29 Eylül 2012 Cumartesi

Rahat Pozisyonda Maç İzlemek / Akhisarspor:1 Karabükspor:3


Süper Lig'e çıkılan Yücel İldiz'li ilk sezonun sonrasında ilk kez bu kadar rahat bir şekilde bir Karabükspor maçı izledik bugün. Uzun süre sonra böylesine rahat bir galibiyet alındı. Ben kendi adıma bugün böyle bir maç izlemeyi ummuyordum açıkçası.

Karabükspor, felaket sezon başlangıcının ardından son iki hafta aldığı galibiyetlerle rahat bir nefes almış oldu. Normalde deplasmanda bırakın böyle kolay bir galibiyeti, beraberlik bile sevindiriyordu taraftarı. Akhisarspor karşısında alınan 3-1'lik galibiyet, bu anlamda bir ilktir diyebiliriz. Tabii yanıltıcı olmasın. Rakip, her ne kadar iyi niyetle ve son raddeye kadar mücadele etmeye çalışsa da potanisyel olarak çok üst seviyede değil. Bu sebeple önümüzdeki hafta oynanacak Orduspor maçından itibaren işler daha zor olacak. Bu potansiyeli en basit  şekliyle Akhisar kadrosundan birkaç isim vererek açıklayabiliriz. Ahmet Cebe, Merter Yüce, Sertan Vardar ve Mert Kaytankaş... Bu oyuncular zamamında Karabükspor forması giymiş ve yetersiz
görüldükleri için gönderilmiş oyuncular. Hepsi de Akhisar'da ciddi roller üstleniyorlar. Bu oyuncular arasında bir tek Sertan'ı ayrı bir yere koyarım. Onun gidişini hiçbir zaman anlamamıştım. Ki şu an Karabükspor'da olsa ilk 11 olmasa bile rotasyonda mutlaka şans bulurdu.

Şimdi maça gelelim. Sezona iyi bir başlangıç yapmıştı Akhisarspor. İlk maçlarında iyi savunma yapıyor ve puanları topluyordu. Bu tarz takımların önemli bir özellikleri oluyor: Kırılganlık. Belli bir motivasyonla insanüstü çaba gösterip bir noktaya kadar direnebiliyorlar ancak o direnç bir kere çözüldüğünde gerisi ne yazık ki çorap söküğü gibi geliyor. Ligin ilk haftalarında iyi takım savunması yapan ve zar zor gol yiyen Akhisarspor, İBB maçının ardından savunma olarak kolay çözülür hale geldi. Öyle ki, ligin en zor gol atan takımlarından birisi olan Karabükspor bile, bugün onlara karşı üç gol bulmayı başardı. Peki Karabükspor, o zor gol atan Karabükspor muydu bugün? Kesinlikle hayır... Karabükspor da bugün hiç olmadığı kadar iyi ve istekliydi. 

Karşılaşmanın ilk yarısı, orta saha mücadelesi olarak geçti. İki takım da doğru düzgün pozisyon bulamadı. Öyle ki, Karabükspor'un ilk şutu 35. dakikada Lomana LuaLua'nın yaklaşık 30 metreden yaptığı vuruşla gelmişti. Hemen ardından da Akhisarspor Mert Kaytankaş'ın Tomic'le karşı karşıya kaldığı pozisyonda ilk kez gole yaklaştı. Ardından Florin Cernat'ın mükemmel golü geldi ve ilk yarı 1-0 Karabükspor lehine sonuçlandı. Cernat'ın golü, Hagi'nin Ali Sami Yen'de Monaco'ya attığı o meşhur golün karbon kopyasıydı adeta. 

İkinci yarıda Akhisar gol için açık oynamak istedi ancak oyunu yine Karabükspor kontrol altında tuttu. Orta sahada sağlanan üstünlük, Akhisar'ın üretkenliğini baltaladı diyebiliriz. Karabükspor'un orta saha üstünlüğünü ele geçirmesini sağlayan oyunculardan birisi de Yiğit İncedemir'di. Yiğit'i ilk kez bu kadar iyi gördüm. Karabükspor formasıyla verimli olduğu ilk maç buydu muhtemelen. Hem rakip atakları kesmekte başarılıydı, hem de topu basit, çabuk ve olumlu kullanarak takımını rahatlattı. Savunmada ise Mabiala çok iyi bir görüntü verdi. Hem hamleli oluşu, hem de dengeli oyunuyla birçok açığı rahatlıkla kapattı. Muhammet Özdin ise aksayan isimdi. Bazı pozisyonlarda ağır kalarak zor anlar yaşadı.

