29 Ocak 2012 Pazar

Gidiyoruz "Gündüz-Gece" / Fenerbahçe:2 Mersin İdman Yurdu:1


Bir hafta iyi bir hafta kötü oynamasına alışkın olduğumuz Fenerbahçe, bu istikrarsızlığını maçın içinde yaşadı bu akşam. İlk yarıda rakibe top göstermeyen, baskı yapan, dikine paslarla kaleye inen, gol arayan, istekli bir Fenerbahçe izledik. Mersin İdman Yurdu'nun kadrosundaki oyuncu profillerine baktığımızda, topla ilişkileri iyi olan birçok isim görüyoruz. Onlara imkan vermediğiniz takdirde, defansif zaaflarından faydalanabilirsiniz. Fenerbahçe ilk yarıda bunu çok iyi başardı ve 2-0 öne geçti. Açıkçası 4-5 de olabilirdi.

2. yarıda ise işler tam tersine döndü. Mersin İdman Yurdu standartları üzerine çıktı diyemeyiz ama Fenerbahçe belki skorun verdiği rahatlıkla belki de ilk yarıdaki yüksek temponun yorgunluğa yol açmasından ötürü; topla oynama işini Mersin İdman Yurdu'na bıraktı. Onlar da yetenekli ayaklarıyla oyunun hakimi oldu. 45. ile 65. dakikalar arası Fenerbahçe kendi yarı sahasını geçemedi. 
Fenerbahçe maça baskılı başladı demiştik. Gol de erken geldi. Sahanın en iyilerinden Bienvenu ile 8. dakikada öne geçti Fenerbahçe. Sonra bu senenin en iyi isimlerinden Stoch muhteşem bir golle farkı 2'ye çıkardı.

İlk yarıdaki oyuna bakarak Fenerbahçe ile ilgili hiçbir olumsuz yorum yapamayız her halde. Tempo iyi, fizikalite iyi, motivasyon iyi, odaklanma iyi, taraftar iyi...

İkinci yarının 20-25 dakikalık bölümünden de bahsettik. Ordaki Fenerbahçe ile birçok eleştiri getirebiliriz. Tempo yok, topa sahip olma yok, baskı yok, konsantrasyon yok...

İki taraf adına kaçan goller, hakem gibi tali unsurları bir kenara bırakalım. Fenerbahçe kendisi için çok değerli 3 puanı cebine koydu ve Galatasaray ile arasındaki puan farkını 2'ye indirdi. Şimdi madde madde bazı konulara değineceğim:

- Fenerbahçe takımını bu sene oyun bazında eleştirmeyi haklı bulmuyorum. Her hafta, her gün, her maçtan önce bir takım gelişmelerden, en fazla etkilenen(nedense) bir takım; hala ligin tepesine oynayabiliyorsa bu takdir edilecek bir performanstır. Aykut Kocaman'ı, oyuncu kadrosunu ve içerde-dışarda takımını sahiplenen taraftarı tebrik ederim.

- Fakat bu taraftarların, böyle bir dönemde, belki de Fenerbahçe'ye geldiği günden bugüne en iyi oyununu oynayan Özer'i; oyundan alındığı zaman ıslıklaması(bütün stad değil elbette) anlaşılır gibi değil. Bunun sonu Alex'i ıslıklamaya gider mi acaba? Bu ıslıklayan ve bundan gurur duyan tipler, futbolcuların insan olduklarını unutuyorlar mı acaba?

- Küfür edildiği takdirde ceza alacak olan takımını, Beşiktaş maçını düşünerek, 90 dakika boyunca küfürsüz desteklemeyi başaran taraftarı yine bu maç özelinde tebrik ederim. Bu maç özelinde derken kar-kış-rüzgar demeden yine o stadı doldurmaları da ayrı bir takdir konusu.

- Sow transferi Bienvenu'ye yaramış.


- Stoch'un golleri çok güzel olmaya başladı.

- Serdar Kesimal 1. sınıf bir stoper olma yolunda hızla ilerliyor. Tekniği muhteşem bir stopere göre. Soğukkanlı, zamanlaması çok iyi.

- Aykut Kocaman, Beşiktaş maçıyla gerçek gücümüze kavuşacağız demiş maç sonrasında. Samsunspor maçında puan kaybı büyük olasılık...

