28 Nisan 2012 Cumartesi

Selçuk İnan Varsa... / Trabzonspor:2 Galatasaray:4

Uzun süredir blog yazısı yazamamanın vermiş olduğu açlık ve eziklikle bugünkü Trabzonspor-Galatasaray maçının başına oturdum. Yazı yazmaya niyetlenmiş olmam, sanırım uğurlu geldi ve Galatasaray 4-2'lik galibiyetle Süper Final'de ilk iki sırada yer almayı garantilemiş oldu. 

Maçın anlatılacak pek bir şeyi yok aslında. Lig bitti bitiyor ve koca bir sezon ne izlediysek, sahada yine onu gördük. Galatasaray, oyunun kontrolünü elinde tutan, istediğinde tempo ayarlamasını yapan, istediğinde oyunu soğutup istediğinde golü atan taraftı. Oyunun kontrolü sadece son 7-8 dakikada Trabzonspor'a geçti. Bunun dışında stressiz bir maç izledik. 

Galip takım yerine ev sahibinden başlayalım bu kez. Trabzonspor önümüzdeki sezon büyük bir ihtimalle Burak Yılmaz'ı kadrosunda tutamayacak. Ancak bu duruma halen bir önlem düşünülmüş değil. Halen daha ekstra bir varyasyon, Burak'sız bir
oyun şablonuna sahip değiller. Ne Halil Altıntop, ne de Paulo Henriqu bu boşluğu doldurabilir. Aslında o oyuncularla da oynarsınız ancak uygun bir stratejiyle oynarsınız. İleride onlara attığınız her topta aslında Burak'ı aradığınız müddetçe elinize bir şey geçmez. "Topu Olcan'a ve Colman'a ver, onlar bireysel yetenekleriyle bir şeyler yapsın" demek asla ve asla Burak Yılmaz olmadan uygulanacak strateji kavramını karşılamıyor. Bakalım seneye neler olacak ve Burak beraberinde neler götürecek Trabzon'dan. Bugün Galatasaray'a iki gol attıklarına bakmayın. Galatasaray maçlarının müthiş oyuncusu Gustavo Colman'ın geleneği sürdürmesiyle oldu bunlar.

Galatasaray'a gelince, takımın maç boyunca istediğini yaptığını zaten yukarıda belirttik. Bunun dışında Selçuk İnan'ın her maç daha da büyüdüğünü, kendisini Süper Final'e çok iyi hazırladığını ve konsantrasyonunun gerçekten üst seviyede olduğunu belirtmek gerek. Trabzon için Burak Yılmaz neyse Galatasaray için de Selçuk İnan odur. Bugün Selçuk'un dışında bir de Emmanuel Eboue izledik. "Bir bek nasıl hücum yapmalıdır" sorusunun cevabını verdi. Gerek sürati, gerek fiziği ve gerekse de tekniğiyle ön plana çıktı. Gününde bir Eboue'nın neler yapabileceğini ve maç kazandırabileceğini gösterdi. Önünde oynayan Engin'in genelde içeriye kat ederek oynamasının yarattığı avantajı iyi kullandı. Engin, rakip stoper Cech'i yanında taşırken, Eboue'nin de önünde müthiş bir koridor oluştu. Olcan'dan yeterli savunma desteği de gelmeyince Eboue bu koridorda ileri geri çalıştı. 

Süper Final maçlarında dikkatimi çeken önemli bir konu da Johan Elmander. Sadece bugün değil, Fenerbahçe ve Beşiktaş'a karşı da durum aynıydı. Ben bu son üç maçta Elmander'i pek beğenmedim. Sakatlık sonrası halen daha formunu bulabilmiş değil. Pozisyonlarda ağır kalıyor ve çabuk düşüyor. Muhtemelen sezonun yorgunluğu onu kötü etkilemiş. Baros'un bu süreçte takıma biraz daha entegre olması lazım. Necati ve Elmander'in kenardan ciddi bir desteğe ihtiyaçları var. Bu destek şimdilik Aydın Yılmaz tarafından veriliyor şaşırtıcı bir biçimde. Aydın bugün de sonradan oyuna girdi ve güzel işler yaptı. Takımı rakip alana taşıyan oyunculardan birisi oldu. Ondan her maç gol ya da asist beklememek gerek. Bugünkü gibi oynadığı sürece zaman içinde ilk onbire de yerleşebilir. 

