25 Aralık 2012 Salı

Lomana Tresor LuaLua


Süper Lig'in 17. haftasında Kadıköy'den Kardemir Karabükspor geçti. Güçlü rakibi Fenerbahçe'yi 3-1 yenen ancak oynadığı güzel ve karakterli futbol, haftanın gündemi olan Aykut Kocaman'ın istifasının gölgesinde kalan Karabükspor'da, konuşulmayı en çok hak eden isimse Lomana Tresor LuaLua idi.

LuaLua, aynı Galatasaray maçında olduğu gibi Fenerbahçe maçının ardından da "kim bu" dedirtti. Galatasaray'a karşı da müthiş oynayıp galibiyette başrol oynamış ve kamuoyunun dikkatini çekmişti. Arada geçen zaman diliminde unutuldu ve Fenerbahçe maçında tekrar hatırlandı. Gerçi bazen ismi değil de cismi hatırlandı. Kendisine yılların spor yazarlarının "Huawei" dediği bile oldu. Türkiye işte böyle bir futbol ülkesi, Bu kadar futbol var burada...

Oyuncuyu, ada futbolunu takip edenler iyi tanıyordu aslında. 1980 yılında ülkesi Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (eski adıyla Zaire) başkenti Kinshasa'da doğmuş, ardından 9 yaşındayken ailesiyle birlikte mülteci olarak İngiltere'ye yerleşmişti. Önce atletizmle ilgilendi. Zaten gollerden sonra attığı parendeler de bunun getirisi. Okul yıllarında bir tenis topuyla haşır neşir olurken
dikkat çekti ve 16 yaşında futbola başladı ve 17 yaşındayken de bir kolej maçında ikinci lig takımı Colchester'in yetenek avcısı Geoff Harrop tarafından keşfedildi. Harrop, LuaLua hakkında "O, maçın sonuna kadar tüm takımı tek başına sırtladı. Sahadaki 22 kişinin arasından onu ayırt etmek hiç de güç değildi" şeklinde bir yorum yapıyordu ve genç yeteneğe Colchester kapılarını açıyordu.

1998 yılında Colchester takımıyla sözleşme imzalayan LuaLua, ilk dönemlerde futboldan çok, gece kulüplerine enerji harcıyordu. Kulübün profesyonelleri onu kazanmak için çok uğraştı ve geride kalan iki sezonda 68 maçta 21 gol atıp Premier Lig'in önemli kulüplerinden Newcastle United'ın dikkatini çekmesini sağladılar. 2000-2001 sezonu başlarken, Newcastle United, LuaLua'yı 2,25 milyon Pound karşılığıdna renklerine bağlıyordu. Tabii bu ilk girişim değildi. Daha önce de Ruud Gullit'in menajerliği sırasında 300 bin Pound teklif etmişler ancak reddedilmişlerdi. Newcastle United menajeri Bobby Robson, LuaLua'yı izledikten sonra "Lua Lua'yı çok özel bir yetenek olarak gördüm. Diğerleriyle ne şekilde oynayacağını öğrenmesi gerekiyor ama çok özel ve yeni bir yetenek. Ona göz kulak olmak ve onu el üstünde tutmak gerek. Ancak uzun vadede çok çok şey vadeden bir yetenek alıyoruz" diyordu. Yeni takımındaki ilk sezonunda gol atamadı ancak bolca şans buldu. İkinci sezonunda ligde üç gol atabildi. Sonraki sezona ise ilk dört haftada attığı üç golle başlamasına rağmen zamanla yedek kalmaya başladı. Ocak 2003'te menajeri Bobby Robson'a sert bir eleştiri getiriyordu:

"Artık diğerleri gibi bir şansı hak ettiğimi düşünüyorum. Belki birçok kişi bizim gibi takıma giremeyenlerin yedek kulübesinde oturup para kazanmaktan hoşlandığımızı düşünüyor olabilir. Ancak ben para için burada değilim. Tek istediğim takımda oynamak ve neler yapabileceğimi göstermek"