- Fenerbahçe lig tarihinde 1000 galibiyete ulaşan ilk takım oldu. Zeki Rıza'dan Lefter'e, Can Bartu'dan Alpaslan Eratlı'ya, Aykut Kocaman'dan Oğuz Çetin'e, Aziz Pierre'den Alex De Souza'ya emeği geçen herkese teşekkür ederim...

- Maçta sakatlanan Gökhan Gönül'ün durumu yarın belli olacakmış ama yırtık şüphesi var. Bir süre oynayamaz gibi görünüyor. Acil şifalar dileriz!

- Son olarak; bu maçla alakalı değil ama Mehmet Topal da çok önemli bir sakatlık geçirerek, hastaneye kaldırılmış ve geceyi orada geçirecekmiş. Son gelen haberler iyi, umarım daha iyilerini de alırız. Geçmiş olsun Mehmet Topal!

27 Ocak 2012 Cuma

Moussa Sow Fenerbahçe'de


Fenerbahçe, Lille'in Senegalli forvet oyuncusu Moussa Sow'la 4,5 yıllık sözleşme imzaladığını borsaya duyurdu. Bu transfer her halükarda başarıdır. Kulübün içinde bulunduğu şu durumda, hedefleri olan bir takımdan, henüz 26 yaşında ve kariyerinde çıkış yaşayan bir oyuncuyu ikna edip Türkiye'ye getirmek, hele ki küme düşme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir kulübe getirmek büyük bir iş. 

Transfer detaylarına gelecek olursak, Lille kulübüne 10 milyon € ödenmiş. Böyle bir futbolcu için gayet normal.  Neticede Moussa Sow dediğimiz adam, geçen sene ligde 36 maçta 25 gol 7 asist, bu sezon da 18 maçta 6 gol 3 asist, Şampiyonlar Ligi'nde de 6 maçta 3 gol atmayı başarmış, Senegal Milli Takımı'nda oynayan ve büyük kulüpler tarafından istenen elit bir golcü. Kendisine de
bu sezonun geri kalan kısmı için 1 milyon 280 bin €, önümüzdeki sezon için 3.4 milyon €, bir sonraki sezon için 2.6 milyon € ve son iki sezonu için de 1.4 milyon € ödenecekmiş. Ki işin asıl ilginç yanı da bu rakamlar zaten. Hem böyle bir adamı getir, hem de her sene azalan bir transfer ücreti üzerinden sözleşme yap. Bu hakikaten büyük başarı. Sow gibi kariyeri açık bir oyuncunun bunu nasıl kabul ettiğini anlayamadım. Neyse, ülkemizde verilen ücretlerin normalleşmesi adına olumlu bir hamle. Tebrik etmek lazım.

Şimdi bir de işin başka yönü var. Fenerbahçe küme düşürülürse ne olacak sorusu geliyor herkesin aklına. Dolayısıyla böyle bir durumda Sow'un serbest kalma hakkına sahip olup olmadığı soruluyor. Ben, ne olursa olsun Fenerbahçe yöneticilerinin böyle bir maddeyi kabul edeceğini sanmıyorum. Sow'un bir alt ligde oynamayı göze alıp almadığı hakkında da pek fikrim yok. Yani her ne kadar bu düşme hadisesi gerçekleşmeyecek gibi görünse de (bu sadece bir his) bu ihtimalin ortada bulunması bile Sow için yeterince kafa karıştırıcı olması gereken bir ayrıntı.

Neyse, yaşayıp göreceğiz. Sow iyi transfer. Anadan doğma bir golcüyü izleyeceğiz hep beraber. Hangi takıma olursa olsun, böyle futbolcuların, çıkışta oldukları dönemlerde bu lige kazandırılmalarını doğru buluyorum.

26 Ocak 2012 Perşembe

Hakikaten Yeter Demirören!


TFF tarafından 58. maddede değişiklik yapılıp yapılmayacağının görüşülmesi üzerine bugün düzenlenen olağanüstü genel kurul tüm gariplikleriyle sona erdi. Genel kurulda 58. maddenin bir kereye mahsus değiştirilmesi saçmalığı reddedildi. Bu gayriahlaki girişimin, birilerinin kursağında kalmasında kimin katkısı varsa onlara teşekkür etmek lazım. Unutmayalım ki bu adamların derdi Fenerbahçe, Trabzon ya da Sivas'ın düşmesi kalkması değil, Türk futbolunda elde ettikleri ranttır. Tüm şike süreci bu rant üzerinden yönetilmeye çalışılmıştır ve herkes mevzuyu bir şekilde kendine yontmuştur. Bunu kimse inkar edemez.