Galatasaray bugün oyunu rölantiye almasa 6-7 tane atabilirdi. Tabii bu asla Aslantepe'deki maçın kolay geçeceği anlamına gelmesin. O maçta Trabzonspor'dan bir çelme de gelebilir. Zira normal sezonda bunu yaşadık. Bu yüzden hafta içi oynanacak olan maçı asla hafife almamak lazım. Fatih Terim de o maçı hafife almadığını Elmander ve Selçuk İnan'ı erken denebilecek zamanlarda oyundan çıkararak gösterdi. Bir sakatlık ya da ceza riski almadı ve oyuncularını da dinlendirdi. Oyuncular da aynı bilinçte olduğu sürece sorun yok. Tabii Burak Yılmaz'ın da o maçta döneceğini düşünürsek bugünkünden zor bir karşılaşma izleyeceğimizi öngörebiliriz.

Son olarak, bu Süper Final maçlarının zamanları konusunda hiç konuşulmayan bir şey var. Bu maçlar şampiyonluk düğümünü çözecek ancak yine de ayrı günlerde oynanıyor. Evet, bu işin bir de pazarlama yönü var. Maçların canlı yayınları, hafta sonuna yayılarak daha çok izleyiciye ulaşması ve yayıncı kuruluşun yatırımlarının kurtarılması gibi ayrıntıları göz ardı edemiyoruz belki ama mantık olarak şampiyonluğa koşan ve puan olarak neredeyse eşit olan iki takımın maçlarının aynı anda oynanması adaletin gereğidir. Tuttuğumuz takımları bir kenara bırakalım, futbolsever olarak adaletin a'sını bile görmediğimiz şu günlerde belki de boş bir serzenişte bulunuyorum ama durum böyleyken böyle...

9 Nisan 2012 Pazartesi

Süper Ligde Kalması Gerekenler

 Süper Lig'in 34 haftalık normal kısmı sona erdi. Tabii biz duruma alıştık ancak anormal bir sezon içindeyiz. "34 haftalık normal sezon" diye bir tabir türedi dilimizde. Henüz şampiyon belli değil ancak düşenler belirlendi. Ankaragücü, Manisaspor ve Samsunspor önümüzdeki sezon maalesef Süper Lig'de yar alamayacaklar. Gösterdikleri performans, toplayabildikleri puanlar, seneye bir alt ligde oynamalarını gerektirdi ancak bundan sonraki dönemde de Süper Lig'de kalmayı hak eden oyuncuları var. Bu
yazıda, düşen takımların kadrosunda yer alan ancak seneye de Süper Lig'de oynaması gereken belli başlı bazı oyunculardan bahsetmeye çalışacağız. Unuttuklarımız olursa yorumlardan eklersiniz...