Bu cümleler LuaLua ile Bobby Robson'ın arasını açmak için gayet yeterliydi. Robson da boş durmuyor ve isyankar öğrencisine verilebilecek en sert cevabı veriyordu:

"Ne cüretle bunları söyler? Bu takımı ben yönetiyorum. LuaLua burada pek profesyonelce davranmamış. Tek yapması gereken ağzını kapamak ve sahaya çıkıp ona yapması için para ödenen şeyi yapmak"

Bu pokemikten sonra LuaLua açısından Newcastle United'da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Birçok maçta ya hiç oynamadı ya da sonradan oyuna girdi. Tam bir sene sonra, 2004 Afrika Kupası'nın ardından kiralık olarak Portsmouth'un yolunu tuttu. Yarım sezonluk kiralık kontratının ardından beğenilirse bonservisi de alınacaktı. Yeni takımında geçirdiği dönemde, Newcastle United ile 1-1 berabere kaldıkları maçta takımına bir puanı kazandıran ve düşme hattından kurtulmalarını sağlayan golü de atan isim LuaLua'dan başkası değlidi.

Portsmouth menajeri Harry Redknapp, onun yarım sezonluk performansından etkilenmiş olacak ki, ertesi sezon için de 1,75 milyon Pound karşılığında tamamen takımın renklerine bağladı. 2004-2005 sezonunda 26 adet lig ve kupa maçına çıktı ve altı gol attı. Bu dönemde FA ile bazı disiplin sorunları yaşadı. Bir sonraki sezon da 26 maçta forma giyiyordu. Birçok maçı milli takım yüzünden kaçırdı. 

2006 Afrika Kupası, LuaLua'nın hayatındaki en büyük trajediyi yaşadığı döneme denk geliyordu. Oyuncunun 18 aylık oğlu, geçirdiği zatürre sebebiyle hayatını kaybediyor ve bu durum turnuva bitene kadar yaklaşık 2 hafta süreyle kendisinden saklanıyordu. LuaLua, haberi aldıktan sonra futbolu bırakmaya karar verdi. Ancak onu ilerleyen dönemde ayakta tutacak olan şey de futboldan başkası değildi. Yaşadığı zor dönemin ardından düşen performansı, onu Portsmouth'tan da ayrılmaya itti. 2007-2008 sezonu başlarken, oyuncunun durağı Yunanistan'ın Olympiakos takımıydı. Burada sezona iyi başlasa da yaşadığı sakatlık, birçok maçı kaçırmasına neden oldu. Yine de sezon sonuna doğru iyileşerek takımın yaşadığı lig şampiyonluğuna katkı sağladı. 

Olympiakos'un ardından bir süre Katar'ın Al-Arabi takımında oynadıktan sonra tekrar Olympiakos'a döndü. Ardından da herkesi şaşırtan bir şekilde yolu Güney Kıbrıs'a, Omonia'ya düştü. Burada geçirdiği bir sezonun ardından tekrar Ada'ya, Blackpool'a döndü. Ardından da herkesin bildiği gibi Kardemir Karabükspor...

Lomana LuaLua, sıradan bir futbolcu değil. Bunu zaten yetenekleriyle herkese göstermiş durumda. Hücum hattının hemen hemen her yerinde görev alabiliyor. Müthiş kuvvetli ve teknik. Futbol zekası da üst düzey. Bunlar tamam... Ancak onu sıradan bir futbolcu olmaktan çıkaran başka şeyler de var. LuaLua sosyal yönü çok kuvvetli olan bir insan. Bir futbolcudan çoğumuzun beklemeyeceği duyarlılıkta ve verimlilikte işler yapmış. Bunların başında LuaLua Vakfı'nı sayabiliriz. Ülkesi Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin başkenti Kinshasa'da kurduğu vakıf, kimsesiz çocuklar için bir hayata kazandırma merkezi niteliğinde. Kongolu futbolcu, bu vakfın dışında İngiltere'de göçmenlerin nakil işlemleriyle ilgilenen bir hayır kuruluşunun da başında yer alıyor. Ayrıca özellikle Premier Lig'de oynadığı dönemlerde yoğunlukla ırkçılığa karşı mücadele ettiğini ve "Irkçılığa Kırmızı Kart Göster (Show Racism The Red Card)" adlı kampanyada yer aldığını da hatırlatmakta fayda var. 