Bugünün asıl büyük rezilliği olaraksa Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören'in kürsüye çıkarak yaptığı plansız konuşmayı gösterebiliriz. Demirören, konuşmasına başlar başlamaz konuyu büyük bir başarıyla 1992-93 sezonunun son haftasına,
Galatasaray'ın 8-0 kazandığı Ankaragücü maçına getirdi. Kabul etmek lazım ki, konusu şike olan bir toplantıda bu konunun gündeme getirilmesi, o maçla ilgili bir şike suçlamasından başka bir şey değil. Bu konuda Galatasaray yönetiminin hakkını araması gerekir. Böyle bir şey yapıp yapmayacaklarını ilerleyen dönemde göreceğiz. Ancak öncesinde o sezonun bazı maç skorlarını hatırlamakta fayda var. Galatasaray, Beşiktaş ve Ankaragücü'nün aldığı bazı sonuçlara göz atalım.

Öncelikle Galatasaray'dan başlayalım. O sezon Galatasaray tarafından alınan dikkat çekici skorlar şu şekilde:

31.10.1992 - Gaziantepspor:0 Galatasaray:5
23.01.1993 - Galatasaray:5 Gençlerbirliği:2
07.02.1993 - Galatasaray:4 Karşıyaka:1
11.04.1993 - Fenerbahçe:1 Galatasaray:4
02.05.1993 - Galatasaray:4 Sarıyer:0
16.05.1993 - Galatasaray:5 Konyaspor:0

Ayrıca aynı sezon deplasmanda Manchester United'a atılan 3 golü de bir köşeye not etmek lazım.

O sezon Beşiktaş'ın aldığı gollü galibiyetlere bakacak olursak da şöyle bir tablo çıkıyor:

26.09.1992 - Beşiktaş:4 Sarıyer:0
10.10.1992 - Beşiktaş:4 Ankaragücü:0
29.11.1992 - Beşiktaş:4 Kocaelispor:1
07.02.1993 - Bakırköy:3 Beşiktaş:6
28.02.1993 - Beşiktaş:7 Konyaspor:0
14.03.1993 - Ankaragücü:0 Beşiktaş:6

Eh, bu iki örnek bile yetiyor aslında ancak bir de Ankaragücü'nün aldığı skorlara bakalım:

10.10.1992 - Beşiktaş:4 Ankaragücü:0
21.02.1993 - Ankaragucu:0 Fenerbahce:4
14.03.1993 - Ankaragücü:0 Beşiktaş:6
04.04.1993 - Ankaragucu:0 Karşıyaka:5
23.05.1993 - Konyaspor:2 Ankaragucu:1 (Konyaspor o sezon sonuncu olarak düşmüştü ve maçın oynandığı hafta matematiksel olarak ligden düşmüş durumdaydı)

Akıl, izan sahibi herkese şu yukarıdaki skorlar bir şeyler ifade eder. Umarım Demirören ve onun zihniyetindekilere de eder. Hoş, Demirören zihniyetindekiler suyun aktığı yöne göre duruşlarını şekillendirirler,  mesela Fenerbahçe'den "Fenerbahçemiz" diye bahsedebilirler ama biz yine de gerçeği görmelerini umarız. 

Beşiktaş ve Türk futbolundan Yıldırım Demirören gibilerinin temizlenmesi gerekmektedir. Bu temizlik de ancak ve ancak Beşiktaş tribünlerindeki Yıldırım Demirörenlerin temizlenmesi ile mümkün olacaktır. 

17 Ocak 2012 Salı

Nihat Kahveci'nin Ardından


Bugün ilginç ve önemli haberlerin günüydü. Bu ilginç ve önemli haberlerin üzücü olanlarından birisi de Nihat Kahveci'nin futbolu bırakma kararı oldu. Aslında beklenen bir karardı. Muhtemelen bir kulübe transfer olmak umuduyla devre arasını özel olarak beklemişti, ancak bir gelişme olmayınca o da futbolu bıraktığını açıkladı.

