31 Ekim 2011 Pazartesi

Başrolde Hakem / Fenerbahçe:1 Karabükspor:0


Bu hafta futbolseverler olarak kısmetimiz hakemlerden yana açılmış anlaşılan. Ya da hakemlerimiz Bünyamin  Gezer'in TRT'den aldığı parayı duyduktan sonra şuurunu kaybetmiş ve bir an önce hızlı yoldan şöhret peşinde koşuyor. Bugün, ne yazık ki yine hakemin gölgesinde bir maç izledik.

Maç hızlı başladı. Fenerbahçe de Karabükspor da maçın hemen başında net pozisyonlar buldu. Derken henüz 6. dakikada o anı yaşadık. Alex, Nikolic'le girdiği ikili mücadelenin ardından kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Pozisyonu maç esnasında izlerken kartı haklı görmüş, bunu da Twitter'da belirtmiştim. Alex'in bir dirseği var muhakkak. Ancak topu koruma niyetiyle dirseğini
kullanmış Alex. Rakibe vurmamış. Sadece onun yaklaşmasını engellemek üzere pozisyon almış. Maçtan sonra bir kez daha izleyince fikrimi bu şekilde değiştirdim. Kırmızının ağır olduğunu düşünüyorum.

Bu kırmızı kart, Karabükspor'a yarar diye düşünürken, tam tersini gördük ve Fenerbahçe inanılmaz bir futbol oynadı ilk yarı boyunca. Müthiş bir pas organizasyonuyla, Alex'in yokluğunu hissettirmeden oynadılar. İki hafta önce, Mersin İdmanyurdu Teknik Direktörü Nurullah Sağlam, Fenerbahçe'nin acıdan beslendiğini söylerken çok doğru bir noktaya parmak basmış. Alex'in gördüğü haksız karttan sonra motivasyonu artan Fenerbahçeli futbolcular, hakikaten bu sezon hiç olmadığı kadar hırslı oynadılar.

Fenerbahçe ne kadar iyiyse, Karabükspor da o kadar kötüydü. Özellikle ilk yarıda iki pası arka arkaya yapamadılar. Aslında takım geçen seneki takım. Önemli parçalardan bir tek Emenike yok. Ancak oynanmaya çalışılan futbol çok farklı. Yücel İldiz'in takımı, geçen seneki pas futboluna zerre yaklaşabilmiş değil. Sahada birbirinden ürkek, ne yaptığını bilmeyen bir oyuncu sürüsü var. Takımda ne eksik diyecek olursak, birçok mevkiye transfer gerek diyebiliriz. Ancak bence sorun biraz daha yukarılarda saklı. Bana kalırsa artık Karabükspor'da bazı isimlerin tartışılmaya açılması lazım. Dokunulmaz konumdaki bazı profesyoneller, artık şapkalarını önlerine koymalı ve takımı nerelere sürüklediklerini düşünmeli. Her maçtan sonra topu futbolculara atmak kolay, kolay olduğu kadar da boş. Fenerbahçe'yi 10 kişi yakalamışsan, hele de Alex kırmızı kart görmüşse, bunu değerlendireceksin. Oyunu satranç oynar gibi oynayacaksın. Müdahale edeceksin. Takım oynasın diye beklemeyeceksin. Neyse, bu konu uzar, yaz yaz bitmez...

İkinci yarıda topu ağırlıklı olarak oynayan takım nihayet Karabükspor oldu. Bunda Bilal'in oyuna dahil olması da etiliydi. Tabii asıl etkili olan ayrıntı da birkaç gün önce zorlu bir derbiden çıkmış olan Fenerbahçe'ni yorgunluğu oldu. Karabükspor topla oynadı oynamasına ama oyun Fenerbahçe'nin istediği seyirde ilerledi. Karabükspor'un bulduğu birkaç cılız şut şansında da Volkan gole izin vermedi. İkinci yarıda Bienvenu çıktıktan Fenerbahçe 9 kişi kaldı. Semih Şentürk, hiçbir şekilde sahada yoktu. Hatta rahatlıkla söyleyebiliriz ki, sahadaki en etkisiz oyuncuydu Semih. Tabii Semih'in etkisiz olduğu kadar Caner'in de takımı sürüklediğini söylemek lazım. Caner Erkin, müthiş bir dönem geçiriyor. Ve işin acı yanı, Caner mecburen kazanıldı. Eğer şike mevzuları çıkmasa Caner muhtemelen yedek kulübesinde Selçuk'la birlikte battaniye altında çekirdek çitleyecekti.

Maçın hakemine değinmezsek olmaz. Kırmızı kart pozisyonunda da bahsettiğim gibi hatalı bir karar verdi. Bu hata, maçın iplerini elinde kaçırmasına neden oldu. O da ipleri daha fazla kaçırmamak için kartlarını devreye sokmak zorunda kaldı. Hata üzerine hata yaptı. İlk yarı boyunca müthiş agresif davranan ve kartı çoktan hak eden Emre'ye sessiz kalması ve ikinci yarıda yoktan yere sarı kart göstermesi, ayrı bir komediydi. Kırmızı kart pozisyonundaki hatası, maç boyunca dengesiz kararlar vermesine neden oldu. Bu durum hiçbir tarafa yaramadı haliyle. İki taraf da hakemin bu yetersizliğinden dolayı zarar gördü.

Netice itibariyle, Fenerbahçe şartları da göz önünde bulundurunca değerli bir iç saha galibiyeti aldı. Takımdaki azim, hırs ve inanç camiaya mutlaka bir güven vermiştir. Karabükspor ise çok daha zor günler yaşamaya aday ne yazık ki. Bu kafayla işleri çok zor. Bazı yenilenmeler şart...

28 Ekim 2011 Cuma

Beşiktaş:2 Fenerbahçe:2 / Böyle Derbi Olurmuş!




Maç yazısı biraz gecikti, öncelikle bunun için özür dileyelim. Maçtan önce yazdığım yazıda hem play-off sisteminden hem de rakip takım seyircisi için alınan karardan ötürü derbinin keyifli olmayacağını düşündüğümü belirtmiştim. Biz yazıyı yazıp bloga koyduktan sonra, yetkililerin hepsi “bizim böyle bir kararla ilgimiz yok” açıklamasında bulundu ve kulüp yöneticileri rakip takım taraftarlarının da stada gelmesinin önünde engel olmadığını açıklamak zorunda kaldılar. Özellikle twitter üzerinden başlatılan “rakibime dokunma” ve “deplasmanıma dokunma” kampanyalarının da çok etkisi olduğunu söylemek mümkün...


Maçın başlamasıyla birlikte içeriye alınamamış olan çok sayıda Fenerbahçe taraftarı demir kapıları kırarak tribünlerdeki yerlerine gitmeye çalıştılar. Bu konuyla alakalı söylenecek çok şey var. İlk olarak Fenerbahçeli bazı taraftarların sahte biletlerle turnikeleri bozduğu iddiası. Fenerbahçe taraftarı Kadıköy, Kabataş ve Dolmabahçe olmak üzere 3 noktada aranıyor diye tahmin ediyorum. Bundan önceki derbilerde öyleydi en azından. Bileti olmayanlar Kadıköy'den vapura bindirilmiyor, yine bileti olmayanlar Kabataş'taki polis kontrolünü aşamıyor ve yine bileti olmayanlar stadta bulunan güvenlik çemberini delemiyor. Polisin bu kontrolleri nasıl yaptığı da sorgulanmalı eğer bu iddialar gerçekse.

Sonrasındaki sorun ise Fenerbahçe taraftarı ile ne kadar ilişkilendirilebilir bilmiyorum. Tek kapıdan, maça 1 saat kala, yaklaşık 2000 kişiyi sokmaya çalışırsan bunu başaramazsın. İnsanlar da maçın başlama düdüğünü duyduktan sonra oraya girerler. Kapıları kırarak, bariyerleri aşarak vesaire... Neyse ki Fenerbahçe taraftarının hiçbir kötü niyet taşımadığı ortadaydı. Ne saha içerisine koşan bir adam, ne Beşiktaş seyircilerinin olduğu yöne doğru yönlenen bir güruh, ne meşale, ne küfür! Tek sloganları “Vali istifa!”ydı. Bu da onların, dışarıda ne gibi zorluklarla karşılaştıklarının göstergesi aslında...

Bu arbede nedeniyle maç başlar başlamaz 3 dakika kadar durdu. Maçın başında top Fenerbahçe'nin hakimiyetindeydi. Beşiktaş 2. bölgede karşılıyordu Fenerbahçe'yi, Fenerbahçe de sadece topa sahip oluyordu. Yaratıcı bir oyun yoktu ortada. Derken Fenerbahçe savunmasının kaptırdığı bir top Beşiktaş'ın istemeden yaptığı paslar sonucu Simao muhteşem bir gol attı. Öyle muhteşem falan diyorum da aklınıza gelen tüm iyi sıfatları bu gol için kullanabilirsiniz. Tam Simao klasına yakışır bir gol oldu. Yiyeceksek golün böylesini yiyelim dedim maç esnasında. Müthiş de dedim. Babam sinirlenir sandım ama o da çok iyiydi dedi. Fenerbahçeliyiz tamam ama gol bir başkaydı anlayacağınız...

