27 Şubat 2012 Pazartesi

Yıldırım Demirören Artık TFF Başkanı


TFF'nin olağanüstü başkanlık seçimi olağanüstü bir şekilde yapıldı ve Yıldırım Demirören, beklenildiği üzere yeni başkan oldu. Futbolumuzu olağanüstü bir dönem bekliyor. 

Şimdi yepyeni politikalar, yepyeni söylentiler ve şike davasıyla ilgili yepyeni çözüm önerileriyle karşı karşıya kalacağız. Sadece biz mi? UEFA da yepyeni talepler ve çözüm yolları dinleyecek. Bazı yollar baştan alınacak. Aba altında sopalar gösterilecek. Ele güne karşı giderler atarlar tutarlar yapılırken, kapalı kapılar ardından el pençe divan pozisyonları alınacak. Gerçekten çok enteresan ve kritik bir dönem bizi bekliyor.

Yıldırım Demirören'in bu işe girişi, birçok kesimden eleştiri aldı normal olarak. Ancak eleştirilerin de ötesinde böylesi bir dönemde kendi çözümünü -ne olursa olsun- uygulamak üzere aday olan bir insan, her şeyden öte cesaretiyle takdiri hak ediyor. Tabii ki yöntemleri eleştirilir. Benim şahsen doğru bulduğum bir isim değil Demirören. Gerek bugüne kadar yaptıkları gerekse de yapmayı vaat ettikleriyle TFF için yanlış tercihlerden birisi. Ancak burada önemli olan benim fikirlerim değil, kulüplerin ve delegelerin fikirleriydi. Delegeler de mutabakata vardı ve Demirören TFF Başkanı seçildi. 

Gelelim kulüplerin tavırlarına. Demirören'e baştan bu yana karşı olduğunu açıklayan ve duruşunu hiç bozmayan tek bir kulüp var: Bursaspor... Bursaspor'u sonuna kadar aynı tavrı sergiledikleri için kutlamak gerek. Hoş, dertleri Demirören'in şike süreciyle ilgili
icraatları değildir diye tahmin ediyorum. Olayın sadece Beşiktaş'la Bursaspor arasındaki sorunlara indirgenerek böyle bir tavır aldıkları açık. Yine de duruş sergilemekse, bunu yapan tek kulüp oldular. Bu sebeple ben saygı duyuyorum Bursaspor yönetiminin bu süreçteki tavrına. 

Bir de Galatasaray ve Trabzonspor var. Trabzonspor, uzun süredir "kupamızı istiyoruz" tavrındaydı. Geçen sezonki şampiyonluk kupasının Fenerbahçe'den alınıp kendilerine verilmesini talep ettiler ve bunu yapacak olan başkan adayına destek vereceklerini deklare ettiler. Ardından da Yıldırım Demirören'e olan desteklerini açıkladılar. Peki Demirören'in böyle bir vaadi var mıydı? Benim bildiğim kadarıyla yoktu. Hatta Demirören, yargı sürecinde suçlu dahi çıksalar, Fenerbahçe'nin herhangi bir ceza almamasını savunuyordu. Trabzonspor, buna rağmen Demirören'e bir destek verdi. Artık kapalı kapılar ardında ne gibi konuşmalar döndüğünü bilemeyiz. Benim bildiğim, bu duruşun tutarsız olduğudur. Zaten Trabzonspor taraftarları da bu konudaki tepkilerini gayet sert bir şekilde ortaya koyuyorlar.


Bahsetmemiz gereken bir diğer kulüp de Galatasaray. Gerek Aziz Yıldırım'ın, gerekse de Yıldırım Demirören'in geçmişte şike yapmakla suçladığı Galatasaray, geride bıraktığımız süre içerisinde bu ikilinin tam tersi söylemlerde bulunmuş ve hatta TFF Başkanlığı için Ata Aksu'yu desteklediğini açıklamış olsa bile bugün Ata Aksu'nun adaylıktan çekilmesinin ardından Demirören'e destek verdiğini başkan Ünal Aysal vasıtasıyla açıkladı. 

Hangi Demirören? "Türk takımları olarak gerekirse birkaç yıl Avrupa kupalarında oynamayalım. Yeter ki suçlu bulunanlar olursa ceza çekmesin" diyen Yıldırım Demirören...

Hangi Demirören? 58. maddenin değişip değişmemesiyle ilgili oylama esnasında "Galatasaray'ın 8-0'lık Ankaragücü maçını da biliriz" diye cümleye başlayan Yıldırım Demirören... 