Nihat Kahveci'nin, Türk futbolunda özel bir yer edindiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Gerek kulüp bazında, gerekse de milli takımda gösterdiği performanslar, önemli olmakla birlikte birçok Türk futbolcusunun da ufkunu açacak nitelikteydi. Toshack'lı dönemde Beşiktaş'ta yakaladığı çıkış ve özellikle o meşhur Barcelona maçında ortaya koyduğu futbol, ona İspanya kapılarını açmıştı. Tayfun Korkut'un ardından Real Sociedad'a gidip Kovacevic'le yakaladığı müthiş uyum ve İspanya ligi gol krallığına oynayacak bir
performans ortaya koyması, hiç şüphesiz ki büyük işlerdi. Türk futbol izleyicisinin, her hafta Real Sociedad'ın maçı için ekran karşısına geçmesini sağladı. Ardından daha da büyük bir başarı göstererek, Real Sociedad'da gösterdiği performans sayesinde Villarreal'e transfer oldu. Burada da başarıyla oynuyordu ancak geçirdiği o talihsiz sakatlık, yakasını bir türlü bırakmadı. 

Sezonun bir yarısında oynuyorsa, diğer yarısını sakat geçiriyor, hep o meşhur geri dönüşü bekliyordu. Ne var ki bir türlü kalıcı olamadı. Kimi zaman da dönmekte acele etti belki, bilemeyiz. İspanya'da oynadığı dönemde, milli takım için de hep kalburüstü bir seçenek oldu. Özellikle Euro 2008'de Çek Cumhuriyeti'ne attığı o meşhur gol, hiç şüphesiz ki kariyerinin bir özeti gibiydi. 

En büyük hatayı, ailesi bildiği Beşiktaş'ı kıramayıp tekrar Türkiye'ye dönerek yaptı. İspanya'da kalsa ve 35 yaşına kadar oynasa kazanacağı parayı, Beşiktaş'ta bir senede alacaktı. Belki de erkenden bırakmasını sebeplerinden biri de buydu. Kısa yoldan bitirdi kariyerini. Türkiye'deki spekülatif ortam, ona İspanya'daki huzuru asla getirmedi. Gelir gelmez takımı kurtarması beklendi ancak o bir türlü bekleneni veremedi. Kah yanlış yerde oynatıldı, kah formdan düştü, kah demoralize oldu... Gerçek olan, Nihat'ın geri dönüşünün asla ve asla beklenildiği gibi olmadığıydı.

Sonunda da beklenen oldu ve Beşiktaş'tan ayrıldı. Türkiye'de başka takımda oynamam dedi, dışarıdan da kendisini alan olmadı. Bir ara Olympiakos'la görüştü, çeşitli İspanyol kulüpleriyle anıldı ancak hiçbirine transferi gerçekleşmedi. Ve bugün futbolu bıraktığını açıkladı. 

Bundan sonra her şey istediğin gibi olsun Nihat Kahveci...

14 Ocak 2012 Cumartesi

Yaprak Döker Bir Yanımız, Bir Yanımız Bahar Bahçe / Galatasaray:5 Karabükspor:1


Bir futbol maçında, taraflardan birisi Galatasaray, diğeri de Karabükspor olduğu zaman, benim için de en karmaşık duygular bir araya geliyor doğal olarak. Bugün yine böyle bir maç izledim. Sonuç ne olursa olsun bir yanım mutlu, bir yanım buruk oluyor. Yine aynı duyguyu yaşayacağımı bilerek oturdum ekran başına. Ancak bu kez de işin heyecanı kaçtı açık söylemek gerekirse. Maç sonunda tadacağın duygunun ne olduğunu bilmek, sonucunu daha önceden bildiğin bir maçı izleyeceksin hissiyatı yaratıyor net bir şekilde. Şimdi iki tarafın da penceresinden bakarak karşılaşmayı değerlendirmeye çalışalım.