Ankaragücü, performans sorunundan çok yönetimsel sebeplerden dolayı ligden düştü. Kulübün, Gökçek ailesinin elinde oyuncak edilmesi sebebiyle yaşanan maddi sıkkıntılar, küçük oğlanın oyuncağından sıkıldıktan sonra, başa çıkamayacağı şeyleri görünce çekip gitmesi gibi sebepler bir araya geldi ve takımdaki oyuncular birer birer sözleşmelerini feshetti. Tabii bu durum, transfer yasağıyla da birleşince gençlere şans verilmesini sağladı. Bu gençler içinde elde ettiği şansı iyi kullananlar da oldu haliyle. Takımdaki oyuncuların çoğu, aslında seneye de kadroda kalmalı ve bir alt ligde tecrübe kazanmalı. Ancak Süper Lig'de oynamaya devam edebilecek iki tane isim var bana göre. İlki takımın sol beki İshak Doğan. 21 yaşındaki İshak, bu sezon forma giydiği 22 maçta 1 gol ve 1 asist üretti. Takımın en çok savaşan ve en önemli futbolcularından birisi oldu. Türk futbolunun kanat savunmacısı sıkıntısı çektiği şu dönemde bir alt ligde oynarsa futbolu geriye gidebilir. Artık hedef büyütmeli ve seneye bir Süper Lig takımında en azından rotasyon oyuncusu olmalı. Daha büyük hedefler için, kendi gelişimine fayda sağlayacak bir hocanın altında görev almalı. Aynı şekilde takımın kalecisi 22 yaşındaki Bayram Olgun da seneye Süper Lig takımları tarafından değerlendirilebilecek isimle arasında. Bayram, her ne kadar görev aldığı 12 maçta 34 gol yemiş de olsa iyi direndi diyebiliriz. Aslında bir sene de alt ligde oynasa çok güzel tecrübe kazanabilir ancak bir Süper Lig takımının yedek kalecisi olarak da görebiliriz seneye kendisini. O potansiyele sahip. Tabii bir de Aydın Toscalı var. Sezon boyunca büyük bir sabırla genç futbolculara abilik eden Aydın, takım düşmesine rağmen Süper Lig'de yer alması gereken oyunculardan biri halen daha...

Manisaspor, ligin ilk yarısında bir ara ilk 4 hedeflerken, bana göre biraz erken bir karar neticesinde teknik direktör Kemal Özdeş'le yollar ayrıldı. Yönetim bir süre daha Özdeş'in arkasında durabilirdi ama yapmadılar. Yerine ise büyük bir hata sonucu Ümit Özat'ı getirdiler. Ümit Özat'ın hangi antrenörlük meziyeti Manisa gibi kritik durumda olan bir takımın başına gelmesini sağladı anlayamadık. İkinci yarının başında yapılan bu teknik direktör değişikliğinin olduğu gün, Manisaspor'un küme düşme adaylarından birisi olduğunu dile getirmiştim. Nitekim, Ümit Özat o kritik haftalarda art arda puanlar kaybedip gitti ve yerine Reha Erginer geldi. Reha Erginer de tecrübesiz bir hoca olduğu için gerekli etkiyi gösteremedi ve takım küme düştü. Eldeki kadroya baktığımızda ise tabii ki ligde devam etmesi gereken oyuncular görmeye devam ediyoruz. Bunların başında senelerdir Türkiye'de forma giyen ancak henüz 24 yaşında olan Isaac Promise geliyor. Isaac, bu sezon 31 maçta 11 gol 3 asistle oynadı. Ki küme düşen bir takım için gayet iyi rakamlar bunlar. Seneye mutlaka bu ligde devam etmeli. Onun dışında kanat oyuncusu Ahmet İlhan Özek de çok rahat bir şekilde ilk 10 hedefleyen takımların formasını giyebilecek, en azından rotasyonda yer alabilecek değerli bir isim. Gerek fiziği, gerek sürati gerekse de tekniği buna elverişli. Ayrıca sezonun çoğunu sakat geçirmiş olsa bile Mehmet Güven'i ve ilerleyen yaşına rağmen kaleci İlker Avcıbay'ı da önümüzdeki sezon Süper Lig'de izlemeyi umuyorum.