Sonra oyun yine Fenerbahçe'nin hakimiyetine geçti. İlk önce Caner'in getirdiği topta Gökhan Gönül'ün kafasını Egemen çizgiden çıkardı. Daha sonra Caner'in şutunu Cenk çok iyi çıkardı. Alex'in savunmanın arkasına attığı muhteşem topta, Bienvenu büyüyen kaleciyi görünce kendini sola attı ve karşı karşıya kaldığı pozisyonda sırf bu korku yüzünden iyi bir vuruş yapamadı. Yine de Cenk'in zamanında ve güçlü çıkışı önemliydi. Devre sonunda da Bienvenu'nun çıkardığı topta Alex'in vuruşunda Hilbert kendisini topun önüne atarak olası bir golü engelledi. İlk yarı da 1-0 Beşiktaş üstünlüğüyle geçildi böylece...

İkinci yarıya Beşiktaş iyi başladı. Mustafa'nın vuruşu direkten döndü ve fark açılmadı. Simao uzaktan vurdu, Volkan iyi kapandı... Bu atakları atlatan Fenerbahçe tekrar oyunun kontrolünü ele geçirdi. Ve bu ele geçiriş, bu sefer erken gol getirdi. Soldan Caner'in vurduğu top direkten döndü ve direkten dönen topu Alex boş kaleye göndererek skoru eşitledi.

Skor eşitlendikten sonra Beşiktaş'ta Quaresma, Fenerbahçe'de ise Ziegler kaleciyi geçemediler. Daha sonra rakiplerinden her pozisyonda çalım yiyen Bekir, Quaresma'dan yine yedi çalımı. Ve Quaresma'nın ortasında Almeida yaptığı kafa vuruşuyla Beşiktaş'ı tekrar öne geçirdi.

Kimsenin anlayamadığı Stoch – Caner değişikliği nedeniyle Fenerbahçe'nin sol kanadı da işlerliğini yitirmeye başladı. Stoch'un sol çaprazda, dar açıdan uzak köşeye vurduğu şut da sonuç getirmedi. Yine soldan Ziegler'in Semih'e attığı uzun topu Semih çok güzel indirdi Alex'in önüne. Alex Sivok'u geçti ama geçerken Sivok topa müdahele ettiği için top sürat kazandı. Cenk de zamanında çıkınca Fenerbahçe bir gol daha kaçırmış oldu.

Bundan sonra Beşiktaş oyunu tutma konusunda becerilerini göstermeye çalışsa da Fenerbahçe rakip alana yerleşmişti. Nitekim 88. dakikada kazanılan bir serbest vuruşta, bu sefer Cristian harika bir gol attı ve maç 2-2'ye geldi.

2-2 iyidir demedi iki takım da. Fenerbahçe Stoch'un içeri çevirdiği topta, Özer ile %100'lük bir gol pozisyonunu değerlendiremedi. Maçın sonunda da Beşiktaş serbest vuruştan tehlike yaratmaya çalıştı. Fakat Volkan'ın ellerinde eriyince bu atak, maç da 2-2 bitti...

Kıssadan hisse bir orada bir burada, çok iyi bir maç izledik. İki takım da kazanmayı denedi. Fenerbahçe daha çok takım görüntüsü verse ve daha çok pozisyona girdiyse de kaybedebileceği bir maç oynadı. Beşiktaş ise yıldızlarını nasıl kullanması gerektiğini gördü...

Fenerbahçe'de Gökhan Gönül, Mehmet Topuz, Bekir ve Bienvenu çok kötüydü. Beşiktaş'ta kötü bir oyuncu yoktu ama Hilbert hiç hücuma çıkamadı. Bunun nedeni de sahanın en iyisi olan Caner'di diyebiliriz...

Fenerbahçe kaybetmeme geleneğini sürdürüyor. Bu takım yenileceğine inanmıyor. Bu çok önemli. Ve geriye düşmesi, oyundan kopması anlamını taşımıyor... Kırılgan da değiller yani. Beşiktaş ise daha iyi olacak gibi görünüyor. Yine de yıldızlarının maç seçtiği iddiası gerçekse, işleri zor. Dünkü maçta da hücumda organize olduklarını söylemek zor çünkü...



Van'da yaşanan deprem felaketi için; taraftarların yaptığı sahaya atkıları atma eylemi de takdirlik... O atkılara çok ihtiyaç var Van'da...

Kısacası güzel bir futbol akşamı oldu ve bizim kuruntularımız boşa çıktı. İki takıma da teşekkürler!...

26 Ekim 2011 Çarşamba

Beşiktaş – Fenerbahçe / Ne Edeyim Böyle Derbiyi?




Lig Tv spikeri Can Karyağdı, Şenol Güneş'e bu maçı sordu... Cevap çok netti. Ne play-off ne de diğer takımlar umrumuzda değil dedi Şenol Güneş. Belli ki ligden geçmiş kendisi. Hepimiz biraz öyleyiz zaten. Dün alınan kararla da bu durum iyice pekişti. Artık normal sezonun lideri de Şampiyonlar Ligi ön eleme hakkını elde edemeyecek. Yani her şey play-offların sonucuna bağlandı... Ligi öylesine oynuyor takımlar. Bir şekilde çok büyük farklar yemeden ilk 4'e girmek yeterli olacak iddialı takımlar için...

Başlığın böyle atılmasındaki bir diğer sebep de, tribünlerde deplasman takımının seyircilerinin yer alamayacak oluşu. Kulüpler, il güvenlik toplantısında böyle bir karar almışlar. Hem de 60 liradan 1600 tane bilet satıldıktan sonra... Kimse bir gerekçe de göstermiyor. Karar aldık, o kadar!



Birileri, tepelerdeki birileri istediği gibi at koşturuyorlar. Sebepleri de tartışılır... Keyfi düzenlemelerin sonu gelmiyor... Yine de taraftarlık bağımızla izliyoruz işte maçları. Açıkçası yarınki maçın sonucunun beni nasıl etkileyeceği konusunda bir fikrim yok. Elbette Fenerbahçe'nin kazanmasını isterim ama kaybedersek de karaları bağlamam... Çünkü bu oyun, bizim(taraftarın) oyunumuz olmaktan çıktı. Tek değeri Beşiktaş'ı yenmek olan bir maç. Daha çok yeneriz ve yeniliriz nasılsa... O yüzden ilk defa bir derbi maçını çok sakin geçireceğim gibi duruyor.

Futbolcular, teknik heyetler ne hisseder bilmiyorum. Az da olsalar taraftarlarını göremeyecek ve kendilerini yalnız hissedecek bir Fenerbahçe olacak yarın. Bunun yanında ise puana daha çok ihtiyacı olan, yaklaşı 30 bin seyircisinin desteğini arkasına alacak olan bir Beşiktaş... Kısacası maç öncesinde oluşan psikolojik tüm faktörler Beşiktaş'ın lehine gözüküyor.

Beşiktaş taraftarının, kendi durumlarını unutup, Fenerbahçe'ye karşı yapmaları olası “şike”ye yönelik tezahuratlar belki takımı kamçılayabilir o kadar... Sanmıyorum Beşiktaş taraftarının bu işe bulaşacağını...

Biraz saha içine bakalım... Beşiktaş'ta Guti ve Fernandes'in kadroda olmayacağına dair haberler geldi. Ama bilgi net değil. Almeida ise kadroda... Rüştü, İbrahim, Ekrem yoklar. Bebe ve Ersan uzun süreli sakatlar... Fenerbahçe'de ise Volkan Demirel ve Mehmet Topuz iyileştiler. İlk 11'de olup olmayacakları belli değil. Serdar Kesimal bir antrenmana çıktı fakat hazır olmadığı için kadroda değil. Dia ve Serkan Kırıntılı sakat.

Muhtemel 11'ler:



Beşiktaş'ın çok da takım oyunu oynadığını söylemek mümkün değil. İlerideki yetenekli oyuncularıyla iş bitirmeye çalışıyorlar. Onlara da alan bırakmazsanız, Beşiktaş'ın çeşitliliği azalıyor. Fenerbahçe kağıt üzerinde Türkiye'nin en iyi beklerine sahip bana göre. Ziegler ve Gökhan çok fazla şans tanımayacaklardır Simao ve Quaresma'ya. Fenerbahçe'nin bir diğer avantajı da Caner ve Mehmet Topuz'un arkalarında oynayan beklerden yardımlarını esirgememesi. İsmail ve Hilbert hücumcu bekler lakin Fenerbahçe kanatları kapatmada oldukça başarılı.