Kendisiyle ilgili daha detaylı bir yazıyı "Hakikaten Yeter Demirören!" başlığıyla yazmıştım. Başlığa tıklayıp yazıyı okuyabilirsiniz. 

Ünal Aysal'ın destek açıklamasından sonra oylamaya geçildi ve Demirören'in başkan seçildiği açıklandı. Bu seçin esnasında Galatasaray delegelerinin oy kullanmadığı bilgisi de geldi ardından. Bana kalırsa burada Galatasaraylı yöneticilerin söylemleri de eylemleri de bir kirli politika ürünüdür. Ata Aksu'nun çekilmesinin ardından seçimi kazanacağı neredeyse kesinlik kazanan Demirören'e sözle destek vererek, ona hoş gözükülmüş, oy kullanmaya gitmeyerek de taraftarın ağzına bir parmak bal çalınmış oldu. Böylece ne şiş yandı ne kebap. Demirören'i destekleyerek onunla ilişkiler gerilmedi. Demirören'in seçilmesi için Galatasaray delegelerinin oyuna ihtiyaç olmaması nedeniyle de oy kullanılmadı ve taraftarın tepkisi azaltıldı. Şimdi bir kısım Galatasaray taraftarı, oy kullanılmamasını bir duruş olarak algılıyor. Peki Demirören'e oy gerekseydi aynı delegeler verdikleri destek mesajına rağmen oy kullanmayacaklar mıydı? Kimse kusura bakmasın, paşa paşa kullanacaklardı.

Netice olarak yönetenler yine birlik halindeydi. Altta ezilenlerse yine taraftarlar oldu. Bugün, kim olursa olsun yöneticilerin ipiyle kuyuya inilmeyeceği bir kez daha ortaya çıktı. Gerek Trabzon, gerek de Galatasaray taraftarları, destek vermeleri gereken kimselerin, sadece teknik heyet ve futbolcular olduğunu umuyorum ki daha net anlamışlardır. Sonuçta taraftarı sağılmalık inek olarak gören pazarlama dehası yöneticilerin göstereceği duruş, en fazla bu kadar dik olabilir.

24 Şubat 2012 Cuma

Avcı'nın Milli Takımı Açıklandı


Milli Takımlar Teknik Direktörü Abdullah Avcı, nihayet merakla beklenen kadroyu açıkladı. Kadroya baştan aşağıya bir baktığımız zaman, beklenen gençleştirme operasyonunun yapıldığını görüyoruz. Bazı tecrübeli aslar da bu listede kendilerine yer bulamadı. 

A Milli Takımın yeni kadrosu şu şekilde:

Kaleciler: Cenk Gönen (Beşiktaş), Sinan Bolat (Standart Liege), Tolga Zengin (Trabzonspor)


Defanslar: Eren Güngör (Kayserispor), Gökhan Gönül (Fenerbahçe), Hasan Ali Kaldırım (Kayserispor), İsmail Köybaşı (Beşiktaş), Ömer Toprak (Bayer Leverkusen), Serdar Aziz (Bursasspor), Semih Kaya (Galatasaray), Serdar Kesimal (Fenerbahçe)

Orta sahalar: Alper Potuk (Eskişehirspor), Arda Turan (Atletico Madrid), Caner Erkin (Fenerbahçe), Mehmet Ekici (Werder
Bremen), Mehmet Topal (Valencia), Necip Uysal (Beşiktaş), Nuri Şahin (Real Madrid), Olcan Adın (Trabzonspor), Olcay Şahan (Kaiserslautern), Selçuk İnan (Galatasaray), Soner Aydoğdu (Gençlerbirliği)
 
Forvetler: Tunay Torun (Hertha Berlin), Umut Bulut (Toulouse), Mevlüt Erdinç (Rennes), Mustafa Pektemek (Beşiktaş), Burak Yılmaz (Trabzonspor)       



A Milli Takım kadrosundaki isimlere bakınca bu kadronun ilerleyen dönemde aynen muhafaza edilmeyeceğini ön görmek pek de zor değil. Abdullah Avcı'dan çağrı almayan Volkan Demirel, Hamit Altıntop ve hatta Emre Belözoğlu gibi isimleri ilerleyen dönemde milli takımda göreceğiz büyük olasılıkla. Bunun dışında Hasan Ali Kaldırım, Olcan Adın, Alper Potuk, Semih Kaya ve Soner Aydoğdu gibi oyuncuların hak ettikleri çağrıyı almış olmaları güzel. Tabii bir de formsuzlar var. Mesela Tunay Torun, Necip Uysal, Eren Güngör ve Mehmet Ekici gibi oyuncular, takımlarında ya forma şansı bulamıyorlar ya da bulsalar bile beklentileri karşılayamıyorlar. Bu milli takım arasının kendilerine iyi gelmesini ummaktan başka yapacak bir şey yok. Muhtemelen 2-3 maç içinde kadro yüzde yüze yakın oturacaktır. Takımın gedikli birkaç ismi ve Engin Baytar gibi isimlerin de bu kadroya girebileceklerini düşünüyorum.