Ev sahibi takımla başlayalım. Galatasaray, Afrika Kupası'nın başlamasıyla birlikte farklı savunma kurgularıyla sahaya çıkma alışkanlığını bugün de sürdürdü. Bugün, Ujfalusi sağ bek olarak başlarken, stoperde Semih Kaya-Servet Çetin ikilisi sahadaydı. Sabri'nin geçen hafta yaşadığı şanssızlıklar, ilk bakışta Fatih Terim'i böyle bir tercihe itmiş gibi görünebilir. Ancak benim düşünceme göre, Fatih Terim rakibini analiz edip böyle bir karar aldı. Karabükspor'un elinde doğru düzgün bir santrafor yok. Hatta örnek vererek anlatmaya çalışalım. Karabükspor'un kadrosundaki en iyi santrafor İlhan Parlak... Varın gerisini siz düşünün. Bülent Korkmaz, İlhan Parlak'ı her ne kadar hücumun en uç adamı olarak oynatsa da, asıl sorumluluğu Luton Shelton'a veriyor. İlhan rakip savunmayı yıpratıp, yaptığı koşularla boş koridorlar yaratmaya çalışırken, onun bıraktığı boşluklardan genelde sol açık gibi oynayan Shelton, zaman zaman da Cernat'ı ceza sahasına sokmaya çalışıyor. Bugün de aynı şey olacağı için, Fatih Terim tarafından Shelton'un karşısına Ujfalusi gibi bir duvar örülmeye çalışıldı. Görünen o ki, bu savunma planı gayet güzel işledi. Karabükspor her ne kadar en tehlikeli ataklarını ve golün geldiği faulü sol taraftan üretmiş olsa da, Shelton önceki maçlara nazaran daha az boşluk buldu. 

Galatasaray için bugün bir diğer önemli ayrıntı, Baros-Elmander ikilisinin formu oldu. Baros'la Elmander, gerek attıkları gollerle, gerekse de hazırladıkları pozisyonlarla gayet başarılı bir maç çıkardılar. İlk 4 golün 3'ünü attılar, diğerinde de Baros penaltıyı yaptıran oyuncu oldu. Son gol ise tüm günün güzel bir özetiydi adeta. Engin Baytar, orta sahada aldığı topu önce Elmander, ardından da Baros'la yaptığı peş peşe iki güzel duvar pası sayesinde ceza sahasına taşıdı ve Orkun'la karşı karşıya kalarak Galatasaray'ın beşinci golünü attı. Baros'un son anlardaki sakatlığını nazara bağlasak pek de yanlış yapmış olmayız herhalde. 

Karabükspor'a gelince, nelerin eksik olduğu çok net görülüyor. Yapılan ve yapılacak transferler var. İki oyuncunun daha gelmesi bekleniyor. Bir santrafor ve bir stoperden bahsediliyor. Ki bu iki mevkiye muhakkak takviye şart. Hatta fazlasıyla geç kalındığı konusunda artık şüphe yok. Bu maça bu iki futbolcu yetişmeliydi. 

Karabükspor'un yediği gollere bakarsak, üç golde Hamza Çakır'ın direkt hatasını görebiliriz. Hamza Çakır, bugün stoper oynadı ve ciddi hatalar yaptı. Aslında kadroda bulunmasını doğru bulduğum bir oyuncu. Hem stoper, hem de sağ bek olarak görev yapabiliyor ve iyi bir yedek. Ancak ne var ki, Karabükspor'un kötü kadrosu nedeniyle Hamza Çakır artık her maçta oynamaya başladı. Kesinlikle ama kesinlikle as oynayacak oyuncu değil. Sadece gerektiği an güvenebileceğiniz, iyi ve kendisini hazır tutabilen bir yedek. Daha fazlasını beklememek lazım. Muhtemelen bundan sonraki maçlarda yerini Uğur Uçar'a bırakacaktır.

Hamza'nın hatalarına Mabiala'nın kırmızı kartı da eklenince Karabükspor sahada bir anda 10 kişi kalıverdi. Mabiala, geçen hafta oynadığı futbolla bana umut vermişti. Ancak bugün gayet akılsız, daha doğrusu kibarcasını yazalım, aklını kullanamayan bir oyuncu olduğunu gösterdi kırmızı kartı görme şekliyle. Kesinlikle affedilemez bir hata. Haftaya Trabzonspor'la oynanacak olan bir maç var ve saçma sapan bir de kırmızı kart... Ne desek boş. 

Bugün Güven Varol neden oynamadı bilmiyorum ancak kesinlikle sahada olmalıydı. Bir sakatlığı olup olmadığından haberim yok. Sakatsa tamam. Fakat eğer Bülent Korkmaz'ın tercihi nedeniyle oynamadıysa gerçekten büyük felaket. Geçen haftanın en iyisiydi çünkü Güven Varol. 