Aynı zamanda Beşiktaş'ın kanatlarında savunma yetenekleri üst düzey olan birr oyuncu bile yok. Oyunun daha çok Beşiktaş kontrolünde geçeceği açık. Ama Fenerbahçe'nin hücumda kanatları kullandığı zaman etkili olması da çok olası. Gökhan ve Ziegler çok fazla boş kalabilirler. Orta sahadan gelecek yardımlar için de bu sene çok iyi olan Cristian ve Emre'nin iyi iş çıkarmaları gerekir...

Bienvenu bu maçta patlama yapabilir. Sivok çok ağır bir oyuncu değil ama geçen sene Niang ve Dia'nın yaptıklarını hatırlayalım. Benzer bir etkiyi yapabilecek tek oyuncu Bienvenu. Egemenle kalırsa işi zor ama Sivok ya da Sidnei'i yakalarsa basıp gidebilir.

Beşiktaş'ın gol bulma şansını da en ileride oynayan oyuncunun, Bekir'i teke tekte yakalaması ihtimaline bağlıyorum. Fenerbahçe abuk sabuk hatalar yapmazsa kolay kolay pozisyon verecek gibi durmuyor.

Aurelio 60. dakika civarı fizik olarak düşmeye başlıyor. Necip de öyle. Alex'in ilk yarıda çok etkisiz olma ihtimali yüksek. Bunu yanlış değerlendirmemek lazım. Yine geçen seneyi hatırlayalım. İkinci yarının ortalarından itibaren sahneye çıkabilir kaptan...

Yedeklere bakınca da Beşiktaş'ın Mustafa ve Holosko gibi kozları var. Mustafa en çok çekindiğim oyuncu açıkçası. Veli'den de ümidim yok gelecek adına. Fenerbahçe'de ise Stoch ve Semih skora etki yapabilir. Sezer ve Özer de oyunun temposunu değiştirebilir. Sezer'in 18'e girebileceğini düşünmesem de...

Fernandes veya Ernst'ten biri yedek kalacak Beşiktaş'ta. Ernst takım disiplini, Fernandes de yaratıcılık anlamında önemli silahlar... Fenerbahçe skoru elde ederse Selçuk ile orta sahayı kalabalıklaştırabilir ve 4-3-3'e dönebilir. Orhan Şam bu maçın kadrosunda olacaktır. Sağ kanatta bir aksama olursa, savunma özellikleri ön planda bir oyuncu olduğu için değerlendirilebilir...

Fi Yapı İnönü Stadı'ndaki maç 20:30'da...


23 Ekim 2011 Pazar

Fenerbahçe: 0 Samsunspor: 0 / Her Yer Karanlık!



Önce 24 denilen ama daha fazla olduğu tahmin edilen asker ölümü, sonra Van'da yaşanan deprem felaketi ile kapkara bir hafta geçirdik memleket olarak. Bu karanlık tabloyu daha da karartan gelişmeler de olmadı değil. Elazığ'da faşistlerin köy basmaları, Deniz Feneri sanıklarının acilen salınıvermeleri, geçen hafta yapılan zamların unutulması vesaire...

Yukarıdan, içeriden, dışarıdan birçok darbe aldı memleket. Hayat devam ediyor demek lazımdı, dedik... Televizyondaki birçok canlı yayın iptal edilse de maçlar oynanmaya devam etti... Taraftarların, oyuncuların akılları hep yaşananlardaydı. Öfkelerini, tepkilerini belki biraz da fazlaca fakat anlaşılır bir şekilde gösterdiler. Sonuç: 1 maçı oynanmamış Süper Lig'in 7. hafta müsabakalarında Kayserispor - Sivasspor maçı haricinde futbola dair güzellikler bulduğumuz her hangi bir maç olmadı...

Fenerbahçe - Samsunspor maçı atmosfer olarak diğer maçların biraz daha ötesinde futbolun dışında kaldı. Malum deprem olayı bugün yaşandığı için kitlelerin üzüntülerinin dağlanması bu maça denk geldi. Taraftar takımını destekleyecek, oyuncular futbol oynayacak, ben maçı izleyecek ve yazacak moral-motivasyonu yakalayamadık...

O yüzden kısa keselim. Sadece arşivimizde bulunsun. O iyi oynadı, bu kötü oynadı diye bir yorum yapmak yersiz kaçabilir. Kimsenin psikolojisini tahlil edemeyeceğimiz günlerdeyiz. Fenerbahçe'nin maçın büyük bölümünü rakip yarı alanda ve baskı kurarak oynadığını fakat golü bulamadığını söyleyelim. Samsun da etkili kontra-ataklar yapamayınca gol izleyemedik biz de...

Umarım yarın ki Mersin - Beşiktaş maçı biraz olsun seyir zevki yüksek geçer. Bir yerlerden motivasyon kaynağı yaratmamız şart...

İlk önce kaç asker şehit olduysa; hepsinin, ailelerinin ve yakınlarının başları sağolsun! Bunu tepki çekeceğimi bilerek söylüyorum ama bu topraklar üzerinde; emperyalizmin örgütlediği ve sürdürdüğü çirkin savaşta yaşamını kaybeden tüm halkların gencecik çocuklarının, ailelerinin ve yakınlarının başları sağolsun! Bugünkü depremde hayatını kaybeden herkesin, ailelerinin ve yakınlarının başları sağolsun... Bu yaşanan olaylarda yaralanan veya hasar gören tüm insanlara da acil şifalar dilerim!

16 yaşındaki bir kızın, bir gazeticiye mektubunda belirttiği aklı yakalamanın zamanı gelmiştir artık! Annem Türk, babam Kürt diyor kız. Ne annemden geçerim, ne babamdan... Bu ülkenin bir tane çakıl taşından vazgeçmeyiz deniyor ya hani. O çakıl taşlarının üzerinde insan yaşamayacaksa, yaşayan insanlar değer görmeyecekse bu vazgeçmeyişin hiçbir anlamı olmadığını görelim... Evet, vazgeçmeyelim. Bu topraklarda bir arada yaşamaktan!

Her yer karanlık!!!


22 Ekim 2011 Cumartesi

Köylü Kurnazı'ndan İnce Tehditler


Bugün Bursaspor ve Trabzonspor, Bursa'da karşı karşıya geliyor. Haftanın en zorlu ve mücadele dozu yüksek maçlarından biri olacak. Bu kesin. Ancak maçın önüne geçen ve maçtan daha fazla konuşulması gereken şeyler yaşanıyor ne yazık ki.

Trabzonspor, Bursaspor'dan transfer ettiği Volkan Şen'i bu deplasmana götürmedi. Aslında bu durum, ülkemizde sıklıkla rastladığımız bir durum. Ancak burada bir fark var. Biz bu gibi uygulamalarla daha çok kiralık transferlerde karşılaşıyoruz. Kiralık da olsa doğru bulmuyorum ancak dünyanın birçok yerinde de uygulandığı için bir yere kadar doğal buluyorum aslında böyle "futbolcu oynatmama" hadiselerini. Trabzonspor'la Bursaspor'un Volkan Şen transferindeki anlaşmasının kiralık olmaması ise işin bambaşka bir boyuta doğru gittiğini gösteriyor bizlere. Volkan Şen, artık Trabzonspor'un futbolcusu. Bursaspor'la kağıt üzerinde hiçbir bağı yok. Ancak bugün Bursa'da mücadele edecek bordo mavili oyuncular arasında, hiçbir sakatlık ve cezası olmamasına rağmen yer almıyor.

Bu kararın arkasında Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı ve Trabzonspor Başkanı Sadri Şener'in, transfer pazarlıkları esnasında kağıda dökmedikleri, aralarında sözlü bir anlaşma olarak kalan mutabakatlarının olduğu söyleniyor. Sadri Şener ise bu kararı kendiliklerinden aldıklarını savunuyor. Tamamen bulanık bir görüntü var ortada anlayacağınız. Üstelik Sadri Şener, bu mide bulandırıcı durumu bir adım daha ileri götürüyor ve işi inceden tehdide vardırarak mevzunun ucunu Galatasaray ve Selçuk İnan'a
kadar vardırma cüreti gösteriyor. Yaptığı açıklamalar aynen şu şekilde:
"Mesela ben Galatasaray'ın yerinde olsam Trabzon'daki karşılaşmada Selçuk'u oynatmam. Bu doğru bir şey mi diye sorarsanız, 'hayır' derim. Ancak futbolcunun karşılaşabileceği yoğun tepkiyi önlemek için bazen böyle davranmak gerekebilir"
Bu cümlenin anlamı kesin ve nettir. Bunun yorumu, algılama farkı, eğimi bükümü yoktur. Görüldüğü üzere Sadri Şener, Galatasaray Spor Kulübü'nü ve futbolcu Selçuk İnan'ı alenen tehdit etmektedir. Bu konuda federasyonun, emniyetin ve en başta da Galatasaray yönetiminin gerekli girişimleri yapması gerekmektedir. Bunun iyi niyetle falan alakası yoktur. Bu resmen işgüzarlık ve kimse de kusura bakmasın ama eşkıyalıktır.