Ümit Milli Takım kadrosunda ise en önemli sürpriz Arsenal forması giyen Oğuzhan Özyakup. Oğuzhan'ın haricinde genel olarak eski kadroya yakın isimler var. Bayern Münih'te oynayan Cüneyt Köz'ün de Ümitlere çağrılacağı söyleniyordu ancak bu kadroda ismini göremedik. Elazığspor'da oynayan Rıdvan Şimşek ismi ise beni şahsen pek memnun etmedi. Rıdvan, ben oldum havasında gezen, kariyeri serbest düşüşe geçmiş bir oyuncudur. Bu saatten sonra milli takım düzeyinde kendisinden ne gibi bir fayda alınabileceğini kestiremiyorum. 


A2 Milli Takım da açıklandı bu arada. Bu kadroda da Champiyonship takımlarından Reading'te oynayan, eskiden Ümit Milli Takım formasını giymiş Jem Paul Karacan, Bayern'de yetişip Mainz'a transfer olan Deniz Yılmaz gibi iki sürpriz isim var. Ayrıca sezonun başarılı isimleri Ertuğrul Taşkıran, Kemal Tokak ve Sefa Yılmaz'ın yanı sıra, Ankaragücü'nde gösterdiği mücadeleyle milli takımlara kadar çıkmayı başarmış olan İshak Doğan da dikkat çekici seçimler arasında. Buradan birkaç oyuncuyu zaman içinde A Milli Takım'a hazır hale getirebilirsek ne ala.

Kadrolara bakınca, sonradan bazı eksiklerin giderilmesi kaydıyla tatmin edici olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ki ilerleyen dönemde bu takımda mesela bir Sercan Sararer'i de görürsek ayrıca mutlu oluruz. O da ayrı mesele...

12 Şubat 2012 Pazar

Okyanus Geçildi Sıra Derede / Karabükspor:2 Fenerbahçe:1


Topla oynama oranları ve pozisyon zenginliği açısından beklenildiği gibi bir maç izledik bu akşam Karabük'te. Baskın olan taraf, doğal olarak Fenerbahçe'ydi ancak Karabükspor da son dönemde evinde gösterdiği yüksek performansı devam ettirdi ve etkili oyunuyla yine iyi sonuç almayı başardı. Şimdi birçok kimse etkili oyun lafına takılabilir. Ancak savunma yaparken de etkili oynanabilir. Bugün Karabükspor bunu gösterdi.

Karabükspor'daki eksiklere baktığımızda Mustafa Sarp, Kağan Söylemezgiller, Muhammet Özdin, Luton Shelton ve Güven Varol gibi önemli isimler vardı. Fenerbahçe'de de Gökhan Gönül ve Emre Belözoğlu yoktu, ki bu eksikler de onların özellikle top kullanma ve hücuma çıkma yollarını çokça tıkadı. Her ne kadar fazla bindirme yapmaya çalışsa da Orhan Şam asla bir Gökhan Gönül olamadı. Emre'nin yokluğu da Mehmet Topuz'la kapatılmaya çalışılsa dahi, Caner'in sağ açıktaki etkisizliği, bu sakatlığın
önemini daha belirgin şekilde gösterdi. Solda da Stoch özellikle ilk yarı boyunca başarıyla tutulunca Fenerbahçe'nin hücum aksiyonları fazlasıyla tekdüzeleşti. Sow istediği topları alamadı ve Karabükspor'da alan daraltarak yaptığı başarılı takım savunmasıyla ilk yarıda fazla sıkıntı yaşamadı. 

Devrenin sonuna doğru gelen goller, bir nevi ilaç niteliğindeydi. Önce Cernat, Stoch'un harika pasını aynı güzellikte değerlendirdi. Ardından da Serdar Kesimal'dan kaptığı topla hızlı şekilde Mehmet Yıldız'ı gördü ve Birol'un golünü hazırlamış oldu. İki golün de Fenerbahçe çıkarken yapılan preslerle atılmış olması, iki taraf için de manidardı. 