Michael Skibbe, ikinci yarının büyük bölümünde LuaLua'yı en uçta tek santrfor olarak kullandı. İlk yarıda santrfor olarak değerlendirdiği İlhan Parlak'ı ise sağa çekmişti. İlhan, adam eksiltme özellliği olmadığı için kenar forvet olarak çok verimli bir adam değil. Bu sebeple gizli bir ikinci forvet gibi oynamasını bekledim ancak bunu yeterince karşılayamadı. Bu dönemde sağ tarafta yeterli etkinliği Ahmet İlhan Özek veya Gümüşhanespor maçının yıldızı Bertul Kocabaş sağlayabilirdi. Shelton'ın oyuna girişiyle birlikte hücum daha da hareketli bir hal aldı. Önce LuaLua, ardından da İlhan Parlak attıkları gollerle takıma rahat bir galibiyet aldırdılar. Skibbe'den, oyunun 3-0 olmasından sonra Bertul Kocabaş'ı oyuna almasını bekledim. Neticede böylesine potansiyel sahibi, ancak maç pratiğine de ihtiyaç duyan bir oyuncu, böyle maçlarla formaya ısındırılabilirdi. Ancak o böyle bir tercih yapmadı. Umarım ilerleyen haftalarda bu şansı bulur. 

Karabükspor'un son iki maçını kazanmış olması çok önemli. Ancak bu bir rehavet yaratmamalı. Önümüzdeki  hafta Orduspor maçı zor geçecek. Skibbe'nin kafasında bir şeylerin oturmuş olduğunu umuyorum. Bundan sonra daha az arayış içinde olacaktır. Bunun, istikrar ve başarıyı getirmesini dilemekten başka yapacak bir şey yok.

19 Eylül 2012 Çarşamba

Ait Olunan Yerde, İsmine Yakışır Şekilde / Manchester United:1 Galatasaray:0

Şu maçın üstüne ne desek boş. Herhalde en kısa ifade "yazık oldu" olacaktır. Manchester United'la Old Trafford'da Fatih Terim'in aynen maçtan bir gün önce söylediği gibi "çatır çatır" oynayan Galatasaray'a bugün kelimenin tam anlamıyla yazık oldu. 

Yıllardır bugün bekleniyordu. Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmek, Galatasaraylıların hasretle beklediği olaydı. Galatasaray'ın ait olduğu yer orasıydı ne de olsa. Bugün bu hasret dindi ve Galatasaray, uzun bir aradan sonra güzel bir tesadüf eseri Şampiyonlar Ligi'yle ilk tanışması öncesinde Avrupa'yı titrettiği Old Trafford'da Manchester United'la karşılaştı. 

Rakibin gücü belliydi. O yüzden birçoklarına göre favori evsahibi takımdı. Ben de aynı şekilde düşünüyordum. Tabii ki takımın çok mahkum oynamasını beklemiyordum ancak Manchester United'ın bu kadar zorlanacağı da aklıma gelmezdi. Oysa neden
gelmesin ki? Söz konusu takım Galatasaray. Daha önce birçok kez yapmıştı aslında bugün yaptığını. Rakip sahada kafa kafaya bir oyun sergilendi bugün.

Tabii ki Manchesterlı oyuncular çeşitli anlarda klaslarını fazlasıyla belli ettiler. Özellikle Scholes ve Valencia gerçekten çok etkiliydi. Valencia, maç boyunca Hakan Balta'yı birçok kez sıkıntıya soktu. Zaten Galatasaray'ın en çok aksayan ismi de Hakan Balta'ydı tüm maç boyunca. Hakan'dan sonra Melo geliyordu. Melo, belli ki halen daha fizik olarak hazır değil. Şu anki haliyle Türkiye ligini kaldırıyor ancak bugün ak koyun kara koyun ortaya çıktı diyebiliriz. Henüz olması gereken çabukluğa ulaşamamış. Belini de döndüremiyor ve ağır kalıyor. Bu eksikliğini topun arkasına geçerek kapatmaya çalıştı ve doğru pozisyon aldığı anlarda handikapını kapattı. Takımın iyileri ise Muslera, Dany, Hamit ve Amrabat'tı. Özellikle Hamit, bugünkü maçtan sonra daha az eleştirilir diye tahmin ediyorum. Böyle maçların adamı olduğunu gösterdi. Şansı biraz yerinde olsaydı iki güzel gol izletebilirdi bize bu gece. Selçuk, Melo'daki sıkıntıdan dolayı kendisini fazla gösteremedi. Genelde yalnız kaldı ve Melo'nun açıklarını da kapatmaya gayret etti. İyi bir Melo ile çok daha etkili olabilir. 

Fatih Terim, ilk 20 dakikada rakibin sağ taraftan Hakan Balta'yı fazlasıyla zorladığını görünce çok akıllı bir hareketle geriye yardım etmeyen Amrabat'ı sağa çekti ve Hakan'ı da Hamit'le destekledi. Hamit, sola geçtikten sonra hem savunmaya yardım etti hem de zaman zaman ortadaki Selçuk ve Melo'yu üçleyerek orta saha direncinin sağlanmasına katkı yaptı.

Ben, ikinci yarıda bir Engin Baytar hamlesi bekliyordum ancak bu değişiklik gerçekleşmedi. Oysa Eboue çok yıpranmıştı ve onun yerine Engin alınıp Hamit sağ beke çekilebilirdi. Takım bugün belki şiir gibi top oynamadı ancak sahadaki cesaretli futbol takdire değerdi. Manchester United gibi bir dev, sahasında oynamasına rağmen Galatasaray'a üstünlük kuramadı. Maç kafa kafaya oynandı. 