Bursaspor ve Trabzonspor, kendi aralarında bu etik dışı anlaşmayı yapmış olabilirler. Bana sorsan bugün Volkan Şen'in oynamaması şike kapsamına bile girer. Ancak yorum meselesidir. "Şikeyle ne alakası var" diyene saygı duyarım. Ancak Sadri Şener'in bu kendini bilmezce açıklamasına ve Selçuk'u hedef göstermesine kılıf uydurana da "hadi ordan" der geçerim.

Türk futbolu ne yazık ki bu zihniyetin boyunduruğu altında. Trabzonspor, Şenol Güneş ve futbolcularının yüksek mücadele gücü ve azimleriyle buralara geldi. Sadri Şener kafasındakilere kalsa şimdiye çoktan orta sıralarda sürünüyorlardı. Ben de takdir ediyorum bordo mavili takımı ve teknik kadroyu. Ancak yönetim halen aynı kafaymış, bunu görmek üzücü...

21 Ekim 2011 Cuma

Ekrana Göz Kırpan Hakem / Antalyaspor:0 Galatasaray:0


İki gün üst üste birbirine benzer iki maç izlemiş olduk. Benzerlik, anlaşılmazlıklardan, amaçsızlıklardan geliyor. Galatasaray, Antalyaspor karşısında en azından Beşiktaş'ın Dinamo Kiev'e karşı oynadığı kadar amaçsız ve ne yaptığı anlaşılmaz bir oyun ortaya koydu.

Antalyaspor'un amacı belliydi. Oynatmamak ve beraberliğe yatmak için şartlanmışlardı sahaya çıkarken. Bu koşullanma, zaten sınırlı olan hücum çeşitliliklerini sıfıra indirdi. Normalde Tita ve Necati Ateş'in ayaklarına bakan takım, iyiden iyiye kabuğuna çekildi ve tüm enerjisini rakibin oyununu bozmaya adadı. Ancak Galatasaray da çok ses çıkaracak halde değildi. Kazım ve Engin'in yokluğunu fazlasıyla hisseder bir halde çıkmışlardı sahaya. Sevmeyenleri, yetersiz görenleri çoktur ancak Kazım ve
Engin'in yokluğunda bugün Galatasaray'daki en büyük eksik, ileriye top taşıyacak ve oyunu o bölgede şekillendirecek yaratıcı orta saha eksikliğiydi. Selçuk da Melo da rakip ceza sahası çevresinde çok görünmediler, ayrıca zaten görünemezler. Onların işi orta saha çünkü...

Fatih Terim, Kazım ve Engin olmayınca sahaya Eboue ve Baros'u sürdü. Hatta yabancı kontenjanı nedeniyle Riera'yı da yanına aldı ve Aydın Yılmaz'la maça başladı. Evet, maalesef Aydın Yılmaz... Gerçekten enteresan bir çocuk. Ondaki talih kimsede yok. Böylesi silik ve etkisiz olup da bu kadar uzun süre Galatasaray kadrosunda yer almak bambaşka, bizim bilmediğimiz bir maharet istiyor olsa gerek. Bugün, Aydın yine her zamanki gibi uyuşukluğun doruklarındaydı. Ve işin acı yanı da iki eksik olduğunda Galatasaray'da maça başlayacak adamların arasında Aydın'ın yer alması herhalde. Yekta Kurtuluş'un nesi beğenilmez, onu hiç anlayamıyorum işte. Aydın ve Eboue'nin olduğu forvet arkası hattı, hem yaratıcılık hem de bitiricilik bakımından çok yetersiz kaldı. Saha içinde kimin nerede olması gerektiği hiç net değildi mesela. Böyle olunca, rakip ceza sahası etrafında organize olunamadı. Buna  Baros'un zamansız sakatlığı da eklenince, maç iyiden iyiye tatsız bir hal aldı.

Baros'un sakatlığından bahsetmişken, onun da sonradan oyuna girip yaptığı katkılara rağmen henüz ilk 11 başlayacak seviyede olmadığını söylemek gerek. İkinci yarının başında oyuna girse muhtemelen daha etkili olabilirdi. Hem tam olarak hazır değildi hem de sürekli bileğine tekme sallayan bir Ali Turan'la savaşmak zorunda kaldı. Sonuçta da sakatlanarak oyundan çıkmak zorunda kaldı.

Antalyaspor'un beraberliğe yattığından bahsetmiştik. Ancak az kalsın son anda kendilerine üç puanı getiren golü atıyorlardı. Burada Muslera'yı kutlamak gerek. Maç boyu kendisine top gelmemesine rağmen, maçın içinde kalmayı başarmış. Konsantrasyonunu muhafaza etmiş. Bu arada Antalyaspor'un oyun tarzının da kendi açısından realistçe olduğunu belirtmek lazım. Galatasaray'ın üzerine gitmeyi deneselerdi kötü bir mağlubiyet alabilirlerdi. Mehmet Özdilek, takımın kadro yapısına uygun bir taktikle sahaya çıktı bugün. Ve onun verdiği taktik de başarıyla uygulandı.

Maçın bu sonuçla bitmesindeki en önemli etkenlerden biri de hiç şüphesiz ki hakem. Yunus Yıldırım, bugün berbat bir yönetim sergiledi. Bünyamin Gezer'in yorumculuktan kazanacağı aylık 25 bin TL'yi duymuş ki niyeti bozduğunu bugün açık açık belli etti. Maç içinde Antalyasporlu futbolcuların gereksiz sertlikleri ve vakit geçirme çabalarına sessiz kaldı. Maçı da çok eksik oynattı. Bakalım ne zaman doğru düzgün bir hakem yönetimi göreceğiz.

STSL Maç Tahminleri / 7.Hafta (21-22-23-24 Ekim 2011)



Antalyaspor - Galatasaray

Haftanın açılış maçı, şüphesiz ki çetin bir mücadeleyle geçecek. Galatasaray'da sakatlıkları devam eden Kazım ve Engin çok yüksek ihtimalle oynamayacaklar. Antalyaspor'da ise Doğa'nın hafif sakatlığı var. Minev soğuk algınlığı geçirdiği için dünkü çalışmalarda yer alamamış. Ki zaten daha çok Musa Nizam'ı tercih ediyor Mehmet Özdilek. Antalyaspor kendi evinde etkili bir takım ancak son haftalarda düşüşteler. En büyük kozları her zamanki gibi Necati Ateş. Bu maçta Galatasaray'ın en büyük avantajı kötü oynarken bile galip gelmeyi öğrenmesi olacak. Ancak Kazım'la Engin'in yoklukları taktiği ve dizilişi etkiler. Milan Baros'u sahada görebiliriz. O zaman Elmander'le çift forvet mi oynarlar yoksa Elmander sağa mı geçer bilmiyorum. Bu bakımdan bir aksama olabilir. 6 yabancı kuralından dolayı Riera kenara çekilebilir. Galibiyet tahminin yapmak kolay değil. Antalyaspor son dönemde Galatasaray'a karşı hep dirençli oldu zira. Toplam 2-3 gol seçimi tercih edilebilir.

Eskişehirspor - Manisaspor

Skibbe'nin artık kazanmaya ihtiyacı var. Eldeki kadro iyi. Başlangıç da iyi yapılmıştı ancak sonra ne olduysa oldu, o hücumcu takım birden durdu. Manisa da çok iyi durumda sayılmaz. Geçen hafta kazandılar ancak ne çektiklerini bir de onlara sormak
lazım. Şans faktörü yanlarındaydı. Bu maçta Eskişehirspor'da Diomansy Kamara ve Veysel Sarı kart cezalısı oldukları için yer alamayacak. Manisaspor'da ise Simpson cezalı, Makukula ise sakat. Simpson'ın yokluğu etkiliyor Manisaspor'u. Eskişehirspor artık galibiyet almalı. Alacak gibi de görünüyor.

Karabükspor - İBB

Karabükspor, hafta itibariyle hiç beklemediği bir yerde. Takımda Deumi, İlhan Parlak, Mehmet Çakır ve Luton Shelton halen daha sakat. Shelton belki oynayabilecek duruma gelebilir. Hazırlık kampında yıldızlaşan ancak haftalardır sakat olduğu için forma giyemeyen Sinan Kaloğlu bu maçta kısa da olsa bir şans bulabilir. Yücel İldiz'in hücumda ne gibi bir varyasyon deneyeceğini merak ediyorum. İBB'de ise Can Arat ve Ali Güzeldal bir süredir sakatlık sebebiyle oynayamıyor. Hasagic de en son milli maçta sakatlanmış ve ligde oynamamıştı. Bu maçta forma giyer mi giyemez mi bilmiyorum. İBB'nin bu tarz maçlarda sıkıntı yaşadığı bir gerçek. Karabükspor'un üzerindeki baskı da bir gerçek tabii. Savunmada yaşanan sorunlar ve bu savunmanın bu maçta Doka-Visca-Webo üçlüsüyle gireceği mücadele çok önemli. Ben bu maçta karşılıklı goller olacağını düşünüyorum. Galibiyete yakın olan taraf da İBB gibi görünüyor ancak Karabük'ün alacağı iyi bir sonuç da hiç şaşırtıcı olmaz.