İkinci yarıda beklenildiği üzere Fenerbahçe oyunu domine etti. İlk yarıya oranla daha çok ve daha net pozisyonlar buldular. Ancak bu kez de gerek şans faktörü olsun, gerekse de Karabüksporlu futbolcuların üstün mücadelesi olsun, Fenerbahçe'ye gol izni verilmedi. Şans bu maçta lazımdı ve Karabükspor'un da yanındaydı açıkçası. Yoksa Alex'in penaltı kaçırması gibi bir durum da kolay kolay yaşanacak şey değil. Hoş, penaltı pozisyonu tartışmaya açık. Tekrar izlemek lazım. Kol tam açık gibi gelmedi bana ancak yanılıyor da olabilirim. Karabükspor, bu devrede fazlaca çıkma şansı bulamadı. Ki zaten çok fazla topla oynamalarını beklemek haksızlık olurdu. Cernat ve Mehmet Yıldız'ın ayağına baktılar. Özellikle skor 2-1'ken Mehmet Yıldız'ın kaçırdığı karşı karşıya pozisyon çok önemliydi. Mehmet orada golü atsa skor 3-1'di ancak gereksiz yere çalıma gitti. Vuruş için yeterli zamanı ve açısı vardı oysaki. Muhtemelen yorgunluk nedeniyle bir konsantrasyon kaybı yaşadı. 

Karabükspor, bu maçta alışıldık ikili orta sahasının yerine üçlü orta sahayla mücadele etti. Hakan Söyler, Ragued ve Birol, savunma anlamında çok efor sarfettiler. Zaman zaman Birol ileriye destek verdi ve bu desteklerinden birinde golü buldu. Birol ve Hakan gibi oyuncuların uzun süren yedeklik dönemi ardından kendilerine mecburen de olsa görev verildiğinde ortaya koydukları mücadele, gerçekten takdire değerdi. Zaman zaman aksadılar tabii ki ancak genel olarak kendilerini hazır tuttuklarını gözlemledik. Bu güzel bir gelişme Karabükspor açısından.

Bülent Korkmaz'ın takımı, içeride kazanmaya devam ediyor. Bu çizgi sürmeli. Ligde kalmanın ilk şartı içeride kazanmak. Ancak dışarıda da maç kazanmaya başlanmalı ki bazı şeyler daha rahat olsun. Şimdi Gaziantepspor düşme hattının içine çekildi. Ancak ben orada fazla kalacaklarını sanmıyorum. Önemli olan Manisa'yı aşağıya çekebilmek. Hazır başlarında Ümit Özat varken, bu gayet mümkün görünüyor. Bülent Korkmaz'dan da bahsetmek lazım. Çok eleştirdik onu. Halen daha eleştirilecek özellikleri var ancak bu dönemde çok başarılı. Takımı iyi çalıştırdığı çok belli. Taktik konularda da oldukça başarılı ve konsantre. Teknik direktörlük kariyerindeki son şansını şimdilik iyi kullanıyor. Umarım ki sonu mutlu olur.

Son söz Cernat'a. Harikaydı bugün. Böylesi zor bir dönemde tam da oynaması gerektiği gibi oynuyor. Kolundaki kaptanlık bandının hakkını veriyor. Bu şekilde devam edip takımı kümede tutarsa herhalde kendisi de bu dönemi ayrı bir yere koyacak kendi kariyerinde. 

Michael Skibbe: Daum v2.0


Beklenen oldu ve güne Skibbe'nin kovulma haberiyle uyandık. Sezona Eskişehirspor'da başlayıp ilk yarının sonlarına doğru gösterdiği müthiş performansla takımı ilk dörde kadar taşımış ve ardından yönetimle arasında çıkan anlaşmazlıklardan da hevesi kaçmış olacak ki, devre arasında Hertha Berlin'den gelen teklifi değerlendirip ülkesine geri dönmüştü. Hatta bu öyle bir gidişti ki, 250 bin avroluk tazminatını bile cebinden karşılamıştı.

İşte o Skibbe, Hertha'nın başında çıktığı beşinci maçında beşinci yenilgisini aldı ve görevine son verildi. Çok şaşırtıcı bir durum değildi tabii alınan sonuçlar ve oynanan futbola bakınca. Şimdi Skibbe'nin kariyeri yeni bir yola giriyor. Geçen sezon Eintracht Frankfurt'tan da kovulmasının ardından bu kez aynı şeyi Hertha'da yaşaması, muhtemelen onun için Bundesliga'nın iyi takımlarının
kapısını bir süreliğine de olsa kapatacaktır. Yeterlilik açısından Joahim Löw'le bile karşılaştırılabilecek bir teknik direktörken, bir anda böylesine tepetaklak olmuş bir kariyere sahip olunca, ona da yeni seçenekler aramak düşecek mutlaka. Ve bu yeni seçeneklerin ilk sırasında da Türkiye olacaktır.

