28 Ocak 2013 Pazartesi

Didier Drogba Galatasaray'da



Bağıra bağıra geldi Didier Drogba. Muhtemelen bundan bir ay önce Galatasaray Drogba'yı almış diye duyumlar gelse kimse inanmazdı. Ancak Wesley Sneijder transferinin ardından Drogba söylentileri de ayyuka çıkınca pek kimse "yalandır" diyemedi. 

Bu akşam itibariyle Didier Drogba transferinin de mutlu sona ulaştığı resmi olarak bildirildi. Müthiş bir transfer. Maliyeti de müthiş. Toplamda 1,5 senelik sözleşme yapıldı. imza parası olarak 4 milyon Euro. Bu sezonun sonuna kadar 2 milyon Euro, önümüzdeki sezon için 4 milyon Euro ve maç başı 15 bin Euro tutarında bir maliyet altına girdi Galatasaray. Üstelik oyuncunun yaşı da 35... Normalde kapıyı bacayı yaktıracak paralardan bahsediyoruz ancak bu kez hiç de öyle düşünmüyorum. Söz konusu isim, hiç de
sıradan biri değil. Didier Drogba'dan bahsediyoruz. Yaşı 35 olsa da 28-29 yaşında bir insanın diriliğine sahip. Geçen sezon Barcelona karşısında yaptıkları ortada. Şampiyonlar Ligi için halen daha çok büyük bir koz.

Ayrıca Drogba buraya kesinlikle emeklilik geçirmeye gelmiyor. Üst düzey rekabete, Avrupa piyasasına çıkmaya geliyor. Sezon başında Çin'e giderek ara verdiği Avrupa kariyerinin bu noktasında, Chelsea'den daha mütevazi bir Avrupa kulübüne gidip de başarısız olmak asla onun karakterine göre değil. Drogba, Türkiye'ye terinin son damlasına kadar mücadele etmeye geliyor. Onun buradaki varlığı Galatasaray çatısı altındaki herkes için bir şans olmalı. Galatasaray'ın alt yapısında oynayan oyuncular için profesyonellik anlamında yepyeni ve yıkılmaz bir rol model olacaktır Didier Drogba.

Şimdi sakatlıksız, sorunsuz bir dönem dileme zamanı. Bundan sonrasını Schalke düşünsün... :)

20 Ocak 2013 Pazar

Wesley Sneijder Galatasaray'da


Uzun süredir transfer postu girmiyordum. Sneijder gibi gerçek bir dünya yıldızı gelince kayıtsız kalmak olmazdı tabii ki :) 

Bugün KAP'a yapılan bildirimde, Inter ve Sneijder'le Galatasaray'ın kesin olarak anlaştığı ve oyuncunun sağlık kontrolünden sonra sözleşme imzalayacağı bilgisine yer verildi. Uzun süredir gündemi meşgul ediyordu bu transfer. Hatta yönetimle hoca arasındaki gerginliğin sebeplerinden birisi olduğunu dahi söyleyen var. 

Fatih Terim'in eli bu transferle çokça güçlendi. Artık yepyeni oyun kurgularına yelken açılabilir. Çift forvetin arkasına Sneijder, onun arkasına da Hamit-Melo-Selçuk üçlüsü koyulup 96-2000 dönemindeki dizilişe dönülebilir. Tek forvetin arkasında Sneijder,
kanatlarda da iki hücumcu oyuncu denenebilir. Çok çeşitli varyasyonlar mümkün. Artık gerisi Fatih Terim'e kalmış.

Ayrıca bu transfer ligin yanı sıra Şampiyonlar Ligi için de büyük önem taşıyor. Schalke karşısında psikolojik bir üstünlük kurmak için önemli bir hamle. Zira Schalke de aynı bölgeye oyuncu bakmış, bir ara Sneijder ismi gündeme gelmiş ancak onlar Dinamo Kiev'den eski Hertha Berlin futbolusu Raffael'i kiralayabilmişti. Sneijder, hakikaten çok ağır basan bir isim. 