Bursaspor - Trabzonspor

Haftanın en zor maçlarından biri bu olacak. Keyifli bir mücadele olabilir. Bursa'da Bangura ve Emre Pehlivan'ın sakatlıkları geçmiş durumda. Ancak maç eksikleri nedeniyle tercih edilmeme olasılıkları büyük. Emre Pehlivan zaten yedekti ancak Bangura'nın durumu burada önem arz ediyor. Trabzonspor'da ise Robert Vittek, Barış Özbek, Piotr Brozek, Sezer Badur ve Barış Ataş'ın sakatlıkları devam ediyor. Paulo Henrique ise iyileşmiş ve takımla çalışmalara başlamış bile. Ancak maç eksiği vardır muhakkak. Bursa'ya karşı çıkıp 90 dakika yüksek tempoda oynayabilecek durumda olmadığı kesin. Bu karşılaşmada da Burak Yılmaz imzası görebiliriz. Bursa savunması iyi isimlerden kurulu olsa da henüz istenen düzeyde değil. Ancak Batalla hücumda takımı çok iyi yönetiyor. Sestak'tan da her an bir patlama gelebilir. İki taraf da gol bulur ve maç üste taşınır gibi bir görüntü var şu an genel itibariyle.

Ankaragücü - Orduspor

Ankaragücü'nde Ergin Keleş'in hafif sakatlığı var. Uğur Uçar sarı kart cezalısı. Ziya Doğan da PFDK'dan aldığı tek maçlık ceza nedeniyle maçı tribünden izleyecek. Takımda Murat Duruer, Mehmet Çoğum ve Serdar Özkan'ın da sakatlıkları vardı en son. Murat ve Serdar'ın oynama ihtimalleri mevcut. Orduspor'da ise tek eksik, sezonu kapattığı söylenen Numan Çürüksu. Ben bu maçta Ankaragücü'nün bir sürpriz yapacağını tahmin ediyorum. Artık kazanabilecek dirence ulaştılar ve taraftar desteğiyle bu mümkün. 

Kayserispor - Sivasspor

Kayserispor'da tek sakat Franco Cangele. Eren Güngör ve Jonathan Santana da kart cezaları nedeniyle oynamayacaklar. Savunmada İlhan Eker'i görebiliriz. Sivasspor'da ise tek eksik Murat Akça. Bu maçta Kayserispor'u daha şanslı görüyorum. En azından son haftalardaki durumlarına bakarsak daha formda oldukları söylenebilir. Sivas son iki maçta kazanamadı. Kayserispor'u şanslı görsem de maçın 2,5 gol altı bir skorla biteceğini tahmin ediyorum. 

Gaziantepspor - Gençlerbirliği

Gaziantepspor'da bu zamana kadar fazla forma şansı bulamayan Çetin Güngör sakat. Takımı çok etkileyecek bir sakatlık değil tabii bu. Gençlerbirliği'nde ise kaleci Özkan Karabulut bu maçta da yok. Burak Özsaraç'ın kaburgasında bir sorun var. Hurşut ve Efşan da hafif sakatlıkları nedeniyle düz koşu yapmışlar. Gaziantepspor'un bu maçta kendi sahası olmasının da avantajını kullanarak galip gelmesini bekliyorum. 

Fenerbahçe - Samsunspor

Fenerbahçe'de Mehmet Topuz, Serdar Kesimal ve Volkan Demirel'in tedavileri sürüyor. Yetişen olur mu göreceğiz. Gökhan Gönül takımla çalışmaya başlamış. Ancak Mert Günok sakatlanmış. Bu maça A2 takım kalecisi Erten Ersu ile başlama ihtimalleri var. Samsunspor'da ise Selim Teber'in sakatlığı vardı en son. Bu maçı Fenerbahçe'nin kazanacağını düşünüyorum. Fazla zorlanmadan alırlar.

MİY - Beşiktaş

Mersin'de Nobre ve Hakan Arıkan'ın maça yetişme ihtimalleri düşük. Yedek kaleci Sehiç'in, Hakan Arıkan'ın yerini dolduracağını düşünebiliriz ancak Nobre'nin yokluğu Mersin için büyük eksik. 5 maçta 5 gol kolay bir iş değil. Nobre'nin durumu maç saati belli olacak netice olarak. Rakip Beşiktaş çok formsuz ve moralsiz. Kendi sahalarında oynamaları, MİY için büyük avantaj. Ev sahibinde İbrahim Kaş ve Andre Moritz'in kart cezaları nedeniyle oynamayacaklarını da hatırlatalım. Savunmada Çağdaş Atan oynayabilir. Beşiktaş'ta ise bildik sakatlar Ersan ve Bebe'nin dışında Guti ve Almeida da sakat. Tabii son anda iyileşip oynama durumları da söz konusu olabilir. Ancak özellikle Almeida Fenerbahçe'ye karşı çok gerekli olduğu için riske edilmeyebilir. Siyah beyazlılarda Carvalhal sıkıntlı durumda. MİY ve Fenerbahçe maçlarından gelecek kötü sonuçlar Portekizlinin biletini kesebilir. Çok zor bir mücadele olacak. Bu maçta 2,5 gol barajı aşılır diye düşünüyorum.


18 Ekim 2011 Salı

19 Ekim 2011 Şampiyonlar Ligi İddaa Tahminleri



Arada bir bulaştığımız iddaa tahminlerinde başarılı sonuçlar elde etsek de bu işi yazıya dökmek çok meşakatli olduğundan bu köşeyi sürekli hale getiremedik bir türlü. Fakat bu gece yaşadığım uyku sıkıntısının sabah saatlerine dek sürmesi üzerine; bu vakti değerlendirmek açısından iddaa tahminlerini paylaşmanın güzel olabileceği kanısına vardım. Düne oranla maçlar çok cazip olmasa da; aklımızın erdiğince yorumlarımızı söyleyelim...

E Grubu:

584 Chelsea – Genk: Chelsea yavaş yavaş formunu buldu diyebiliriz. Önce Bolton'ı deplasmanda 5-1 sonra da Everton'u kendi sahalarında 3-1 ile geçerek gözdağı verdiler İngiltere'de. Şampiyonlar Ligi'nde de Leverkusen'i 2-0 ile geçmişler, Valencia deplasmanından 0-0 ile dönmüşlerdi. Villas – Boas savunma işini daha sıkı tutuyor Avrupa arenasında. Genk'in de son 3 resmi maçını kaybettiğini söyleyelim. Leverkusen ve Anderlecht maçlarında gol dahi atamadılar. 1.05'lik Chelsa tercihi elbette ki tatminkar değil. 1.40'tan handikaplı Chelsea galibiyeti ya da Chelsea'nin savunma performansına güvenerek 1.60'tan karşılıklı gol yok seçeneği değerlendirilebilir.


585 Leverkusen – Valencia: İki dengesiz takımın mücadelesi. Valencia'nın son 8 maçının 7'si alt bitmiş fakat karşıda Levekusen varken alt oynamak çok da kolay değil. Hem çok kolay gol yiyebiliyorlar hem de bazen skoru tek başlarına rahatça üste taşıyabiliyorlar. Genk – Valencia maçını hatırlarız. Tüm yorumcular kg var seçeneğini banko olarak değerlendirmişti fakat maç 0-0 sonuçlanmıştı. Burası Şampiyonlar Ligi ve savunmaların sertleşmesini beklemek yersiz olmaz. Kontrollü başlayacaklarını tahmin ederekten ilk yarı beraberliği seçeneğinin 1.95 orandan değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Bana yakın gelen bir diğer alternatif seçim detoplam gol sayısının 2-3 aralığında kalabileceği. Bu seçimin de oranı 1.70.