Tabii ki LuaLua'nın bu hayır işlerindeki aktifliğini kendi hayatına bağlayabilirsiniz. Çocuklara olan düşkünlüğü, kendi evladını kaybetmesine, göçmenlere yardım etmesini kendisinin de bir mülteci olmasına ya da ırkçılıkla ilgili yaptıklarını da bir siyahi olmasına bağlayıp basite indirgeyenler olacaktır. Ancak tüm bunlara karşı eli kolu bağlı durabilir, olan biteni görmezden de gelebilirdi. Tıpkı birçoğumuzun yaptığı gibi. Bu bağlamda Lomana LuaLua'nın bu gayretleri, elini taşın altına sokması, dünyaya bir artı değer sunması benim açımdan son derece saygıdeğer. 

Umarım ki LuaLua ilerlemiş yaşına rağmen (ki aslında 32 yaş artık çok değil) daha uzun yıllar Karabükspor bünyesinde yer alır ve bilgisini, görgüsünü buradaki futbolseverlere ve genç futbolculara aşılar...

22 Aralık 2012 Cumartesi

Mavi Ateş Kadıköy'ü de Yakar / Fenerbahçe:1 Karabükspor:3


Şimdi yine herkes şaşıra şaşıra "nasıl oldu bu iş?" diyor. "Karabükspor düşme adayıydı, Fenerbahçe'yi kendi sahasında nasıl yener?" diyor. Aynısını Galatasaray maçından sonra da söylemişlerdi. Bizim futbol kamuoyumu şaşırmaya alışmış. 

Aslına bakılırsa bugün Fenerbahçe için tamamen uygun bir psikolojik ortam vardı. Raul Meireles'in geçen hafta gördüğü kırmızı kart sonrası yaşananlardan sonra verilen abartılı ceza, bugün yapılan savunma ve tüm bu olaylar ardından oynanacak ilk maç olması sebebiyle Karabükspor karşısında 3 puan tam bir mecburiyetti sarı lacivertliler açısından. Bir de tabii ki ilk yarının son haftası ve takım kendi sahasında. Gerek psikolojik, gerek fiziksel, tüm şartlar hazırdı.

Ancak işler hiç de tahmin edildiği gibi yürümedi. Karabükspor, bugün yine doğru bir oyun felsefesiyle sahadaydı. Maçtan önce KırmızıMavi'de yazdığım Fenerbahçe tanıtımında  uzun uzun değindiğim bir konu vardı. Fenerbahçe'nin orta sahada Selçuk-Salih ikilisi ve önlerinde Cristian'la çıkmasını bekliyordum. Sol açık olarak da Caner oynar diye düşünmüştüm. Ancak Aykut Kocaman
beni şaşırtan bir takımla sahadaydı. Selçuk'un yanına Cristian'ı çekmiş, forvet arkası olarak da Sezer'i görevlendirmişti. Bu tabii ki Karabükspor'un ekmeğine yağı sürüyordu. Forvet arkası olarak sürekli pozisyona giren ve skora katkı yapan Cristian, bu maçta hiç pozisyona giremediği gibi gayet vasat olduğu, ortaya bir fark koyamadığı merkez orta saha görevine geri dönmüş oldu. Üstelik Salih gibi ciddi anlamda zeki ve her boş topu kazanan bir orta saha oyuncusu da kenarda hoca tarafından etkisiz hale getirildi. Böyle olunca da Fenerbahçe orta sahası, basit bir Anadolu takımı orta sahasından farksız hale geldi. Buna hücumda Krasic'in uyuşukluğu ve Kuijt'ın da sakatlık sebebiyle durgun olması eklenince Sow yalnızları oynar hale geliyordu.