Nasıl ki Daum, futbol dışı nedenlerle de olsa Almanya kariyeri sekteye uğrayınca Türkiye'yi kendisine ikinci vatan olarak seçerek kariyerinin büyük bölümünü burada geçirdi, muhtemelen Skibbe de aynı yola girecektir. Galatasaray'da ve Eskişehir'de yaptıklarıyla burada halen daha geçerliliğini sürdüren bir saygınlığı var. Çok muhtemeldir ki, önümüzdeki sezon Carvalhal ile birlikte çıkış arayan Anadolu takımlarının, kapısını aşındıracağı isimlerden birisi de Skibbe olacaktır. Doğru da bir karar olacağı kesin. Güzel paralar da kazanır burada. Neden olmasın? 

6 Şubat 2012 Pazartesi

Deplasman Niyetine / Karabükspor:2 Samsunspor:1


Klasik tabirle 6 puanlık maçtı ve bu 6 puanı Karabükspor aldı. Maçın geneline baktığımızda, mücadele oranı beklenildiği gibi yüksekti ve oldukça zevkli bir karşılaşma izledik. Karabükspor, erken gol bulmanın avantajıyla daha rahat bir oyun ortaya koydu. Ancak savunma yaparken de oldukça fazla efor sarf ettiler.

Maç başlamadan önce Güven'in sakatlık geçirmesi, bir nevi oyunun kaderini değiştirdi. Güven'in yerine maça başlayan İlhan Parlak, oyun içinde fazla görünmese de iki gol attı ve maçı Karabükspor'a getiren isim oldu. Karabükspor, bugün yapması gereken en önemli şeyi es geçmedi ve Gekas'ı çok iyi kilitledi. Yunan oyuncu top göremeyince, Samsun'un neredeyse bütün hücum aksiyonları tırpanlanmış oldu. Burada Mabiala-Jahic ikilisini ayrıca kutlamak gerek. Maç boyunca kusursuza yakın bir oyun ortaya koydular. Hiçbir topu sektirmediler. Sağlam durdular.

İlk yarı, Karabükspor'un istediği gibi biterken, Shelton'un gördüğü kırmızı kart, etkisini en başlarda fazla göstermese de, maçın sonlarına doğru Karabükspor'un kabus görmesini sağladı. Eksik kalan takım, çok fazla koşmak zorunda kaldı. Özellikle maç boyunca rakip savunmayla boğuşan ve onları bir nevi hallaç pamuğu gibi atan Mehmet Yıldız'ın yüzündeki yorgunluk ifadesi her
şeyi anlatıyordu. Mehmet Yıldız, hiç şüphesiz ki maçın kahramanıydı. Maç boyunca oynadığı futbol, topun rakip yarı sahada kalmasına yaptığı katkı ve yaptırdığı penaltı, onun eski günlerini hatırlatır cinstendi. Penaltıyı kaçırması şanssızlık oldu ancak taraftar da o noktada Mehmet'e destek olarak olumlu bir hareket yapmış oldu. 

Samsunspor'da ilk yarı boyunca etkili olan Fink'in oyundan ilk çıkan isim olması Karabükspor'un işine geldi. Fink, top fazla top çalıyor, ayağındaki topları da sürekli ileriye oynayarak tehlike yaratıyordu. Onun çıkmasıyla orta sahada sorun yaşaması muhtemel olan Karabükspor, bu durumu bir süre daha ötelemiş oldu. Cernat'ın savunmadaki ekstra katkısı ve yorulup çıkana kadar hücumda yaptıkları gerçekten takdire değerdi. Cernat, bugün tam anlamıyla bir kaptan gibi oynadı. 

Konuk takımın en çok topla oynayan iki ismi Serdar Özkan ve Murat Yıldırım oldu. Serdar'ın sürekli yere yatması, takımın hızını kesti diyebiliriz. Biraz yerden kalkmayı, her pozisyonda yatmamayı öğrenirse takıma daha çok katkısı olacak ama haberi yok. İkinci yarıda oyuna giren Simon Zenke de etkili bir görüntü verdi. Sakatlıktan yeni çıkmış olmasına rağmen önemli tehlikeler yarattı. Bunlarda da Tomic faktörü devreye girdi. 

Maçın akışına baktığımızda her ne kadar Samsunspor atak oynuyor gibi görünse de, istediğini yapan taraf Karabükspor'du. Maçın önemini göz önüne alırsak, Samsun'un atak oynaması zaten çok normaldi. Önemli olan efektif olabilmekti, ki bu noktada sıkıntı yaşadıklar diyebiliriz. 