Tabii bir de işin baskı ve maliyet unsuru var. Maliyet sonra açıklanacak. Tahminen 8 civarı Inter'e, yıllık 5 civarı da  Sneijder'e verileceğini düşünürsek 3,5 yıl için aşağı yukarı toplam 25 milyon Euro gibi bir rakam ortaya çıkıyor. Bu gerçekten ciddi bir taahhüt. Ancak şu da var ki, henüz 28 yaşında olan Sneijder, eğer tutmazsa halen daha kendisine alıcı bulabilecek ve ciddi bonservis kazandırabilecek bir oyuncu. Hatta işin içine Arap takımları girerse kar bile edilebilir. Ancak bu transferin bir de başarıyı mecbur kılma durumu var. Gelecek başarısızlıklarda yönetimin ve hocanın başına kakılacak bir oyuncudur Sneijder.

Şimdi bu büyük oyuncunun bir an önce takıma katılıp en hızlı şekilde uyum sağlamasını bekleme zamaın. Bakalım önümüzdeki dönem neler getirecek...

19 Ocak 2013 Cumartesi

Bundesliga'nın Yeni Gurbetçisi: Deniz Kadah


Dün akşam, Schalke 04'le Hannover 96 arasında oynanan maçla birlikte Bundesliga'da sezonun ikinci yarısı başladı. Schalke'nin 5-4 gibi binde bir denk gelecek bir skorla kazandığı maçın son dakikalarında bizleri de ilgilendiren bir oyuncu sahadaki yerini aldı.

Oyuncunun ismi Deniz Kadah. Kendisi hakkında sezonun ilk haftalarında Twitter üzerinden bazı bilgiler vermiştim. Tekrar toparlamak gerekirse: Sezonun bundan önceki bölümünü Hannover 96 rezerv takımında geçirdi. Toplamda 18 maça çıktı ve 18 golün yanında iki de asist üretti. 1.86 boyunda ve 26 yaşında. Bu zamana kadar genelde hep bölgesel ligde oynadı. Tabii böyle
yüzdeli bir oyuncunun bölgesel ligde kalması şaşırtıcı. Ancak kariyerine baktığımızda sıçramayı ancak geçen sezon Lübeck formasıyla yapabildiğini görüyoruz. Lübeck'te 23 maçta ürettiği 14 gol 6 asist, onu sezon başında Hannover 96'ya taşıdı. Daha önceki sezonlarda ortalama 3-4 gol atabilmişti.

Deniz Kadah, son 1,5 yılda yaptığı çıkışla takip edilmeyi hak eden bir oyuncu. Sezonun ilerleyen haftalarında -özellikle de Didier Ya Konan Afrika Kupası'ndayken- daha fazla şans bulması oldukça muhtemel. Hannover 96'da bu sezon neler yapar bilemem ancak şu haliyle Süper Lig için altın değerinde bir golcü olabilir. Her ne kadar, kariyerindeki çıkışı 25 yaşından sonra yapmış olsa hiçbir şey için geç değil. Türkiye'de bir takımda oynaması halinde adından çok fazla söz ettirebilecek bir oyuncuyla karşı karşıyayız. Yerli golcü kıtlığını da göz önünde bulundurursak, Deniz Kadah'ı biraz daha yakından takip etmekte fayda var.

İlgililere duyurulur...

Fatih Terim - Ünal Aysal Gerginliği Üzerine


Dün sıradan bir lig maçı oynadı Galatasaray. Karşısında ligin kadrosu iyi, futbolu sıradan takımlarından Kasımpaşa vardı. İyi oynamadı ve ilk golü atan taraf olmasına rağmen 90 dakikanın bitiş düdüğü çaldığında tabelada Kasımpaşa'nın 2-1'lik üstünlüğü yer alıyordu. Üstelik ikinci yarıda rakip biraz daha şanslı olsa skor 4'ü ya da 5'i bulabilirdi.

Bunlar önemli değil. 34 haftalık sezon içerisinde bu tarz yenilgiler alınabilir. Her sene alınıyor. Geçen sene de alınmıştı. Yenersin, yenilirsin... Yenildiğinde tekrar ayağa kalkar ve mücadelene devam edersin. Sezon sonunda şampiyon olursun ya da olmazsın. Bunlar önemli değil. Galatasaray'ın çok daha büyük sorunları var. Ne zamandır dillendiriliyor, ancak kimse bu konuda somut açıklamalar yapmıyordu. Taa ki dün geceye kadar... Olayların başrolündeki isimlerden Fatih Terim, dün gayet esaslı bir açıklama yaptı. Fatih Terim'in dünkü halinde de muhakkak eleştirilebilecek noktalar vardır. Eleştireceğiz de, ancak olayların genel gidişatını terazinin iki kefesine koyduğumuzda Fatih Terim'in ağırlıklı olarak haklı olduğunu düşünüyorum. 