Karabükspor içinse önemli olan bir şey vardı. Takım geriye gömülü, beraberliğe razı oynasa ilerleyen dakikalarla baskı gelecek ve Fenerbahçe maçı kopartacaktı. Cesaret hapı yutmuşçasına şuursuzca saldırmak da intihar demekti. Yapılması gereken tek şey, savunmayı da hücumu da kararında yapmaktı. Başka bir deyişle, hücum yapmaktan asla geri kalmamak, ancak savunmayı ihmal etmemekti. Bu şekilde Galatasaray'a karşı bir deplasman galibiyeti elde edilmişti ve Mesut Bakkal, takımı bugün de aynı anlayışla sahaya sürdü. Sahada doğru bir takım vardı. Takımın liderliği Lomana LuaLua'ya verilmişti. Ki aslında LuaLua'dan ayrıca bahsetmemiz lazım. Kendisi yarından itibaren tüm gazetelerin manşetlerinde en büyük yeri kaplayacaktır. Ne yazık ki böyle ilginç bir basınımız ve futbol kamuoyumuz var. Adamı bu maçtan sonra merak edecek herkes. Bugün, kariyerine yakışır bir etki gösterdi sahada. Zaten bu formu, onu takım arkadaşı Larrys Mabiala ile birlikte Afrika Kupası için Demokratik Kongo Cumhuriyeti Milli Takımı kadrosuna kadar taşıdı. Karabükspor, LuaLua'nın önderliğinde Fenerbahçe ceza alanı civarında etkili oldu ve yıldız oyuncu, maçı iki gol bir asist gibim mükemmel bir etkiyle kapadı. LuaLua'yı araştıracaklara bir tavsiye: Google'da futbıolcunun adının aratırken bir de "Lua Lua Foundation" yazın. Oyuncunun sosyal ve insani yönünü de öğrenin. Belki saygınız daha da artar.

Karabükspor güzel oynuyordu ve ikinci yarıya da güzel oyunla başladı ancak Mesut Bakkal yine yerinde rahat duramadı ve maçın tartışmasız yıldızı LuaLua'yı maçın bitimine 20 dakika kala çıkararak yerine Hakan Söyler'i aldı. Hakan Söyler'in oyuna girmesi doğru karardı ancak çıkacak isim asla LuaLua olmamalıydı. Kaldı ki bu değişiklikten sonra Karabükspor eskisi gibi pozisyon üretemedi ve üstüne bir de gol yedi. Neyse ki bir kaza yaşanmadı ve Kadıköy'de hak edilen üç puan, takımın hanesine yazdırıldı.

Bu galibiyetin ders olması gereken birçok insan var. Başta bu takımı küçümseyen herkes olmak üzere, "Fenerbahçe maçı öncesi 5 oyuncularının kontratını feshettiler! Hmmm...." şeklinde şike iması yapan herkes bu maçın skoruna ve oynanan oyuna bakıp bakıp utanmalıdır. Özür dilemezler belki ama bir daha atıp tutarken daha dikkatli olurlar...

20 Aralık 2012 Perşembe

Kral Cernat'ın Vedası


Karabükspor'da bugün beş isimle yolların ayrıldığına dair haberler var. Henüz resmi açıklama yok ancak haberin  doğruluğu kesin denebilir. Bu oyuncular, kaptan Muhammet Özdin, Bilal Kısa, Mehmet Yıldız, Sanel Jahic ve ne yazık ki Florin Cernat...

İsmi geçen Muhammet Özdin, Bilal, Jahic ve Mehmet Yıldız'la yolların ayrılması çok isabetli karar olmuş. Yerli stoper eksikliğinde belki Muhammet tutulabilirdi. Jahic zaten ilk haftalardaki berbat performansın ardından kayıplara karışmıştı. Bilal Kısa bir PTT 1.
Lig futbolcusundan öteye gidememişti ve en kötüsü de Mehmet Yıldız, o en büyük özelliği olan top saklama kabiliyetini neredeyse tamamıyla kaybetmişti. 