Karabükspor'un bugünkü düzeni yukarıda da bahsettiğim gibi 4-6-0 idi. Orta sahada Kağan, Mustafa Sarp ve Birol, hemen önlerinde de Shelton, Cernat ve Erkan Taşkıran oynadı. Erkan yine sağ açık başladı maça. Ve ben bir kez daha bıkmadan usanmadan yazmak istiyorum: Erkan Taşkıran sağ kanat oy-na-maz. Bu gerçekten romantik bir tercih. En doğrusu hiç maceraya girmeden, Erkan'ı direkt sol kanat oynatıp Shelton'u da klasik santrafor olarak oynatmak olabilirdi. Böylelikle Semih'in dengesiz müdahaleleri ve Servet Çetin'in ağırlığı sayesinde önemli pozisyonlar elde edilebilirdi. Hatta maçın ilk yarısında Cernat 1-2 kez savunma arkasında topla buluştu ancak ağır kaldı. Burada Shelton olsa mutlaka daha farklı şeyler olurdu. 

Ayrıca Birol Hikmet tercihi de pek anlaşılır değildi bana göre. Madem bu takımda halen daha Birol oynayacak, onca orta saha oyuncusu neden alındı. Bari formda olan Bilal oynasaydı. Gerçekten de Karabükspor'da nereden tutsanız elinizde kalıyor. Bülent Korkmaz'ın bu değişik tercihleri takımın başına daha çok iş açacak gibi bir hava var. Umarım ki yanılırım. 

Maçla ilgili ilginç bir ayrıntı da, Mustafa Sarp'ın gol atması oldu. Mustafa Sarp, böylelikle aynı sezon içinde iki farklı formayla Galatasaray'a karşı oynadığı iki maçta da gol bulmuş oldu. Bu da enteresan bir durum. Adam Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra boş geçmez oldu.

Sonuç olarak, Galatasaray'ın fazla terlemeden kazandığını, sistemin artık daha kolay işlediğini ancak yine de alternatif olması açısından, sistemi zorlamayacak bir transfere ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz. Karabükspor ise kesinlikle en kısa zamanda bir forvet bir stoper almalı. Bülent Korkmaz da artık kadro istikrarını sağlamalı ve seri iyi sonuçlar da gelmeye başlamalı. 


13 Ocak 2012 Cuma

Ordinaryüs'ü Kaybettik


Türkiye futbolu bir efsanesini daha yitirdi bu akşam 20.00 itibariyle. Fenerbahçe efsanesi denince akla gelen ilk isimdi Lefter. Camia olarak 3 Temmuz'dan bu yana zor günler geçiren Fenerbahçe ve taraftarı için çok üzücü bir  haber bu.

Kulüple bağları hiçbir zaman kopmamıştı Lefter'in. Stada ziyaretleri, Yoğurtçu Parkı'na dikilen heykeli, Büyükada'da misafir ettikleri ile hep içimizdeydi efsane. Fenerbahçe formasıyla 615 maçta 423 gol atmış bir efsaneden söz ediyoruz.

Daha fazla uzatmayalım. Ver Lefter'e, yaz deftere! derlermiş onun için vakt-i zamanında. Şimdi bitti kalem, doldu defter! 

11 Ocak 2012 Çarşamba

Yiğit Gökoğlan Galatasaray'da


Galatasaray 2011-2012 sezonu devre arasının ilk (ve belki de tek) transferini gerçekleştirdi ve Manisaspor'un ofansif kanat oyuncusu Yiğit Gökoğlan'ı kadrosuna kattı. Henüz resmi olarak imzalar atılmamış olsa da bu transferin bittiğini özellikle Manisasporlu oyuncuların Twitter üzerindeki mesajlarından anlayabiliyoruz. 

Yiğit, Galatasaray için şu dönemde alınabilecek iyi bir oyuncu. Direkt olarak ilk 11'e girmesi tabii ki beklenmemeli. Daha çok takımın alternatif sorununa çözüm olacak, hücumun her alanında kullanılabilecek bir isim. Bu zamana kadar genelde sağ açık
olarak oynamış ancak sol açıkta ve gerekirse forvet olarak da görev alabiliyor. Manisaspor'da bu rollerde görmüştük kendisini. Yani kısaca, Yiğit adam eksiltebilen, gol vuruşu ve asist yapabilen bir oyuncu.