Şimdi bundan iki sene öncesine gidelim. Adnan Polat yönetiminde kıvranıp duran bir kulüp ve depresif bir taraftar topluluğu vardı ortada. Neredeyse hiçbir branşta başarı gelmiyordu. Kulübün ekonomik yapısı inceden iyiye gidiyordu belki ama hem stat
açılışında yaşananlar, hem sportif hüsranlar kulübü içinden çıkılmaz bir duruma sokuyordu. Yeni bir yapılanma ve kulübün tüm dinamiklerini bir araya getirecek bir yönetime ihtiyaç olmasından dolayı Ünal Aysal ismi ortaya atıldı. Ünal Aysal, yaşını başını almış ancak bu zamana kadar kulüp içindeki politik çekişmelerden uzak kalmayı başardığı için de bakir bir isimdi. Camianın çeşitli kanatlarından insanları bir araya getirip bir yönetim oluşturdu. Hemen herkesin desteğini alarak başkan seçildi. Buraya kadar her şey tamam...

Başkanlık seçimine yakın zamanlarda Aysal'ın yaptığı açıklamalar çok önemli. Taraftara umut veren, başkanın belli bir düzlüğe çıkma planı olduğunu gösteren açıklamalardı bunlar. Ancak aralarında bir tanesi vardı ki, onun altını kalın kalın çizmemiz gerekiyor:
"Ben başkan seçildikten sonra geri plana çekilip işleyişle ilgileneceğim. Bunlar, benim basına verdiğim son demeçlerdir. Bundan sonra beni medyaya konuşurken göremeyeceksiniz. O işi özel olarak görevlendireceğimiz arkadaşlar yapacaklar"
Ünal Aysal işte bu cümlelerine hiç sadık kalmadı. Ne zaman bir mikrofon görse demeç verdi. Belki o dönem Türk futbolunun içinde bulunduğu kaos ortamı (şike süreci) nedeniyle bir başkan olarak kendisinin de görüşünü bildirmesi gereken durumlar olmuş olabilir ancak ne yazık ki o konu ayırt etmeksizin hep konuşmayı, hemen hemen her şey hakkında fikir beyan etmeyi tercih etti. Tabii çok konuşan, doğal olarak çok hata yapacaktı. Öyle de oldu.

Uzun yıllar yurt dışında yaşayan Ünal Aysal'ın, olaylara ne kadar profesyonel bir pencereden baktığını az çok anlamıştık. Yurt dışında profesyonel piyasada kullanılan bazı kavramlar ya da bırakalım kavramları, yurt dışındaki profesyonel bakış açısı Türkiye'de bazı yanlış anlaşılmalara yol açabilecek içeriklere sahiptir. Türkiye'de başarı -özellikle de siyaset ve futbolda- profesyonellikle değil, iş yapabilme/yaptırabilme becerisi ve karizmayla yakalanır. Kendisini beğenirsiniz beğenmezsiniz, Fatih Terim de bu karizmaya ve becerilere sahip bir insandır. Mesela ben kişiliğini, kibirini beğenmem. Benim beğenip beğenmemem de zerre önemli değildir. Ama yaptıklarına sonuna kadar saygı duymakla birlikte şu futbol ortamında aynı şeyleri yapacak başka bir yerli futbol adamın da varlığıına inanmam. İşte tam da bu yüzden Fatih Terim benim gözümde Türkiye'deki futbola değer katabilecek 3-5 özel kişiden birisidir. Ve siz ne kadar profesyonel olursanız olun, kurumsal yapıya ne kadar hakim olursanız olun, ne derece iyi bir organizatör ve yönetici olursanız olun, Fatih Terim gibi birisini profesyonelliğin o dar kalıplarına sığdıramazsınız. Yani "maaşlı çalışan, eleman" gibi kavramlar, teknik olarak ne kadar doğru olurlarsa olsunlar, Fatih Terim gibi bir kulübün tarihine malolmuş kişiler için kullanıldıklarında, sarfedicilerini komik duruma düşürmekle kalmaz, kulübü de anlamsız bir buhrana sokar. Galatasaray'da son dönemde yaşananların patlama noktası tam olarak budur. 

Bir de işin alt yapısı var tabii. Olayın taa en başa dayandığını, hocanın Bülent Tulun isminden ne kadar rahatsız olduğunu biliyoruz. Ki o meşhur mektup olayının ardından Bülent Tulun'un bırakın kulüp bünyesinde çalışmayı, kulübün kapısının önünden geçememesi lazım ya hadi neyse...