F Grubu:

586 Marsilya – Arsenal: İddaa bu maçın MBS'sini 1 olarak belirlemiş. Aslında iyi etmiş ama seçim yapmak o kadar zor ki. Arsenal ligde oynadığı 4 deplasman maçının 3'ünü kaybetmiş diğerinde berabere kalmış. Şampiyonlar Ligi'nde Borussia Dortmundla deplasmanda 1-1 berabere kaldılar. Bu sezon bir deplasman galibiyetleri yok yani. Marsilya da 2 maçta 6 puan yaptı. Özellikle içerde aldıkları 3-0'lık Dortmund galibiyetleri tamamen şans eseriydi. Zaten onlarında ligde yaptıkları 10 maçta sadece 1 galibiyetleri var bu sene. Marsilya buradan alabileceği 1 puanla üst tur için çok önemli bir avantaj sağlar. Arsenal de ikinci maçı içeride oynayacağız nasılsa diye düşünerek beraberliğe razı gelebilir. Sürprize yönelmekte fayda var. Beraberliğin oranı 3.10. Biri kazanacaksa da bunun Arsenal olacağını düşünüyorum. 02 çifte şans seçiminin oranı 1.38. Sürprizi bırak adam gibi oran ver diyecek olursanız da toplam gol 2-3 tercihini öneririm yine. Oranı 1.70.

588 Olympiakos – Borussia Dortmund:Puansız Olympiakos, 1 puanlı Dortmund'u ağırlıyor. Kendi liginde fena değil Yunan temsilcisi ama bu arenada puan yüzü göremediler. Dortmund'un ise son haftalarda form grafiği yükseliyor. Yine de Şampiyonlar Ligi tecrübesi çok değil Alman ekibinin ve deplasmanda zorlanmalarını bekleyebiliriz. Tek seçimim Şampiyonlar Ligi'nde genel olarak elde edilen skorlara binayen toplam gol 2-3 seçeneği. Oranı 1.70.

G Grubu:

589 Porto – Apoel: Apoel 2 maçta 4 puan yaparak şaşırttı herkesi. Porto ise 3 puanda. Çok uzatmaya gerek yok. Burdan sonra tecrübe konuşur. Çok iyi olmayan CSKA'nın, 4 puanlı Trabzonspor'u nasıl yendiğini gördük. 1.15 elbette kesmez. Bu sebeple ilk yarından Porto seçeneği 1.40 oranıyla cazip duruyor. Handikaplı Porto galibiyetinin oranı da 1.65...

590 Shakhtar – Zenit: Shakhtar henüz galibiyet alamadı Şampiyonlar Ligi'nde. Zenit'in ise 3 puanı var. Zenit'te Kherzakov'un sakatlığına Anyukov da eklenmiş. Hücum hattı epey hasar almış gibi duruyor. Lucescu kendi sahasında bir galibiyet alacaktır artık. En azından maça bu hırsla başlayacaklarını düşünüyorum ve yüksek orandan ilk yarı Shakhtar galibiyetini öneriyorum. Oran 2.45.

H Grubu:

583 Barcelona – Plzen: İddaa +2 handikap vermiş bu maç için. Yani Barcelona'nın galip sayılabilmesi için, rakibini en az 3 golle yenmesi gerekecek. Bu durum alternatif bahislerin de ortadan kalkmasına neden olmuş. Yani iki seçenek var önümüzde. Barcelona 3 fark atar mı, atamaz mı. Bence atar. Barcelona seçiminin oranı 1.30. Oynamaya değer mi siz karar verin... 2 fark atacağını düşünenler 5.00 oranı kaçırmasınlar...

587 Milan – Bate: Milan'ın da oranı 1.05. Milan'ın son lig maçlarına ve Plzen maçındaki oyununa bakarak yönelebileceğim tek seçim Milan'ın gol yemeyeceği üzerine oluyor. Karşılıklı gol yok seçeneği bu maç için oynanabilecek tek seçimmiş gibi duruyor. Oran 1.65... 2'den 3'ten fazla gol atamaz Milan diye düşünenler için de ki bu düşünceleri çok mantıklı, toplam gol 2-3 seçeneğinin oranı 1.90...

Ne çok 2-3 gol seçeneğini seçmişsin diyenler olacaktır. Dün gece oynanan 8 maçın 6'sının 2-3 gol aralığında bittiğini ve bunun Şampiyonlar Ligi'nde çok sık yaşandığını hatırlatalım...

Herkese bol şanslar...

Sırf Gurbetçi Diye Umut Bağlananlar / Vol.2


Bu seriye başlamadan önce, doğal olarak bir isim araştırması yaptım ve önüme umduğumdan da fazla gurbetçi futbolcu çıktı. Ne kadar çok parlamaya hazır genci buraya getirip hem onları hayal kırıklığına uğratmışız, hem de kendimiz aradığımızı bulamamışız. 

İnsan bir yandan da "acaba bu oyuncuların hepsi gerçekten de bu kadar kötü müydü?" diye sormadan edemiyor. Ben de sordum ve bir cevap buldum kendime göre. Bence bu oyuncular aslında bu kadar kötü değillerdi. Sadece acele edildi ve gelişme süreçleri yarıda kesilerek Türkiye'ye getirildiler. Hepsinin de öğrenecek daha çok şeyleri vardı. Olgunlaşmamışlardı. Olgunlaşınca çok şey
yapabileceklerini vaat ediyorlardı ancak henüz potansiyellerini tam olarak kullanabilecek kadar öğrenmemişlerdi. En azından çoğu için böyle düşünüyorum.


Suat Usta, Türkiye'ye gelmeden önce bir menajerlik oyunu efsanesi olarak tanınıyordu. Abisi Fuat Usta (kendisinden büyük bir ihtimalle serinin başka bir yazısında bahsedeceğiz ancak blogta bu linkten ulaşabileceğiniz onunla ilgili ayrıca bir yazı daha var) bir dönem Beşiktaş'ta oynamıştı ancak Avrupa futbolunu yaıkından takip edenlerle CM fanları merakla PSV Eindhoven alt yapısında yetişen küçük kardeş Suat Usta'yı bekliyordu. Dile kolay, PSV Eindhoven Hollanda'nın en önemli kulüplerinden birisiydi ve Suat da bu kulübün alt yapısında yetişip profesyonel olmuştu. Herkes ondan parlak bir Avrupa kariyeri beklerken, 2002/03 sezonunun devre arasında dönemin Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, onu kolundan tutup Türkiye'ye getirdi. Kariyerinin henüz başında olan ve başarılı olacağı tahmin edilen bir oyuncunun erkenden Türkiye'yi tercih etmesi aslında kuşkuyla karşılanabilecek bir durumdu ancak gelen isim bilgisayar oyunlarının wonderkid sınıfından bir futbolcu olunca bu durum pek de sorgulanmadı. 

O dönemde henüz 21 yaşında olan oyuncu, geldiği ilk dönemlerde takıma girmekte zorlandı. Fatih Terim kendisine zaman zaman şans veriyordu ancak ilk 11'de düzenli olarak oynama fırsatını elde edememişti. Herkes ha oldu ha olacak diye bakarken Suat kendi içinde tutarlı, ancak kariyerini Galatasaray'da sürdürmek için yetersiz bir çizgi tutturdu. Zaman zaman forma buldu. Bazen çok başarılı hareketler yaparak ışık verdi, ama ardından yaptığı her hatayla bir önceki olumlu hareketi başarıyla unutturdu. Derken doğal süreç işledi ve Suat Usta'nın Galatasaray'dan ayrılma vakti geldi. Bu süre zarfından sarı kırmızılı formayla tek bir gol attı. O da memleketinin takımı Trabzonspor filelerine gitti. Suat Usta, daha sonra TFF'nin dergisine verdiği röportajda Galatasaray günlerini özlemle andığını, o dönemde zaman zaman kendisini saldığını ve bundan büyük pişmanlık duyduğunu söylese de artık çok geç olmuştu. Bir zamanlar Ümit Milli Takım'ın yıldızı olarak gelen Suat Usta, Galatasaray tarihinin en "hatırlanmak istenmeyen" dönemlerinden birinde yer almış bir futbolcu olarak takımdan ayrılıyordu.

Galatasaray'dan sonra kiralık olarak Konyaspor forması giyen Suat Usta, daha sonra Antalyaspor'u Süper Lig'e çıkaran kadroda yer aldıktan sonra, Sakaryaspor, Çaykur Rizespor ve Diyarbakırspor formalarını giydi. Diyarbakırspor'dan hemen önce bir süre Azerbaycan'ın Neftçi Bakü takımının formasını da ıslattı. Şu anda yaşı 30 ve herhangi bir kulüpte oynamıyor...


Yoann Gourcuff'un babası Christian Gourcuff'un çalıştırdığı Lorient takımında forma giyen Bülent Üçüncü de memlekete 1999 yılında ayak basan gurbetçilerdendir. Daha çok sol ayağını kullanan, forvet arkası ve sol açık mevkilerinde oynayan bir oyuncu olarak, önce Trabzonspor'da oynamak üzere gelmişti Bülent Türkiye'ye. Sonra her nedense Trabzon'da hiç oynamadan Göztepe'nin yolunu tuttu. Sonraları Trabzonspor'da forma giyen Hasan Üçüncü'yle bir akrabalık bağlarının olup olmadığını hep merak etmişimdir. 