Sonuç olarak Karabükspor hak ederek kazandı. Çok önemli bir avantaj elde etti. Samsunspor da büyük bir yara aldı ve savunmasının önemli ismi Kemal'i önümüzdeki hafta için kaybetti. Bundan sonrasını açıkçası merakla bekliyorum. Gaziantep'le ikiye düşen bir puan farkı var. Ayrıca bir maç da eksik. Karabükspor deplasmanda da puan kazanmaya başladığı an ligde kalma adına büyük avantaj elde edecektir. Öyle olmasını da umuyorum.

Bu Çocuğa Dikkat! / Hakan Çalhanoğlu


Bu hafta Almanya'da yeni bir yıldız adayı ilk kez piyasaya çıktı. Bundesliga 2'de ligde kalma mücadelesi veren Karlsruhe'nin alt yapısında oynayan Hakan Çalhanoğlu, bu hafta ilk kez A takımla maça çıktı ve takımının 2-1 kazandığı Aue maçındaki gollerin pasını vererek tüm dikkatleri üzerine çekti.

Transferde adı bir ara Trabzonspor'la da anılan Hakan Çalhanoğlu, henüz 17 yaşında olmasına rağmen Türkiye U19 milli takımında da oynuyor. Karlsruhe'nin teknik direktörü Jörn Andersen de onun gösterdiği performanstan memnun ve "Maça Hakan Çalhanoğlu
ile başlamam birçok kişi için sürprizdi. Ancak o bana başka bir seçenek bırakmadı. Çoğu futbolcunun hemen öğrenemeyeceği özelliklere sahip" diyerek oyuncusunun gösterdiği etkiyi kısaca özetledi. 

Hakan için birçok kimse Mesut Özil benzetmesini yapıyor ve yapacaktır da. Kanımca onun için en tehlikelisi de bu tarz benzetmelerdir. Umarım ki kendisini böyle kıyaslamalardan uzak tutar. İlkay Gündoğan ve Mehmet Ekici'nin böyle kıyaslamalar yüzünden neler çektiğini, ne gibi zorluklar yaşamakta olduklarını hepimiz görüyoruz. Umarım ki Hakan, kendi ismini, kendi markasını yaratır. Bir Nuri Şahin ya da bir Mesut Özil olma sevdasına düşmez. Abdullah Avcı da eminim ki yakından takip ediyordur kendisini. 

Bir fikir vermesi amacıyla, bu hafta oynanan maçın görüntülerini aşağıya koyuyorum. İlk golde verdiği uzun pasa ve özellikle de ikinci golde yaptığı asiste dikkat...

4 Şubat 2012 Cumartesi

Ateşi Necati Yaktı / Gaziantepspor:1 Galatasaray:2


Galatasaray bugün göründüğünden daha önemli bir maça çıktı ve sanılandan daha önemli bir galibiyet aldı. Bu 3 puanın getirisi gerçekten çok fazla. Fatih Terim, çok muhtemeldir ki şimdi önünü daha net görüyor. 

Maça Galatasaray açısından anlam veren ayrıntılar, hiç şüphesiz ki Necati Ateş'in takıma dönüşü ve üç maçlık tökezlemenin ardından zor bir deplasmandan alınabilecek iyi bir sonucun değiştireceği havaydı. Eskişehirspor, Bursaspor ve Antalyaspor karşısında kaybedilen puanlar, şüphesiz ki Gaziantepspor deplasmanını daha zor ve baskılı hale getirmişti. Bir de Gaziantepspor'un başında büyüklere karşı iyi sonuçlar almayı huy edinmiş Hikmet Karaman gibi bir hoca geçince işler biraz daha karışık hale geldi diyebiliriz. Fatih Terim'in, bu zorlu dönemde böyle bir galibiyete ihtiyacı vardı.

Necati Ateş'in takıma dönüşüne gelecek olursak, ilk maçı için iyi bir sınav verdiğini söyleyebiliriz. Oynadığı futbol öyle çok büyütülecek cinsten değildi. Basit oynadı. Fazla göze çarpmadı ancak etkiliydi. Belki de Galatasaray'ın ihtiyacı olan şey böylesine basit oynayan ancak etkili olabilen bir forvet oyuncusuydu, kim bilir? Bugün Galatasaray formasıyla 100. maçına çıkan
Necati Ateş, hiç şüphesiz ki ilerleyen haftalarda fizik olarak daha iyi duruma geldikçe ve takım arkadaşlarıyla uyumunu arttırdıkça daha da faydalı olacaktır. Bugün en azından kendi karakteristik özelliklerini doğru kullandığında takıma ne gibi katkılar sağlayabileceğini gösterdi. 1-0 gerideyken rakip defansın arkasına sızıp attığı golde gösterdiği soğukkanlılık gerçekten önemliydi. İşte bu, Necati'nin tecrübesinin bir göstergesiydi. 32 yaşındaki Necati'nin yaptıklarını 21 yaşındaki Sercan Yıldırım'dan da görmek ister bu taraftar...