Cernat, Karabükspor taraftarını bu ayrılıkla birlikte en çok üzen isim oldu. 2,5 sezondur takımın formasını giyiyor ve bu süre zarfından 72 maçta 19 gol, 12 asist üretmiş. Bu sezon, eşinin rahatsızlığı nedeniyle kafasını bir türlü toplayamamıştı. Sık sık ülkesine gidip geliyordu ve performansı da düşüktü. Ancak bu ayrılığın sebebinin performans olduğunu  sanmam. Cernat'ın kredisi Karabük'te neredeyse sonsuzdur. Muhtemelen bu ayrılığı kendisi istemiştir. 

Karabükspor taraftarı onu çok özleyecek. O da muhtemelen taraftarı özleyecektir. Kim bilir, bakarsınız ileride belki de teknik kadroda görev almak üzere Karabük'e geri döner...

11 Aralık 2012 Salı

İlkay'a İtalya Yolları


Hava durumu sayesinde kışın geldiğini iyiden iyiye hissettiğimiz şu günlerde, bir başka kış emaresi olan devre arası transfer dönemine de yaklaşmış bulunuyoruz. Takımlar, kadrolarına yapacakları küçük dokunuşlarla eksiklerini tamamlamaya çalışacaklar. Devre arasında alamadıkları oyuncuları da sezon sonu için bağlamaya çalışacaklar. E haliyle transfer dedikoduları da inceden manşetlere çıkmaya başlamış durumda. 

Bugün İtalyan medyasında yer alan habere göre, Bundesliga'da adından söz ettiren gurbetçi futbolcu İlkay Gündoğan, Inter kulübünün transfer hedefleri arasında. Inter, Alman milli takımının oyuncusu olan ve Bundesliga'nın da en iyi orta saha oyuncuları arasında gösterilen İlkay'ı devre arasında, olmadı en geç sezon sonunda kadrosuna katmak istiyor. Yapılan yorumlarda, İlkay'ın tarzını küçük detay farklılıkları haricinde Napoli'nin yıldızı Gökhan İnler'e benzetmişler. Ki çok da haksız sayılmazlar. Genç yaşta
Bundesliga şampiyonluğu tadan İlkay için 13 milyon Euro gibi bir rakamdan söz edilmiş. Ki bu meblağ, devre arasında ancak Sneijder'in satışı olursa karşılanabilir.

Tabii işin bir de Borussia Dortmund tarafı var. Her ne kadar Borussia Dortmund kadrosundaki yıldızları satmaktan çekinmeyen bir kulüp olsa da, Şampiyonlar Ligi'ndeki iddialı durum, orta sahadaki bir başka önemli oyuncu Sven Bender'in sakatlığı gibi sebeplerden ötürü, İlkay Gündoğan'ın devre arasında takımdan ayrılmasına özellikle teknik direktör Jürgen Klopp'un hiç de sıcak bakmayacağı aşikar. Fakat sezon sonu, bu transfer için uygun bir zaman olabilir. Çünkü sarı siyahlılar sürekli üretiyor. Seneye 20 yaşındaki Alman orta saha oyuncusu Moritz Leitner'in çok daha fazla süre alması, hatta direkt olarak ilk 11 oyuncusu olması bekleniyor mesela. Bu gibi etkenler düşünüldüğünde, iyi de para kazanacaklarsa İlkay Gündoğan'ın gidişine yeşil ışık yakabilirler. Neticede geçen yaz da takımın önemli hücum silahi Shinji Kagawa'ya izin vermişlerdi ve bu eksiğe rağmen Şampiyonlar Ligi'nde yaptıkları ortada.

Bu transferin nereye varacağını ilerleyen dönemde hep beraber göreceğiz. İlkay'ın muhtemelen başka talipleri de çıkacaktır. Bakalım o Almanya'da kalmayı mı tercih edecek yoksa şansını başka bir ülkede mi deneyecek...