Yiğit Gökoğlan'ın en büyük özelliği, fuleli oluşu. Ki bu da bir kanat oyuncusu için çok önemlidir. Açık alanda süratli, tekniği iyi, ancak bitiricilik konusunda sıkıntı yaşayan ve devamlılık konusunda da üst düzey olmayan bir oyuncu. Devamlılık sorununun temel nedeni de kafasını zaman zaman başka şeylere vermesi diyebiliriz. Özellikle ilk geldiği dönemde İstanbul'a biraz fazla kapılabilir. Zira Manisa'dayken de İzmir'e fazla kapıldığını biliyoruz. Fatih Terim'in başına yeni bir gece kuşu daha geldi diyebiliriz. Neyse ki hoca bu gece kuşlarını kafese nasıl sokacağını çok iyi biliyor. 

Yiğit'in en önemli işlevi, Kazım'ın sağ kanattaki tek adamlığına son verip, onun da formunu yükseltmesine yol açmak ve tıkanan maçlarda oyunun seyrini değiştirecek bir alternatif olarak kulübede Sercan'ın haricindeki diğer isim olmak olacaktır. Galatasaray'ın son yıllarda en çok sıkıntı çektiği şey olan yerli oyuncu iskeletinin önemli bir yapı taşı olarak görebiliriz kendisini. Kısa vadede çok şey beklemek yanlış olur, ancak Fatih Terim'in sevdiği tip oyunculardandır. Bu sebeple gelecek adına umutlu olmamak için hiçbir sebep yok.

Tabii bir de işin maliyeti var. Çeşitli yerlerde 2.8 milyon Euro gibi bir rakamdan bahsediliyor. Tahminime göre buna yakın bir para gitmiş olabilir. Yüksek bir miktar. Türkiye'de bu paraları edecek oyuncu pek yok. Ancak piyasa böyle ne yazık ki. Bari karşılığında Aydın Yılmaz da verilmiş olsa. O zaman değil 2.8 milyon, 22.8 milyon verilmesine bile razı olur deli gönül.

7 Ocak 2012 Cumartesi

Theofanis Gekas Samsunspor'da


Devre arası transfer döneminin en önemli hamlelerinden biri Samsunspor'dan geldi. Samsun'un sözleşme imzaladığı Theofanis Gekas, gerçekten çok büyük oyuncu. Yıllardır futbol piyasasının içinde oluşu ve inceden yıpranmış görüntüsü, çoğumuzu onun çok yaşlı olduğu yanılgısına düşürebiliyor. Ancak Gekas 31 yaşında, futbolunun en olgun çağında bir oyuncu. 

Tip itibariyle futbolcudan çok, mahalledeki ganyan bayiinin müdavimlerinden bir abiyi andıran, ancak sahaya çıktığında farkını hissettiren bir golcü. Evet, Gekas tam bir golcü. Oyun zekası, gol sezgisi ve bitiriciliği üst düzey. Kariyeri boyuna Panathinaikos,
Bochum, Bayer Leverkusen, Portsmouth, Hertha Berlin ve Eintracht Frankfurt takımlarında oynamış. Bir dönem ağır bir sakatlık geçirmiş ancak şimdi o sakatlıktan iz yok. 

Performans olarak da son iki sezonu oldukça verim geçirmiş. Geçen sezon Eintracht Frankfurt'la küme düşmesine rağmen Bundesliga'yı 34 maçta 16 gol 5 asistle tamamlamış. Takımı az kalsın tek başına ligde tutuyormuş. Bu sezon ise Bundesliga 2'de 14 maçta 7 golü var. Samsunspor'a da çok faydası olacaktır. Ancak Samsunspor'un Gekas'a top taşıyacak, onu gol noktalarında topla buluşturacak isimlere ihtiyacı var. Bu eksiği de kapatmalılar. Sözünü ettiğimiz oyuncu, yeni transferlerden Serdar Özkan'ın mevkisinde olmalı. Ancak Serdar Özkan bu açığı kapatamaz. Tisdell de ne kadar yeterli olur, tartışılır. Gekas'tan maksimum verimi alabilmek için onu beslemek şart.

Son bir not, geçen sezon Eintracht Frankfurt'un gol yollarında mücadele eden Gekas ve Halil Altıntop, bu transferle birlikte farklı takımlarda da olsa Karadeniz sahilinde buluşmuş oldular. 