Ligden dramatik şekilde son hafta düşen Samsunspor ise gerçekten kendisine ve mücadelesine yazık olan bir takım. Aslında Mesut Bakkal yönetmininde gayet iyi bir performans ortaya koymuşlardı ancak acemice yönetim hataları nedeniyle sezonun ilk yarısında ortaya çıkan enkazı bir türlü kaldıramadılar. Samsunspor aslıdna sezona fena bir başlangıç yapmamıştı. Teknik direktörlüğe Petkovic'in getirilmesi asla bir hata değildi. Hata, bu zamana kadar 3-4-3 formasyonuyla oynamaya alışmış Petkovic'e "4-4-2 oynasan daha iyi olur" şeklinde yapılan yönetim baskısıydı. Üzerine bir de göreve Adnan Sezgin getirildi ve sezon öncesinde iki kez silbaştan takım oluşturulmuş oldu. Adnan Sezgin'in kerameti kendinden menkul uygulamaları neticesinde Samsun bir anda kendisini dipte buldu. Sezonun ikinci yarısında Mesut Bakkal'ın göreve gelmesiyle bir şeyler düzelir gibi olsa da sonuç yine hüsrandı. Takımda dikkat çeken oyuncuların başında ise sadece 11 maçta oynasa da Theofanis Gekas geliyordu. Gekas, bu kısa sürede çok kritik 8 gole imza attı ve bir anda taraftarın sevgilisi oldu. Yunan oyuncunun sözleşmesi sona erdi ancak Türkiye'de olmaktan mutlu. Bu sebeple önümüzdeki sezon kendisine Süper Lig kulüplerinden gelecek tekliflere soğuk yaklaşmayacaktır. Mutlaka değerlendirilmeli. Gekas'ın haricinde 24 yaşındaki kaptan Murat Yıldırım da seneye bu ligde kalmalı. Ajax alt yapısında yetişmiş olan Murat Yıldırım, hem orta sahanın ortasında hem de zaman zaman sağ kanada yakın oynadı ve takıma büyük katkı yaptı. Ligde eksikliği hissedilen çift yönlü orta saha oyuncularının en önemli örneklerinden birisi olabilir. Hatta bir sene sonra büyük takımları da sıraya sokabilir. Murat'ın haricinde yerli futbolculardan Kemal Tokak, genç yaşı ve bir yıllık Süper Lig tecrübesiyle iyi bir alternatif olabilir. Adem Alkaşi de sağ bek sıkıntısı çeken takımlar için çözüm olabilecek niteliklere sahip, aynı zamanda aklı başında bir oyuncu. Ve tabii kaleci Ertuğrul Taşkıran'ı da unutmamak lazım. Fenerbahçe'den kiralıktı. Ancak seneye yine kiralık verilebilir. Oynayabileceği bir Süper Lig takımı bulursa çok iyi olur. 

Bu saydığımız isimler, en azından rotasyonda da olsa Süper Lig takımları için seneye değerlendirilebilecek öncelikli alternatifler olmalı. Muhtemelen çok fazla maliyetleri de olmayacaktır. Bu isimler Süper Lig'de kalmayı hak ediyor ve daha büyük hedefleri olan takımlarda oynarlarsa futbollarını da bir adım ileriye götürebilirler.

6 Nisan 2012 Cuma

Mehmet Ekici'nin Bir Sezonu...

Mehmet Ekici, geçen sezon kiralık olarak formasını giydiği Nürnberg'de İlkay Gündoğan'la birlikte çok başarılı bir sezon geçirerek en çok dikkat çeken isimlerden birisi oldu. Normalde Bayern Münih'in oyuncusuydu ve Nürnberg Teknik Direktörü Dieter Hecking, kendisini bir sene daha kiralamak istediğini ısrarla dile getiriyordu. Ancak Ekici'nin istediği, hedefleri daha büyük olan bir kulübün yolunu tutmaktı. Ancak kulübü Bayern Münih'e dönse forma şansı fazla olmayabilirdi. Nitekim o da dediğini yaptı ve ne Bayern Münih gibi rekabet düzeyi yüksek, ne de Nürnberg gibi nispeten sönük bir kulüp olan Werder Bremen'e transfer oldu.

Son senelerde Diego ve Mesut Özil gibi orta sahadaki organizasyonu sağlayan önemli oyuncularını kaybeden ve bu eksiklikleri de derin şekilde hisseden Werder Bremen, yeni Özil olması umuduyla Mehmet Ekici konusunda oldukça istekli davrandı ve genç futbolcu için Bayern'e tam 5 milyon avro ödedi. Aslında bu paralar Türkiye şartlarında vasat paralar. Tutup da küme düşmemeye
oynayan bir takımın herhangi bir rotasyon oyuncusunu isterseniz, bir de apoletinizde "büyük" ifadesi varsa kapı 7-8 milyondan açılıyor. Ancak gerçekçi futbol ekonomilerinde 5 milyon avro gerçekten ciddi bir meblağ. Hem  de o kadar ciddi ki, beklentilerin altında kaldığınızda her fırsatta kafanıza kakılacak kadar büyük bir meblağ. Tıpkı Mehmet Ekici'de olduğu gibi...