O konuyu uzun uzadıya yazmayacağım. Daha önce Bülent Tulun'a değinmiştim. Yazıyı tekrar okuduğumda aynı şeyleri düşündüğümü anladım. O yüzden aşağıda linkini paylaşıyorum:


Fatih Terim'in dünkü açıklamalarına gelelim şimdi de. İçerik olarak çok doğru. Ne kendisi, ne başkan, ne yöneticiler ne de futbolcular Galatasaray'dan büyük değildir. Hele ki takım ligin son şampiyonu, bu sene de şampiyonluğun en önemli adayı iken, Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkılmışken böyle suni gündemlerle, birilerinin egosu yüzünden karışmak gerçekten çok anlamsız ve yıpratıcı. Özet olarak ne diyor Fatih Terim? "Onca başarıya karşın yaptıklarınız ortada. Fakat ben size rağmen bu takımı başarıya ulaştırmak için çalışacağım. Lütfen artık şu öne çıkma çabanıza son verin, susun ve bu takımı rahat bırakın". Bence doğru ve haklı bir gönderme. Ancak Fatih Hoca'nın yaşadığı konsantrasyon kaybı da eleştiriyi hak ediyor. Hoca belli ki günlerdir kafasını buna takmış ve bir açıklama kaleme almış. Kasımpaşa maçının skorundan bağımsız, bu açıklamayı yapmayı kafasına koymuş ki o kağıdı cebinde gezdirmiş durmuş. Keşke dün önceliği takıma verseymiş demekten kendini alamıyor insan.

Şu durumdan ne şekilde çıkılır emin değilim ancak bir an önce bir durulmak gerektiğinden kimsenin şüphesi yoktur umarım. Aklı başında, belli bir hayat tecrübesine sahip insanlar var işin içinde. Bir an önce egolarından sıyrılıp tekrar işleri toparlama yoluna gitmeleri herkes adına (başta da tüm bu olanların altında ezilen taraftarlar adına) en iyisi olacaktır.

11 Ocak 2013 Cuma

Nuri Şahin Yuvaya Döndü


1,5 yıl aradan sonra Nuri Şahin yuvası Borussia Dortmund'a döndü. Bu, onun ikinci dönüşü ama ilkinden çok daha esaslı bir dönüş olacağı kesin. Sarı siyahlılar, eski kaptanlarını 1,5 yıllığına, satın alma opsiyonuyla birlikte kiraladı.

Nuri için birçok kafadan çok çeşitli sesler çıkıyor. Henüz tam olarak kendisini ispatlamadan Real Madrid'e gittiğinden, Borussia Dortmund dışında kolay kolay hiçbir kulüpte başarılı olamayacağından bahsediliyor. Ben bunlara pek katılmıyorum. Bir futbolcuya herhangi bir zamanda Real Madrid ya da Barcelona ayarında bir kulüpten teklif gelirse, bu teklifin değerlendirilmeme olasılığı binde bir bile değildir herhalde. Bu teklifi 23-24 yaşlarındaki Nuri Şahin de kabul eder, 30'una merdiven dayayan Hamit Altıntop da... Real Madrid'de tutunabilirler ya da tutunamazlar. Orası çok da önemli değil. Önemli olan o takımın bir parçası olmaya layık
görülmektir, o potansiyele sahip olduklarının tescil edilmesidir. Nuri Şahin de işte bu bağlamda bir markadır. Sadece Borussia Dortmund'a ait değil, aynı zamanda Türk futboluna da ait bir markadır.