10 Aralık 2012 Pazartesi

Mirkan Aydın Golle Hasret Giderdi



Bochum'un gurbetçi futbolcusu Mirkan Aydın, bu sezonun ilk golünü geçtiğimiz haftasonu Dynamo Dresden deplasmanında atma başarısını gösterdi. "Sezonun ortası gelmiş, bu adamın daha ilk golünü atmasının neresi başarı" diye düşünülebilir. Ancak Mirkan'ın durumu biraz farklı.

Üç sezon önce yaşadığı ağır sakatlığın ardından 2010/2011 sezonunda müthiş bir çıkış yakalayan Mirkan, geçen sezon da 22 hafta oynadıktan sonra bir ağır sakatlık daha geçirmişti. İşte bu ağır sakatlığın ardından ilk kez 4 hafta önce sonradan oyuna dahil olarak forma giymeye başlamış, bir hafta önceki Union Berlin maçında da ilk 11'de sahaya çıkmıştı. Fizik olarak toparlayan ve
artık takıma tam olarak katkı vermeye hazır hale geldiğini hissettiren Mirkan, sonunda Dynamo Dresden maçında beklediği golü attı ve takımının 3-0'lık deplasman galibiyetine böylelikle bir katkı yapmış oldu. Bu gol, ayrıca başarılı hücum oyuncusunun geçtiğimiz Şubat ayından sonra attığı ilk resmi gol oldu.

Mirkan Aydın'ın dönüşü, şüphesiz ki Bochum için çok önemli. Bochum köklü bir kulüp ve nasıl bir kadroları olursa olsun her zaman Bundesliga'da olmaları bekleniyor. Dolayısıyla Bundesliga 2'nin olağan favorilerinden birisi her daim. Ancak bu sezon sıkıntılı bir dönemdeler. Bu galibiyete rağmen de düşme hattının bir sıra üstündeler. Mirkan Aydın gibi önemli bir santraforun tam kapasiteyle oynamasının Bochum'a ne gibi kazanımlar sağlayacağı, Dynamo Dresden maçıyla ortaya çıkmış oldu. 

Tabii ki bu oyuncuya sadece Bochum açısından bakmamak gerek. Mirkan, özellikleri ve potansiyeli itibariyle Türk kulüplerine de katkı yapıp fark yaratabilecek bir oyuncu. Seneye yabancı kontenjanının da düşeceğini varsayarsak (son dakikada herhangi bir değişiklik olmazsa tabii) Mirkan gibi oyuncuların da öneminin ne kadar çok artacağını kestirebiliriz.

Oyuncuyla ilgili daha önce yazmış olduğum bir tanıtım yazısı için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz:

9 Aralık 2012 Pazar

Sen İnsansan Bizdekiler Ne? Vol.8 / Radamel Falcao

 
Aslında Falcao'yu bu listeye almakta oldukça geciktiğimi kabul etmem lazım. Zaten listeye uzun süredir kimseyi ekleyememiştim. Bugün artık bu yazıyı yazmasaydım bundan sonra da yazmaya gerek kalmayacaktı aslında. 

Atletico Madrid'in yıldızı, önümüzdeki sezonun müstakbel transfer rekortmeni Radamel Falcao, bugün Deportivo La Coruna'yı 6-0 yendikleri maçta rakip kaleye tam beş gol bıraktı. Falcao, bu sezon ligde 14. maçında 16. golünü atmış oldu. UEFA Süper Kupa
maçında da Chelsea'ye karşı hat-trick yapmıştı. Yani toplamda 15 maçta 19 gole ulaştı. Müthiş rakam.

Ayrıca Falcao'nun bu sezon henüz UEFA Avrupa Ligi maçlarından hiçbirinde oynatılmadığını da eklemek lazım. Oradaki performansına da muhtemelen bundan sonraki turlarda şahitlik edeceğiz. Diego Simeone'nin ilginç ama mantık içeren bir uygulaması bu. Bir sakatlık yaşamazsa sezon sonunda 40'lı rakamlara ulaşacağı neredeyse kesin gibi. Sezon sonunda nereye gidecek acep?