Mehmet Ekici, Werder Bremen'de yeni sezon hazırlıkları esnasında geçirdiği ağır sakatlığında etkisiyle takım çalışmalarına biraz geç başladı. Yetenek ve fizik kapasite olarak her zaman yeterliydi ancak sezon öncesi hazırlık kampında takımla aynı yükelemeleri yapamaması ve kendi duygusal özellikleri de birleşince forma giydiği ilk maçlarda fazla göz dolduramadı. İlk 14 hafta aralıksız olarak forma giydi. Tabii ki bu süre zarfında sadece 6 maçta ilk 11'de sahaya çıkabildi ve hiçbirinde 90 dakika oynayamadı. Sürekli oyundan alınması ya da maça yedek başlaması, kolayca demoralize olmasını sağladı. İlk yarı bittiğinde Mehmet Ekici'nin karnesinde 14 maçta sadece 1 gol (eski takımı Nürnberg'e attı) ve 1 asist bulunuyordu. Bu, geçen sezonun aynı döneminde, Bundesliga'daki ilk sezonu olmasına ve daha vasat bir takımda oynamasına rağmen 16 maçta görev alıp 2 gol 3 asist üreten bir oyuncu için kesinlikle kabul edilemez bir istatistikti.

Yine de kulüpte ona inananlar vardı. Başta Klaus Allofs olmak üzere teknik direktörü Thomas Schaaf'tan da sürekli olarak sabır ve destek mesajları aldı. Kim bilir, bu mesajlar belki Mehmet Ekici'ye gerçekten güvenildiği için verilmişti, belki de 5 milyon avronun geri dönüşümü için verilen bir çabanın dışavurumuydu. Sonuç olarak ortada basın ve taraftar nezdinde sürekli eleştirilse de kulüp içinde morali yüksek tutulmaya çalışılan bir oyuncu vardı.

Sezonun ilk yarısı bittiğinde Ekici yine sakattı ancak bu gibi durumlara karşı biraz daha deneyim kazanmıştı ve artık her şeye karşı daha hazırlıklıydı. İkinci yarıya başlarken sakatlığını atlattı ve formunu nispeten yükseltti. Halen daha yeterli değildi ancak belli bir düzene girdiğini gösteriyordu. İkinci yarıda sakatlanana kadar 7 maça çıkabildi ve bu maçlarda 3 asist üreterek takımın skor yüküne de katkıda bulunmaya başladı. Artık basın da onun hakkını veriyordu. Özellikle 25. haftada oynana Hannover 96 maçında takımın tüm orta saha organizasyonunu üstlenmiş, üstelik 2 golün de pasını vermişti. Bir sonraki hafta Borussia Dortmund karşısında sahaya çıktı ve o maçta da başarılı oldu. Artık sahada 90 dakika kalabiliyordu. Bunda tabii ki aynı bölgenin oyunucları Aaron Hunt ve Marko Marin'in sakatlıklarının da payı vardı ancak Ekici de bunu hak ediyordu. Dortmund maçının ardından hafta içinde geçirdiği sakatlık, onu tekrar geri plana düşürdü. Geçen gün gelen haberlere göre de sezonu kapattığı açıklandı.

Kısacası, Mehmet Ekici için kabus gibi başlayan ancak sonlara doğru yavaş yavaş düzelme yoluna giren bir sezonu geride bıraktık. Mehmet, sakatlanmadan hemen önce tünelin ucundaki ışığı görmüştü diyebiliriz. Kötü oynadığı her hafta, kulübe olan maliyeti özellikle basın tarafından yüzüne vuruldu ancak buna rağmen o tekrar ayağa kalkmayı başardı. Önümüzdeki sezon, eğer hazırlık kampını iyi geçirirse çok daha başarılı olacak ve hatta Bundesliga'da kendi bölgesinin en iyi 2-3 isminden biri olarak anılmaya başlayacaktır.