Galatasaray takımının bu maçtaki en iyisi kesinlikle Engin Baytar'dı. Engin, beni fena halde yanıltıyor ve çok da iyi yapıyor. Transfer olduğu gün onunla ilgili umutsuzluğumu belki de fazlasıyla sert bir şekilde dile getirmiş, ne yaparsa yapsın bana yaranamayacağını yazmıştım ancak Engin'deki gayret, beni hakikaten şaşırtıyor. Bunu hesap edememek normal ama baştan bu kadar net konuşmak yanlışmış, onu anladım. Umarım ki böyle devam eder. Bugün sahada Galatasaray adına en iyi işleri yapan adamdı Engin Baytar. Takımı hücuma sürükleyen ve hücum hattında fark yaratan hareketleri (çalım, pas) yapan oyuncuydu. 

Necati ve Elmander'in gollerine baktığımızda, Galatasaray'ın hızlı hücum ettiği ataklarda sonuca gittiğini görüyoruz. Gaziantep savunması daha yerleşmeden bulunan gollerdi bunlar. Rakibin arkaya adam kaçırma zaafı vardı ancak bu zaaf, goller haricinde fazla değerlendirilemedi. Bir de Necati'nin penaltı pozisyonu var tabii. Orada da savunma arkasına yapılan bir koşu ve hakemin vermediği penaltı... Bülent Yıldırım'ın maç boyunca verdiği en yanlış karar buydu sanırım. 

Galatasaray orta sahasında Selçuk'un son dönemde yaşadığı durgunluk devam ediyor. Biraz daha etkili olması lazım. Daha iyi şeyler yapabilir. Sorumluluk alma konusunda biraz sıkıntı yaşıyor bu dönemde. Böyle olunca Melo'ya yükleniliyor ve Melo da gerektiğinden fazla yıpranıyor maç boyunca. Selçuk'un katılımıyla Melo da daha etkili kullanılabilir. Selçuk dışında oyuna daha çok katılımda bulunması gereken bir diğer isim de Yiğit Gökoğlan. Yiğit, biraz daha fazla oyuna dahil olmalı. Şimdilik biraz uzaktan izlemeyi tercih ediyor ancak bu kadar pasif kalırsa yakında o formayı bulamaz. 

Gaziantep'in attığı gole bakarsak, onların da çabuk oynayarak sonuca gittiğini söyleyebiliriz. Ki böyle benzer birkaç pozisyonları daha vardı. Semih Kaya'nın bir anlık dikkatsizlik nedeniyle arkasına adam kaçırması, Galatasaray'a pahalıya mal olabilirdi. 

Bir de Hakan Balta meselesi var. Hakan Balta, ne yazık ki taraftarı delirtme şenliklerine yine başlamış gibi bir görüntü veriyor. İlk yarıda çizgiyi geçmek üzereyken çıkardığı pozisyonun hemen öncesinde yaptığı fahiş hata, az kalsın golle sonuçlanıyordu. Topu bir şekilde uzaklaştırdı ancak burada da akıllara tehlikeli hareket kuralını getirdi. Ayağı Ismael Sosa'nın kafasıyla aynı hizaya geliyor. Hoş, Sosa da eğiliyor ama yine de tartışmalı pozisyon. Bana kalsa devam kararı doğru ama tartışmalı pozisyon olması gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Hakem kale sahası içinde çift vuruş verse pek kimse neden diye sormaz. Hatta kırmızı kart bile çıkarmalı diyenler var. Kısacası Hakan Balta'nın daha dikkatli olması lazım. Veya belki de bir süreliğine Çağlar düşünülmeli. 

Günün özeti, Galatasaray'ın yeniden bir şeylere başlamak adına çok önemli ve psikolojik olarak doping etkisi yaratacak bir 3 puan aldığıydı. Bir de Necati'nin kazanılması adına önemli bir maç oldu. Kim ne derse desin, Necati ligde Galatasaray'a çok şey kazandırabilecek bir oyuncudur. Fazla da tartşılmaması gerekir.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Geldi Necati Gitti Kazım


Galatasaray, transfer döneminin sonları yaklaştıkça sıcak olaylara sahne olmaya başladı. Dün, Colin Kazım Richards'ın Olympiakos'a transferi açıklanırken, bugün de Antalyaspor'dan Necati Ateş'in transfer edildiği açıklandı.

