştıkça kendine olan güveninin de yerine gelmesi elbette mümkün. 

İzzet Yıldırım: Çok enerjik bir futbolcu. Zaten bir bek oyuncusundan da beklenen şey enerjik olması. Savunmada çok ciddi bir hatası olmadı. Hatta zaman zaman arkadaşlarının kademesine girerek onları da rahatlattı. Hücuma çıkmayı seviyor. Önündeki oyuncuyla uyum sağlarsa sağ kanattan bolca tehlike yaratmak mümkün olacak. Fizik olarak henüz tam hazır değil ama zaman var. Ayrıca takımda alternatifi yok. Bu durum onu rehavete sokarsa performansı düşer. Ayrıca sakatlık ve ceza gibi durumlarda sıkıntı yaşanır.

Rıza Efendioğlu: Tecrübesini hemen belli etti. Kokalovic'le uyumu önemli. Biraz ağır bir oyuncu olsa da tecrübesiyle ve nerede duracağını iyi bilmesiyle bu açığını kapatıyor. Ayrıca kaptanlık için doğru seçimlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Elvis Kokalovic: Savunmada liderliği ele almış ve bu rol ona çok yakışmış. Hücuma da elinden geldiğince destek olmaya çalışıyor. Top çıkarırken titiz olması güzel. Gelişigüzel toplarla çıkış yapmıyor. Ayağa oynamaya çalışıyor. Fizik kalitesi üst düzey. Bu ligi domine edeceği her halinden belli. Rıza ile beraber rakip forvetlere fırsat vermediler. Ayrıca hava toplarında da yeterince etkiliydiler.

İsmail Dinler: Garantici bir sol bek. Fahiş hata yapıp takımı yakacak bir oyuncu değil. Tehlike anında en garanti çözüm neyse onu yapıyor. Akmaz kokmaz. Hücuma çıkmayı pek tercih etmedi. Büyük ihtimalle sezon boyunca da benzer bir anlayışla sahada olacaktır. Biraz kilo vermesi lazım. İyi bir Ergün Teber'in İsmail Dinler'i kesebileceğini tahmin ediyorum.

Onur Cenik: Defansif orta saha olarak görev yaptı. Elinden geleni yaptığını söyleyebiliriz. Tabii ki bu pozisyonda direkt ilk 11 oynayacak bir oyuncuya ihtiyaç var fakat Onur da aslen stoper orijinli bir oyuncu olmasına rağmen defansif orta saha olarak ihtiyaç duyulduğunda üzerine düşeni yapabileceğini gösterdi. Top rakipteyken alan kapatma konusunda hataları olsa da gayretliydi. Top kendi ayağındayken ise riske girmeden, en yakınındaki oyuncuya oynamayı tercih etti. Aslında teknik kapasitesi uzun oynamaya ya da dikine pas yapmaya müsait. Daha çok çalışırsa bir şeyler olur.

Bekir Ozan Has: Takımın beyni konumunda. Savunmayla forvet arasındaki bağlantıyı oynadığı sürece başarıyla sağladı. Pas trafiğini çok iyi yönetti. Geçen seneki ağır sakatlığının ardından tekrar futbola adapte olmaya çalışıyor. Fizik olarak henüz yetersiz olsa da (45 dakikadan fazlası olmaz şu an) futbol zekasıyla takıma çok şey katıyor. İlk yarıdaki baskılı oyunun mimarlarından biriydi. Umarım ki yine bir sakatlık yaşamaz çünkü sağlam bir Bekir Ozan Has'ın takıma katkısı öngörülenden fazla olacaktır.

Recep Aydın: Forvet arkası olarak görev yaptı. Müthiş hırslı bir oyuncu. Sürpriz golcü olarak rakip ceza sahasına başarıyla sızdı ama son vuruşlarda bazı şanssızlıklar yaşadı. Gol atmayı çok istediği için bazı pozisyonlarda erken vuruş tercihleri yaptı. 3-4 gol tane çok net pozisyona girmesi bu sezon yapabilecekleri açısından fikir veriyor. Tercihleri de ideale yaklaştığı zaman katkısı olur. Bu isteği ve azmi koruması lazım. Ayrıca rakip savunmaya yaptığı baskı sayesinde de rakibin kolay kolay top çıkaramamasını sağladı. Motivasyonunu kaybetmemesi lazım. Konya'da sürekli oynamaması nedeniyle 90 dakikayı kaldıracak seviyede değil henüz. Oynadıkça daha iyi olur kanısındayım. 

İlhan Depe: Sol çizgide maça başladı ama oynadığı süre içerisinde gezgin bir rol üstlendi. Zaman zaman ortaya ve sağa da deplase oldu. Fiziksel olarak daha iyi seviyeye gelmesi lazım. Çok sert ikili mücadelelerden şu an için kaçıyor. Normalde tarz olarak rakibi sürati ve tekniğiyle geçen bir oyuncu. Sezonun çok başında olduğumuz için bu özelliklerini tam kapasiteyle kullanamıyor oluşu normal. Oynadıkça ve kondisyonu yerine geldikçe özgüveni de yerine gelecektir. Marius Alexe'ye attığı gol pası çok ince. Gerek Alexe'nin boşa kaçışını görmesi gerekse de pas kalitesi kusursuza yakındı. Çok yararlı olacağını düşünüyorum. 