Fiziği zayıf olan bir oyuncu olduğu için, Türkiye liginin şartlarına kolay uyum sağlayamıyordu. Sadece teknik yeterli değildi haliyle. Bir sezon Göztepe'de oynadıktan sonra sırasıyla İstanbulspor, Denizlispor, Kayseri Erciyesspor, Karşıyaka ve Akçaabat Sebatspor formalarını giyip 2006 yılında futbolu bıraktı. 

Bülent Üçüncü'nün özellikle Fransa'dan gelmesi kendisi için büyük etiket oldu. Fransa'nın altın dönemlerini yaşadığı yıllardı ve orada alt yapısını almış bir oyuncu olarak Türkiye'de çok şey başarması bekleniyordu. Ancak nedense fazlasıyla sönün bir Türkiye kariyeri ile futbol hayatını noktaladı. Benim için Bülent Üçüncü'nün Türkiye'deki kariyerinin özeti ise aşağıda okuyacağınız gazete haberidir. Bu haber metni, Bülent'in ve benzer segmentteki futbolcuların Türkiye kariyerlerine ait imajı benim gözümde net olarak çizer:
Göztepe Teknik Direktörü Jarabinsky, gurbetçi futbolculardan Bülent Üçüncü'ye Fransa'ya gitmesi için izin vermedi. Bülent'in sol ayak bileğindeki sakatlığın yeni geçtiğini hatırlatan Çek teknik patron, ‘‘Burhanettin Almanya'ya, Atilla ise İsviçre'ye gitti. İkisi de üç günlük izinde çalıştı. Bülent'in kondisyon eksiği var. Beşiktaş maçına konsantre olması gerekiyor'' dedi. Bugünü izinli geçirecek sarı-kırmızılılar, yarın yeniden işbaşı yapacak.  

Bu yazıda hatırlayacağımız son isimse Baykal Kulaksızoğlu. Baykal, geçen sezon Karşıyaka forması giymiş bir gurbetçi. Bu sezon Lokomotif Sofya takımında oynamasından anlıyoruz ki kendisi Karşıyaka'da bekleneni verememiş. Aslında yine menajerlik oyunlarının müdavimleri tarafından tanınan bir oyuncuydu Baykal. Daha çok orta sahada defansif olarak görev yapar, çok sıkışılırsa savunmada da oynayıp ne kadar çok yönlü bir oyuncu olduğunu gösterirdi. 

Karşıyaka'dan önceki kariyerinde sırasıyla Grasshoppers, Thun, Basel, Köln (burada Christoph Daum'la çalışmıştı), Young Boys ve Aaru takımları vardı, ki aslında takımlara bakınca fena da bir kariyeri gibi durmuyor. Ne olduysa Karşıyaka'ya geldikten sonra olmuş diyebiliriz Baykal için. 

Zamanında İsviçre Ümit Milli Takımı'nda da oynayan Baykal, geçen sezon ilk olarak Buca'da denenmeye gelmiş ancak rivayetlere göre Karşıyaka sahili gezdirildikten sonra yeşil kırmızılılara imzayı atmış. Doğru düzgün Türkçe bile konuşamadığı söylenen 28 yaşındaki Baykal'ın, İzmir'de bir bar kavgasında canını zor kurtardığı da bir başka söylenti konusu...

17 Ekim 2011 Pazartesi

Futbol Sandığı BlogTivi Görüntüleri

Geçtiğimiz haftalarda konuk olduğumuz, Murat Türker ve Şeyda Baykal'ın hazırlayıp sunduğu BlogTivi isimli programın görüntülerini Murat Türker Dailymotion'a yüklemiş. Süre olarak biraz uzun sayılabileceği için üçe parçaya bölmüş. Program esnasında zaten büyük keyif almıştık. İzledikten sonra da ne kadar eğlenceli bir yayın olduğunu bir kez daha hatırlamış olduk. Yine olsun, yine gideriz açıkçası :)


Bu güzel program, Tivibu bünyesindeki kanallardan SporTivi'de yayınlanıyor. Her çarşamba saat 15:15'te...

Bizim katıldığımız bölümü aşağıda izleyebilirsiniz:

1.Parça



2. Parça


3.Parça

16 Ekim 2011 Pazar

Üç Puandan Daha Fazlası / Galatasaray:2 Bursaspor:1


Bugün Galatasaray'daki gelişimin somut bir şekilde ortaya konduğunu gördük. Ligdeki durumdan, oynanan futboldan ya da yapılan ve yapılamayanlardan daha önemli olan şey de bu aslında. Şunu bir kenara yazalım ve maçı öyle yorumlayalım: Galatasaray bu şekilde gelişen bir maçı geçen sezon kazanamazdı.

Geçen sezonu ya da bir öncekini düşünüyorum. Galatasaray'ın kendi sahasında Bursaspor'a karşı daha fazla pozisyona girdiği de olmuştu. Ancak bugünkü Galatasaray'la o dönemin Galatasaray'ı arasında çok bariz bir özgüven farkı var. Bırakın Bursaspor'u, ligin en zayıf takımı da olsa Galatasaray yediği golün ardından dağılırdı. O maçı bir daha toparlaması mümkün olmazdı. Hatta 3-0 önde olduğu maçta bir gol yediğinde bile sendeler, son dakikaları kabir azabıyla geçirmemize neden olurlardı. İşte Galatasaray'ın
Fatih Terim döneminde elde ettiği en önemli kazanım budur. Kazanma alışkanlığı ve kötü oynarken de kazanmayı başarabilme becerisini aşıladı Fatih Terim bu takıma. 

Bu tip galibiyetler, takıma da her geçen hafta farklı bir moral motivasyon kazandıracak. Artık bu gibi maçları tekrar çevirmek, daha olağan bir hal alacak ve zamanla da alışkanlığa dönüşecek. Bu, şampiyonluğa oynayan her takım için büyük avantaj. Fenerbahçe bu alışkanlığa sahip mesela. Her maçı son dakikaya kadar inatla ve sabırla kovalamanın ödülünü çok kez aldılar. Galatasaray da bu yolda artık. 

Bugün ilk yarıda kelimenin tam anlamıyla "iyi" bir Galatasaray vardı. İlk dakikadaki pozisyon hariç rakibe fırsat dahi vermediler. Orta saha çok iyi çalıştı. Melo, Selçuk ve Engin müthiş bir uyum içinde. Bu üçlü 90 dakikayı bir arada çıkarmaya başladığı zaman her şey çok daha kolay olacak. Çok etkili bir pas trafiği oluşturuyorlar. Özellikle Selçuk, ne kadar önemli bir transfer olduğunu her geçen maç gösteriyor. Aslında her oyuncu kendi karakteristiğini sahaya yansıtıyor. Bu da takıma değer katan bir unsur. Melo'nun hırsı, Selçuk'un organizasyon kabiliyeti ve Engin Baytar'ın yaratıcı özellikleri tam da Galatasaray'ın ihtiyacı olan şeyler. 

İlk yarıda daha fazla gol bulunabilirdi tabii. O günler de gelecektir. Bugün ortaya konması gereken bir diğer ayrıntı da takımın erken yorulması oldu. 45 dakikada gösterilen ağır efor, takımı ikinci yarıda sıkıntıya soktu. Ağırlaşan zeminle birlikte takım ilk yarıdaki becerilerini sahaya yansıtamadı. İkinci yarının uzun bir bölümü kargaşa halinde geçti. 65'ten sonra Bursa oyuna ağırlığını koydu. Daha çok pozisyon bulan taraf oldular. Bozuk zeminde daha iyi olmaları fizik olarak iyi olduklarını da gösterir. 

Bursa'nın attığı gol öncesinde Sercan Yıldırım'ın ne yaptığını anlayan varsa beri gelsin. Artık bu heyecanını atması gerek. Bunun bir konsantrasyon eksikliğinden geldiğini sanmıyorum. Tamamen heyecan ve tecrübesizlik... Orada sakat yatan Hakan Balta'yı fark etmedi bile. Ne yaptığını bilmez halde ekstra işler peşinde koştu ve topu saçma bir şekilde kornere gönderdi. Tabii burada golün yenmesine sebebiyet verirken, birkaç dakika sonra atılan golde müthiş bir topuk pasıyla takımın kazanmasına katkıda bulundu. 

Galatasaray adına maçın yıldızı hiç şüphesiz ki Johan Elmander oldu. Bir gol ve bir asist üretti bugün ve yine çok fazla koştu. Yıllarca Hakan Şükür'ün çok koşmasına ve çalışkanlığına duyulan özlem, sanırım Elmander'le gideriliyor. Hatta bir kıyas yapacaksak, Elmander'in çok daha farklı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Müthiş bir oyuncu. Rakip savunmayı dağıtıyor ve yıpratıyor. Ve oyuna taptaze bir halde giren Milan Baros da gereğini yapıp ya golünü atıyor ya da penaltı yaptırıyor. Baros'un kazanılması adına çok önemli bir gol izledik bugün. Sağlam ve iyi bir Baros'un rakibi yok bu ligde. O da en kısa sürede eski çizgisine geri döner umarım ki. 