Necati'den başlayalım. Galatasaray'dan ayrılışı tartışmaya açıktı. O dönemde gelişen olaylar hakkında çeşitli rivayetler var faka tam olarak ne geçtiğini kimse detayıyla bilmiyor. Ancak ne olduysa Necati'nin Galatasaray camiasından bir nevi aforoz edildiğini söyleyebiliriz. Özellikle Real Sociedad'a kiralandığı ve geri döndüğünde Galatasaray kadrosunda yer aldığı dönemlerde bile hiçbir yeni teknik direktör onu bir kez bile deneme gereği duymadı. Tabii ki bu durum muhtemelen o dönemlerin yönetimlerinin bir
kararıydı ancak Necati bir şekilde Galatasaray'dan uzak tutuluyordu. Sonra bir şekilde bonservisiyle Antalyaspor'a transfer oldu ve orada bir nevi yeniden doğdu.

Son dönemde birkaç kez Galatasaray tarafından istenmiş, ancak geri dönüşü bir türlü gerçekleşmemişti.  Dün tekrar ayyuka çıkan haberlerin ardından, bugün yapılan resmi açıklamalar sayesinde Necati'nin Galatasaray'a bir kez daha transfer olduğunu öğrenmiş bulunduk. Bu transfer için Galatasaray'ın Antalyaspor'a ödeyeceği rakam 250 bin €. Necati de 500 bin € tutarındaki alacağını Antalyaspor'a bırakmış. Galatasaray'dan sezon sonuna kadar 400 bin € garanti 10 bin € maç başı ücret alacakmış. Ayrıca sezon sonunda Aydın Yılmaz ya da bir başka futbolcu Antalyaspor'a verilecek. Netice itibariyle Necati'nin Galatasaray'a gelmeyi gerçekten istediğini ve bunun için de fedakarlık yaptığını net olarak görüyoruz. 

Necati Ateş'in Galatasaray'a ne kadar yararlı olacağı şu anda tartışma konusu. Bir kesin, onu sarı kırmızılı formayla görmek istemiyor. Benim de içinde bulunduğum diğer kesimse bu transferin iki tarafa da fayda sağlayacağı görüşünde. Ancak bir şart var: Beklentileri dozunda tutmak... Necati Ateş, Galatasaray'ın mevcut kadrosu için iyi bir alternatif olur, ligdeki birçok maçta da derinlik yaratarak nefes alınmasını sağlar. Türkiye liginin gerçeği budur. Necati tipi oyuncular, tecrübeleriyle ligde avantaj yaratırlar. Galatasaray iyi bir yedek kazanmış oldu bu transferle. Bu konuda şüphem yok.


Kazım'a gelince, beklenen bir transfer değildi açıkçası. Kazım son dönemde çok eleştiriliyordu ancak ben Galatasaray'da oynadığı dönemin, bilindik Kazım klasikleriyle bezeli olduğunu düşünmüyorum. Eğer söz konusu oyuncu Kazım değil de Türk futbol kamuoyunun hiç tanımadığı bir oyuncu olsa, onun hakkında taraftarın ve basının ön yargıları olmasa, her şey çok daha farklı bir seyirde ilerliyor olabilirdi. Kazım'ın son dönemindeki durgunluk da bu durumdan kaynaklıydı bana kalırsa. Ancak bir gerçek var ki, hevesi kaçmış bir Kazım, gazı kaçmış kola gibidir. O bakımdan bu transferin doğru olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen kendisinin Galatasaray'a dönüşü olmayacaktır. Dönse de verim alınamaz zaten. Sene sonu gelir, ya Olympiakos opsiyonunu kullanır ya da Kazım başka bir takıma transfer olur. 

Şimdi onun gidişiyle bir kanat oyuncusu sıkıntısı baş gösterecek. Muhtemelen o bölgede ilk alternatif olarak Yiğit Gökoğlan değerlendirilir. Son maçlarda Emre Çolak da sağ açık oynuyor. Onu da görebiliriz. Ancak ne  kadar verimli olabileceği konusunda şüpheliyim. Eboue, Sabri, Yekta ve Sercan gibi başka alternatifler de var ancak hiçbirisi saf kan sağ kanat oyuncusu olmadığı için sıkıntı yaşanabilir. Haa, Aydın'ı saymıyorum bile...