Simon Zenke: Sağ ön tarafta maça başladı. Zaman zaman olumlu hareketlerinin yanı sıra eksikleri de göze çarptı. Takıma yaptığı en önemli katkı ön alanda top tutma konusundaki başarısıydı. Kolay kolay top kaybetmiyor ve rakip ceza sahası çevresinde topu muhafaza ederek takımın da rakip yarı alana yerleşmesi için zaman yaratıyor. En uçta oynarsa daha yararlı olabilir. Tipik bir kanat oyuncusu olmadığı için çizgiyi terk ederek içeriye kat ediyor. Fiziksel durumundan dolayı bazı pozisyonlarda ağır kalıyor ya da beli dönmediği için de topla yön değiştirmesi biraz zaman alıyor. Bu durumda da rakip savunmaya yerleşme ve karşılama fırsatı tanımış oluyor. Yani olumlu özellikleri de var olumsuz özellikleri de. İyi niyetli olduğundan şüphe yok ama dün görev aldığı bölgede daha iyi bir çözüm mümkün. 

Marius Alexe: Daha ilk maçtan klasını ve farkını ortaya koymayı başardı. Romanya'da ligler başlayalı birkaç hafta olduğu için fizik kalite açısından takımın en hazır futbolcusu. Tekniği ve oyun görüşü PTT liginin üzerinde. Nerede duracağını çok iyi bildiği için rahatlıkla pozisyona girebiliyor. Vuruşları da net. Dün savunmadan gelen 3-4 yüksek topu kafayla arkadaşlarına indirmeyi başardı. Girdiği pozisyonlar ve attığı golü de düşününce santrafor olarak gönül rahatlığıya görev verilebileceğini söylemek mümkün. Ayrıca ilk yarının ortalarında sol çizgide rakibi yakaladığı bir pozisyonda süratinin yardımıyla rakibi rahat bir şekilde geçerek tehlike yarattığı pozisyona da dikkat etmek gerek. Kendisini sol kenar forvet, merkez santrafor ve forvet arkası olarak kullanabiliriz. Bu çok yönlülüğü sayesinde hocanın elini zenginleştirecektir. Ayrıca maç içinde arkadaşlarını sürekli teşvik etmesi çok olumlu. Tam bir lider karakter.

Gökhan Alsan: İkinci yarının başında oyuna dahil oldu ve Bekir Ozan Has'ın yerinde görev yaptı. Daha çok rakibi bozma işlevini gördü. Top kullanırken risksiz tercihlerde bulundu. Bu da ilk yarıda kurduğumuz baskıyı ikinci yarıya taşıyamamamızdaki etkenlerden biriydi. Çok koştu. Enerjisiyle rakibe orta alanda rahat top yapma imkanı tanımadı. Diğer oyuncular gibi onun da zamana ihtiyacı var. Kullandığı frikik çok klastı. Henüz eksikleri olsa da takıma adapte oldukça sezon boyunca güvenilir bir alternatif olacak potansiyeli gösterdi.

Alpay Koçaklı: Yaşına göre muazzam bir oyuncu. Fiziksel gelişimi de gayet iyi yolda gidiyor. Kendisinden çok daha tecrübeli oyunculara karşı güçlü fiziğiyle direnç gösterebiliyor. Tecrübesizliği nedeniyle bazı top kullanma tercihlerinden hata var ama bunu aşmak için oynaması, şans bulması da şart. Takımda Alexe gibi futbolu çok iyi bilen bir oyuncunun bulunması onun için şans. Alexe'den çok şey öğrenmesi gerek. Yalnız bazı eleştirilecek noktaları da yok değil. Yeteneğinin ve potansiyelinin farkında fakat bu durum onda biraz egosal problemlere yol açmış. Biraz "oldum" havasında gibi geldi bana. İkinci yarının başlarında sağ çizgide bir faul pozisyonunda hakem düdüğü çaldıktan sonra topu hırsla dışarıya göndermesi ileride başına dert açabilir. Zaman zaman rakiple ve arkadaşlarıyla girdiği diyaloglar ve yaptığı jest/mimikler pek iyi sinyaller vermedi bana. Kullandığı serbest vuruşta çok iyi bir şut çıkardı ancak serbest vuruşu kendisinin kullanacağını arkadaşlarına söyleme şekli bile biraz fazla özgüvenli ve sert geldi bana. İçindeki istek ve hırsı öldürmeden biraz törpülenmesi gerekebilir. Geleceği çok parlak. Kaybedilmemeli...

Selim Kayacı: Sonlara doğru oyuna girdi. O da çok yönlü bir oyuncu. Orta sahanın ortasında ve savunmanın iki kanadından oynayabilir. Oyunda olduğu sürece doğru yerlere koşu yapması dikkatimi çekti. Fazla topla oynama fırsatı bulamadığı için tercihleri ve becerileri konusunda çok net fikirler verecek zamanı olmadı. Ama kadroda bulunması gereken, ihtiyaç halinde enerjisiyle katkı verebilecek ve gelişime açık bir oyuncu. Eğer kiraya verilecekse de iddialı ve oynayabileceği bir kulüp tercih edilmeli.

Son tahlilde takımı her ne kadar umut verici bulsam da eksikler malum. Forvet, forvet arkası, defansif orta saha, stoper ve sağ bek pozisyonlarına takviye yapmak gerekiyor. Forvete mutlaka yerli bir yedek oyuncu şart. Eğer yabancı forvet de alınırsa Alexe'yi daha etkin kullanmak mümkün olacaktır. Recep Aydın iyi bir forvet arkası oyuncusu ancak sezon uzun ve koca sezonu eksiksiz oynaması beklenemez. Buraya da imkan varsa mutlaka kaliteli, Muhammet Reis gibi bir oyuncu takviye edilmeli. Ezcümle, ben bu takımdan umutluyum.