Aradan geçen 1,5 sene zarfında Real Madrid ve Liverpool gibi iki devin tedrisatından geçerek dönüyor Nuri Dortmund'a. Tabii ki bu durum onun yerinin garanti olduğu anlamına gelmiyor. Üstelik takımın başında Jürgen Klopp gibi bir hoca varken Nuri'nin belki de her zamankinden daha fazla çalışması, daha fazla istemesi gerekecek. "İstemek" konusunda bir sorunu olacağını hiç sanmıyorum. Kulübün patronu Hans-Joachim Watzke de bunun altını çizmiş zaten:
"Biz, 2011 yılındaki şampiyonluktan bu yana Nuri'nin Borussia Dortmund için özel bir oyuncu olduğunu vurgulamıştık. Bir gün içten bir şekilde tekrar Borussia Dortmund'da oynamak isterse, ona kapımızın her zaman açık olduğunu söylemiştik. Geçtiğimiz günlerde Nuri bu isteğini ortaya koydu. Sportif ve karakter olarak kaliteli bir futbolcuyu kadromuza kattığımız için sevinçliyiz. Nuri, Borussia'ya geri dönmek için büyük bir maddi fedakarlık yaptı."
Şimdi işin teknik taktik kısmı tabii ki Klopp'a kalıyor. Nuri'nin orta sahadaki rakipleri artık daha çetin. İlkay Gündoğan, Sven Bender, Sebastian Kehl ve Moritz Leitner ile bir forma mücadelesine girecek. Kehl'in bu sene düzenli olarak oynamaması ve Sven Bender'in şu ara sakatlıktan kurtulma çabası içinde olması, Nuri için ilk etapta bir avantaj teşkil ediyor. Onu İlkay Gündoğan'la birlikte izlemek çok ilginç olacak. Nuri gerçek mevkisine geçince muhtemelen İlkay'ı daha fazla hücuma dönük izleyeceğiz. Bu durum, tabii ki onun ofansif yeteneklerini sergilemesi açısından da bir fırsat. Bakalım ilerleyen dönem, Nuri ve Borussia Dortmund için neler getirecek...

5 Ocak 2013 Cumartesi

Mehmet Ekici'nin Son Şansı Üzerine


Zor bir dönem bekliyor Mehmet Ekici'yi. Bundan 1,5 yıl önce kiralık olarak formasını giydiği Nürnberg'te yaptıklarıyla adından çokça söz ettirmiş, hatta adaşı Mehmet Scholl'un yeni versiyonu olabileceğinden bile bahsedilmişti. O dönemki formu, Mehmet'i beş milyon avro gibi bugün bile konuşulan bir rakam karşılığında Werder Bremen'e taşımıştı.

Ancak işler hiç de istediği gibi gitmedi. Werder'e transfer olduğu dönemde yaşadığı ağır sakatlık ve sezon öncesi hazırlık kampını kaçırması, ardından tam toparlanacak derken devre arasın hazırlık kampında da sakat olması ve Marko Marin'in müthiş formu onun adına tüm planları alt üst ediyordu. Fakat bu dönemde Mehmet'in en büyük şansı da kulüpte ona karşı olan güvendi. Gerek hocası Thomas Schaaf, gerekse de o dönemki menajer Klaus Allofs, sürekli olarak Mehmet'e inandıklarını beyan ediyorlar ve
tepkileri bir nevi engelliyorlardı. Tabii bu sahiplenici açıklamalar, Mehmet'e duydukları güvenden daha çok, verilen beş milyon avronun yüzü suyu hürmetineydi ama yine de oyuncunun kaybedilmemesi adına önemliydi.

Bu sezon yine oynayamadı Mehmet. Belki Marko Marin gitmişti ancak bu kez Aaron Hunt haricinde kendisine rakip olarak bir de Kevin De Bruyne çıkmıştı. Devre arasına girerken, satılması ya da en azından kiralık verilmesi konuşuldu ancak geçtiğimiz günlerde kulüpten yapılan açıklamada Mehmet'in gönderilmeyeceği vurgulandı. Son olarak da Thomas Schaaf iddiaları yalanladı ve "Mehmet bizim için önemli bir oyuncu" açıklamasını yaparak oyuncuya son bir destek verdi. Muhtemelen ligin ikinci yarısında daha çok forma şansı bulacaktır. Mehmet'in bu dönemi de kulübede ya da tribünde geçirmesi demek, Werder adına çöpe atılan bir beş milyon avro demek. Mehmet için de hedef küçültmek, kariyerinde geri adım atmak demek. Bundan sonra daha vasat bir Bundesliga takımı, belki bir alt lig, belki de Türkiye demek... 

Yine de Mehmet için her şeyden ötesi özgüven şart. Üzerindeki ölü toprağını bir şekilde atması gerek. Tabii şimdilik yaptığı açıklamalara bakılırsa o da yeni bir başlangıç yapmış gibi bir görüntü veriyor. Transferinin hiçbir zaman gündemde olmadığını ve neler yapabileceğinin farkında olduğunu söylüyor. Bundan sonra tek yapması gereken, söylediklerinin beylik laflar olmadığını ispat edip işi icraate dökmek. Ne derece başarabileceğini ilerleyen dönemde göreceğiz.