Bursaspor'a gelince, Batalla'dan öncelikli olarak bahsetmek lazım. Takımın şüphesiz ki en önemli parçası Batalla. Geldiği ilk günden de çok farklı. Artık daha olgun. Ne yaptığını daha iyi biliyor ve Türk futbolunu da çok iyi tanıyor. Ozan'ın da katkısıyla bu sezon çok daha iyi işler yapabilirler. Ancak bunun için Sestak'ın da eski çizgisini yakalaması ve hatta Bangura'nın geri dönmesi lazım. Bursa geçirmesi gereken değişimi bu sezon biraz zoraki de olsa geçirdi diyebiliriz. Daha iyi olacaklardır...

14 Ekim 2011 Cuma

STSL Maç Tahminleri / 6. Hafta (14-15-16-17 Ekim 2011)



Trabzonspor - Ankaragücü

Bu maç için uzun uzadıya yoruma gerek yok. İki takımın da güç dengeleri ve durumları az çok belli. Trabzon kazanır. Trabzonspor'da Barış Özbek, Robert Vittek, Paulo Henrique sakat. Piotr Brozek de sakattı ancak iyileşme sürecindeydi. Bugün oynamaz yine de. Halil Altıntop, eşin doğum yaptığı için Almanya'ya gitmiş. Ankaragücü'nde ise Mehmet Çoğum, Uğur Uçar, Hürriyet Güçer ve Murat Duruer'in kesinlikle oynamayacağı söyleniyor. İyileşen Serdar Özkan da son idmanda tekrar sakatlanmış ve çok büyük ihtimalle o da oynamıyor.

Orduspor - Eskişehirspor

Haftanın en zor maçlarından biri. Orduspor'un az gol atıp az yediğini biliyoruz. Bol bol uzaktan şut çekiyorlar. Savunmada ise alan daraltıyorlar. Orta sahadaki en önemli kozları Jean Jacques Gosso bu maçta sarı kart cezalısı olduğu için yer alamayacak. 
Stoperleri Numan Çürüksu da sakat. Sedat Bayrak oynayacaktır onun yerine. Eskişehirspor ise sezona müthiş başlayıp sonrasını getiremeyenlerden. Bu maçla tekrar çıkış arayacaklar. Skibbe'nin yine temkinli olmasını bekiyorum. Çok fazla gol olacağını sanmıyorum. Beraberlik yakın ihtimal gibi geliyor. Alt biter.

Beşiktaş - Kayserispor

Öncelikle bu maçın çok gollü geçeceğini söylemek lazım. İki taraf da skor yapacaktır. Beşiktaş'ta Ersan ve Bebe'nin uzun süredir devam eden sakatlıklarının dışında Necip ve İsmail Köybaşı da kırmızı kart cezalısı. Sol bekte Egemen'i görürüz muhtemelen. Guti'nin haftalar sonra oynayacağı söyleniyor. İbrahim Toraman, Simao ve Almeida'nın sakatlıkları vardı. Bu oyuncular oynayacak duruma geldi. Toraman ve Simao sahaya çıkar ancak Almeida'nın maç eksiği var. O yedek başlar muhtemelen. Kayseri'de ise Cangele sakat, kaleci Navarro cezalı. Ömer Şişmanoğlu'nun da bir sakatlığı söz konusu ancak durumu şüpheli. İki takım da hücumu düşünecek. Şota Arveladze bu maçı bir fırsat olarak görüyordur. İnönü'den çıkaracağı bir puan, Kayseri'nin moral motivasyonu kazanmasını sağlar. Bu yüzden bu maça asılacaklar. Beşiktaş da böylesine güçlü bir rakibi geçip moral depolamak isteyecektir. İki tarafın da atak oynayıp goller bulmasını bekiyorum. 

Sivasspor - Gaziantepspor

Sonucu önceden kesitirilmesi en zor maçlardan biri. Sivasspor pek istikrarlı bir görüntü koyamadı ortaya. Ancak geçen sezondan iyi oldukları kesin. Zor yeniliyorlar. Hatta golcü bir kimliğe de büründüler. Bu maçta da gol bulacaklarını tahmin ediyorum. Gaziantepspor da tam tersi bir görüntüde. Bu sezon gerçekten vasatın çok altındalar. Yeni teknik direktör Abdullah Ercan takıma heyecan getirdi tabii. Yeni bir başlangıç peşindeler. Sakatlığı geçen Olcan'ın oynayabilecek duruma geldiği söyleniyor. Ki katkısı çok olur. Gaziantep de gol atacaktır. Karşılıklı gol olur. Sivas galibiyete daha yakın. 2,5 gol üstü bir skor olma ihtimali de çok yüksek.

Gençlerbirliği - Antalyaspor

Gençlerbirliği'nde ilginç şeyler oluyor. Takımın eski kaptanı Ümit Bozkurt, Fuat Çapa'nın yardımcısı olarak antrenörlüğe getirildi. Luc Nilis görevinden ayrıldı. Takımın durumu iyi değil. Harbuzi, Mehmet Sedef ve Emre Aygün'ün sakatlıkları var. Kolay gol yiyor ve zor atıyorlar. Kadroları iyi ancak nedense olmuyor. Antalyaspor ise iyi durumda. Eksikleri yok. Bu maçı kazanacaklardır. 

İBB - Samsunspor

İBB'nin bu sezon neler yaptığını hepimiz gördük. Abdullah Avcı'nın takımı her geçen yıl üzerine koyarak devam ediyor. Keşke kalabalık da bir taraftar grupları olsaydı. Taraftarları belki bir avuç ancak Olimpiyat Stadı da ciddi bir deplasman. Fiziksel şartlar, rakipleri zorluyor. İBB'li oyuncular alıştı bu duruma. Orada daha rahat oynuyorlar artık. Samsun'un durumu çok iyi sayılmaz. Sakat olan Selim Teber'i çok arıyorlar. Sezona iyi başlangıçlar yapan Aristide Bance ve Ekigho Ehiosun durunca takım da durdu. Bu maçta işleri zor. İBB kazanacaktır.

Manisaspor - Karabükspor

Haftanın zorlu maçlarından biri daha... İki taraf da çıkış arıyor ve lige verilen arada çok çalıştılar. Manisaspor'da Simpson ve Yiğit İncedemir'in cezalı. Çok önemli iki oyuncu. Mutlaka eksiklikleri hissedilecek. Geçen sezon bu sahada oynanan maçta Manisaspor rahat bir galibiyet almıştı. Karabükspor'da ise sakatlar can sıkıyor. İlhan Parlak 6 hafta yok. Deumi ve Mehmet Çakır da sakat. Shelton'un oynamama ihtimali var. Tomic de sakattı ancak o iyileşmiş. Kırmızı mavililer mutlaka puan çıkarmak isteyeceklerdir bu deplasmandan. Bu kez bunu başaracaklarına inanıyorum. Karabükspor yenilmez.

Galatasaray - Bursaspor

Kıran kırana geçmeye aday bir maç. Çok güzel futbol olmayabilir ancak mücadele dozajı yüksek olacak belli ki. Galatasaray'da Felipe Melo sakat. Maça yetişip yetişemeyeceği belli değil. Yetişmezse yerine Eboue oynar. Bursa'da Bangura ve Basser milli takımlarından sakat dönmüş. Bangura oynamayacak ancak Basser büyük ihtimalle sahada yer alacak. Başka eksikleri yok. İki takım da kolay gol bulabilen ve kolay gol yiyebilen takımlar. Bursa yine zorluk çıkaracaktır Galatasaray'a. Kimin kazanacağını kestirmek güç ancak en azından karşılıklı goller izleyeceğimizi söyleyebiliriz. 

MİY - Fenerbahçe

Mersin'de uzun bir aradan sonra ilk kez bir büyük takım sahne alacak. Ev sahibi takım bu maçı iple çekiyor. Üstelik lige de iyi başlangıç yaptıkları için özgüvenleri yerinde. Kamanan'ın sakatlığı var. Onun dışında Fatih Şen de bir süredir sakat. Nobre ve Erman Özgür'ün iyileştiği söyleniyor. İlhan Özbay kart cezalısı. Fenerbahçe'de sakatlıklar sıkıntı yaratıyor uzun süredir. Serdar Kesimal ve Serkan Kırıntılı oynayacak durumda değiller. Volkan Demirel de idmanlara katılamıyor ancak maça yetişeceği söyleniyor. Emre Belözoğlu, Selçuk Şahin, Orhan Şam ve Reto Ziegler idmanlara takımla birlikte katılıyorlar. Zor maç olacak ancak ben Fenerbahçe'nin tecrübesiyle kazanacağını tahmin ediyorum.