3 Ocak 2012 Salı

Happy New Year / Galatasaray:4 İBB:1


Alışık olmadığımız derecede kısa bir devre arası tatilinden sonra ligin ikinci yarısına başladık ve Galatasaray da bugün aldığı 4-1'lik galibiyetle kaldığı yerden devam edeceğinin sinyallerini verdi. Lig arasının kısa olmasına sevinmek için bir bahane daha çıktı haliyle.

Maçın ilk yarısı, sarı kırmızılılar için aslında çok da fantastik geçmedi. İBB maça doğru bir anlayışla çıktı diyebiliriz. Her ne kadar maçın başlarında Emre Çolak'tan muazzam bir gol yeseler de, doğru bildiklerini yapmaktan şaşmadılar ve beraberliği yakaladılar. İlk yarı itibariyle fazla açılmadan, kendi yarı sahalarında alan daraltarak ve Galatasaray forvetlerine yüzlerini döndürmeyerek iyi bir savunma örneği sergilediler. Baros ve Elmander ilk yarı boyunca Emre'nin golündeki pozisyon hariç oldukça etkisizdi. 

Pierre Webo'nun ilk yarının sonlarına doğru gördüğü kırmızı kart, maçın seyrini oldukça değiştirdi. Webo'nun kart gördüğü pozisyon oldukça tartışmaya açık gibi görünüyor ancak benim nazarımda doğru bir kart. Hakemler böyle pozisyonları sarı kartla geçiştirebiliyor. Burada da öyle olsa fazla bir tepki görmezdi ancak pozisyondan kısa süre önce Doka'ya gösteremediği sarı kart,
Halis Özkahya'yı rahatsız etmiş olacak ki, Webo'ya da tereddütsüz bir kırmızı kart gösterdi. Webo normalde böyle pozisyonlarda kasıtlı hareket yapacak bir oyuncu değil. Ancak dikkatsiz bir hamlede bulunduğunu inkar edemeyiz. Semih'in çok ciddi bir sakatlık geçirmesi işten bile değildi. Kontrolsüz ve sakatlayıcı girişten dolayı bu kartı doğru buluyorum.

İkinci yarıda rakibin 10 kişi olması, Galatasaray'ın işine yaradı. Orta saha hakimiyeti tamamen ellerine geçti ve savunmadan daha rahat oyun kurdular. Emre'nin attığı ikinci gol de tıpkı ilk gol gibi görülmeye değerdi. Genç oyuncu, Galatasaray kariyerine Fenerbahçe maçıyla yaptığı "gerçekçi" başlangıcı, bu maçla sürdürmüş oldu.

Galatasaray'da eksikliği en çok hissedilen isim, hiç şüphesiz ki Felipe Melo oldu. Melo'nun yokluğunda orta sahadaki savunma görevi Selçuk İnan'a verildi. Maçtan önce herkes Ayhan'ın oynamasını bekliyordu ancak Fatih Hoca kimilerini şaşırtarak Engin Baytar'a görev verdi. Maçtan önce Kingbet'e verdiğim tahminde ben de Engin Baytar'ın oynamasını beklediğimi yazmıştım. Tabii bu kararın ne kadar doğru olduğu tartışmaya açıktı. Zira Engin fiziksel olarak ne kadar formda olsa da, zihinsel olarak aç ve doyumsuzdu. Bu sebeple birçok pozisyonda topu ezdi. Çoğu kez, ayağından çıkacak tek bir pasın, atacağı 15 çalımdan daha değerli olacağını kestiremedi. Mesela ikinci yarının ortalarında Baros'a atmadığı pas da bunlardan birisiydi ve arkadaşlarından da tepki gördü haklı olarak. Neyse ki sonradan toparladı. 

Galatasaray orta sahası, maçın sonları yaklaştıkça maçı iyiden iyiye domine etti. Sahanın her yanında rakibe bastılar. Selçuk İnan'ın attığı gol ise görülmeye değerdi. Rakipten kazanılan top, Selçuk'un harika çalımı, ceza sahasına sokuluşu ve tam zamanında, görerek, istediği yere gönderdiği plase vuruş sezonun en güzel gollerinden biriydi. 

Galatasaray, güçlü rakibi karşısında önemli bir galibiyet almış oldu. İlk yarıdan çok daha sert ve yorucu geçecek olan ikinci yarıya böyle bir başlangıç yapmak önemliydi ve Galatasaray, bugün lig için eline geçen fırsatı değerlendirmekte ne kadar kararlı olduğunu göstermiş oldu.