Maça damgasını vuran en önemli etkenlerden birisi de hakem Wolfgang Stark oldu. Stark, iyi bir hakem olmasına rağmen çok fahiş hatalar yaparak sonuca direkt etki etti. Umut Bulut ve Aydın Yılmaz'a yapılan hareketlere bana göre penaltı çalınmalıydı. Hamit'e de ilk yarının sonlarına doğru ceza sahasına girerken faul yapıldı ancak bu da hakem tarafından verilmedi. Rakibin penaltısı ise ağır gibi gözükmesine rağmen bana göre doğru karardı.

Bir parantez de golün sahibi Carrick'e açmak gerek. Carrick, bugün ne kadar iyi niyetli bir futbolcu olduğunu gösterdi ve gol pozisyonunda kendisini bırakmayarak hareketini tamamladı. Ligimizde olsa (hatta açık konuşayım Galatasaray'da da var böyle oyuncular) pozisyonu bitirmeyip penaltı almak ve kaleciyi attırmak için orada kendini bırakacak bir çok futbolcu var. Hatta %95'i böyle ligimizdeki oyuncuların. Orada istese Muslera'ya maçın hemen başında kırmızı kartı aldırıp takımına bir penaltı kazandırma yoluna gidebilirdi. Böylece hem Galatasaray 10 kişi kalacak, hem de büyük ihtimalle penaltıdan golü bulacaklardı. Ancak o, golü yapmayı tercih etti. Bunu da ayrıca bir yere not etmek gerek...

Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'ndeki şansına gelecek olursak, bu oyunu sürdürmeleri halinde gruptan çıkmaya yakın olduklarını söyleyebiliriz. Yeter ki bu istek, önümüzdeki beş maçta da aynı şekilde gösterilsin. Ki takımın başında Fatih Terim olduğu sürece bu istek sergilenir. Bir aksilik olmazsa Galatasaray bu grubu ilk 2 takım arasında tamamlayacaktır.

Tolgay Arslan'a Forma Şansı


Gençlik yıllarından çok büyük gelecek vaadedip sonrasında aynı noktada çakılı kalans sayısız futbolcudan birisi de Hamburg forması giyen 22 yaşındaki Tolgay Arslan. Tolgay, bundan birkaç sene öncesine kadar adından çokça söz ettireceği düşünülen bir hücuma dönük bir orta saha oyuncusuydu. 

Bundan iki sene öncesine kadar Allemannia Aachen'da kiralık olarak forma giydiği dönemde Türkiye U21 Milli Takımı'nda şans bulurken, forma giyebileceğine inandığı için milli takım tercihini Almanya'dan yana kullanmıştı Tolgay. Öylesine büyük bir geleceği
olduğuna kendisi bile inanıyordu. Ancak kazın ayağı hiç de öyle çıkmadı. Önce Aachen'da sürekli olarak giydiği formayı kaybetti, ardından Hamburg'da düşüşüne devam etti.

Geçtiğimiz sezonu Hamburg'da geçiren Tolgay, ligin ikinci yarısında Petric ve Guerrero'nun olmadığı dönemde 8 maçta forma şansı buldu ve bazı maçlarda beğeni de topladı. Bu dönemde hücum hattında forma giyen Tolgay, takımdan ayrılan Petric'in yerine kadroda tutulan isimlerden birisi oldu. Ona güvenenler çok da azınlıkta değildi. Ancak bu sezon yine durgun başladı. Geride kalan üç haftada forma şansı bulamadı. 

Yine de bu hafta işler değişebilir. Tolgay Arslan'ın, Borussia Dortmund karşısında beklediği şansı bulması bekleniyor. Fakat bu şansı pek de alışık olmadığı bir mevkide bulma ihtimali çok büyük. Teknik direktör Thorsten Fink, gelen haberlere göre Tolgay'ı geçtiğimiz hafta gördüğü kırmızı kart nedeniyle cezalı olan Jiracek'in yerine, Milan Badelj'in yanında defansif orta saha olarak oynatmayı düşünüyor. Eski takımı Dortmund'a karşı hiç de alışık olmadığı bir bölgede oynaması beklenen Tolgay ise durumdan hiç de şikayetçi değil. Bu durumla ilgili verdiği demeç şu şekilde: 

"Borussia Dortmund maçı benim için çok özel. Bu maçta oynayacağım için çok mutluyum. Marco Reus ve Mario Götze ile Borussia Dortmund'da birlikte oynamıştık. İlkay Gündoğan'la da Alman U21 takımında birlikteydik. Çok yönlü bir oyuncu olduğum için oynadığım mevki benim için sorun değil. Önde de oynayabilirim, kanatlarda da. Savunmaya dönük de oynayabilirim. Defansif yönümün de yeteri kadar kuvvetli olduğunu göstermek istiyorum."

Bu hafta eğer son anda bir aksilik çıkmaz da oynarsa, Tolgay Arslan'ın bir defansif orta saha olarak neler yapabileceğini, Bundesliga'nın en iyi takım oyunu oynayan ekibine karşı göreceğiz. Bakalım bu maç Tolgay için bir idare etme maçı mı yoksa yeni bir başlangıç mı olacak.:.