24 Şubat 2014 Pazartesi

Karabükspor'da Hedef Hakikaten Avrupa Mı?



Sezona başlarken Kardemir Karabükspor'un bir hedefi vardı. Teknik direktör Tolunay Kafkas, takımı bu sezon ilk 10'a sokup, önümüzdeki sezonlarda da daha yüksek hedefler için yarışmacı bir takım ortaya çıkarmak istediğini beyan etmişti. Bu gayet makul bir hedefti. Hele ki çeşitli sebeplerden dolayı transfer ve sezon öncesi kamp çalışmaları için diğer rakiplerine oranla işe daha geç başlayıp peşinen küme düşme adayları arasında gösterilen Karabükspor için ilk 10 hedefini belirten bir açıklama, taraftarların içini ferahlatan cinsten bir vaatti. 

Uzun uzun neler olduğunu yazmayacağım. İşler bir şekilde planlandığından da iyi gitti ve Tolunay Hoca'nın oyunucuları belli bir sistemi olan, kadro istikrarına sahip, sahada 90 dakika mücadele eden ve ne olursa olsun pes etmemeye çalışan bir takım haline gelmeye başladı. Eh, Türkiye ligi belki marka değeri olarak birilerine göre çok üst seviyedir ancak bana göre de ne olursa olsun kalite anlamında büyük sorunları vardır. Biraz istikrar ve ne yaptığını bilen bir yönetimle orta vadede iyi yerlere gelmeniz çok zor değildir. Bu konuda sezon başında da yaptığım yorumun arkasındayım. İyi bir organizasyonunuz (yönetim ve teknik ekip) olduğu müddetçe  takım kadronuzu son bir haftada da kursanız sezon sonunda ilk 8'e girmeniz sürpriz olmaz. En
azından Türkiye'de işler böyle yürüyor. Bugün geldiğimiz noktada Karabükspor bunun canlı örneği.

Sezonun ilk yarısı sona erdiğinde Kardemir Karabükspor, iyi bir seriyle puan tablosunun 8. sırasında kendisine yer bulmayı başardı. Bu serinin yakalanmasındaki en önemli etken, Tolunay Kafkas'ın, takıma istediklerini büyük ölçüde yaptırabilmesiydi. Ne de olsa her maç sonunda (puan kayıplarında bile) verdiği röportajlarda oyuncularının mücadele gücünden ve oynanan oyundan memnun olduğunu söylüyordu. Gerçekten de öyleydi. Karabük'te oynanan ve 1-0 kaybedilen Bursaspor maçında tribündeydim. O maçta takım kaybetmişti ancak oynanan futbol umut vericiydi. En azından 10 kişi kalınmasına rağmen ortada bir mücadele vardı ve bu mücadele sonuç da verebilirdi. Sonrasında haftalar süren yenilmezlik serisi geldi zaten. Bu yenilmezlik serisini getiren detayların en önemlisi Akhisar maçının ikinci yarısında hocanın doğru formasyon ve oyun tarzına dönmüş olmasıydı. Bu, LuaLua'nın sakatlanıp çıkmasıyla belki mecburi bir seçim olmuştu ancak doğru yol olduğu belliydi. LuaLua'nın oynadığı dönemdeki forvet arkası serbest oyuncu ve önünde tek forvetli formasyon terk edilmiş, İlhan en uçta oynayan Akpala'nın yanına kaydırılmış ve klasik 4-4-2'ye dönülmüştü. Bu şekilde takım sahaya belli ki daha iyi yayılıyordu. Rakip, iki mücadeleci orta saha oyuncusu Furkan Özçal ve Samba Sow'la baskı altına alınıyor, rakip ataklarında takım halinde topun arkasına geçilerek iyi bir takım savunması yapılıyor ve hatta bu yolla kariyerinde ilk kez stoper oynamaya başlayan Yiğit İncedemir'in defoları bile fark edilmez oluyordu. Hücuma çıkıldığında da Akpala'nın müthiş top saklama yeteneği ve yanındaki İlhan'ın ona yardımcı olmasıyla rakip ceza sahası çevresine yerleşmek hiç de zor olmuyordu. Ayrıca sol kanatta Erkan Kaş, sağda da oynadıkları dönemlerde Ahmet İlhan ve Juju, arkalarında oynayan İshak'la Uğur'a yardımcı oldukları için bu bölgede de pek sıkıntı yaşanmaz olmuştu. Ki daha önceki dönemde sağ kanatta oynayna İlhan'ın arkasındaki sağ beke yardımı pek yeterli değildi.

Karabükspor'un temel oyun anlayışı yukarıdaki plana uygundu. Çoğu maç, bu anlayış başarıyla uygulandı. Hatta Fenerbahçe'ye karşı müthiş bir futbol oynayarak, o dönem fırtına gibi esip açık ara liderliğe oturan sarı lacivertliler karşısında kazanan bir takım vardı sahada. Üstelik son dakikalara 2-1 galip girilmesine rağmen hiç baskı yemeden maçı tamamlamayı başarmışlardı. Bu önemli galibiyetin anahtarı geriye gömülmemek ve ileride çoğalabilmekti ve bu haftadan sonra birçok takım Fenerbahçe'ye karşı bunu uygulamaya çalıştı.

Sezonun ikinci yarısına deplasmanda Kasımpaşa beraberliğiyle başlandı. Bu, güçlü Kasımpaşa'ya karşı iyi bir sonuçtu. En azından deplasmandan puan çıkarılmıştı ve kimse şikayetçi değildi. Sonraki iki hafta iç sahada Elazığ, deplasmanda Gençlerbirliği galibiyetleriyle kapatıldı ve Gençlerbirliği maçının ardından takım puan tablosunun 5. sırasında buldu kendisini. Önündeki Kasımpaşa ve Sivasspor devreye iyi başlamamış ve sürpriz kayıplar yaşamıştı. Devre arasında 1-2 kez dillendirilen Avrupa hedefi artık daha net konuşulmaya başlamıştı. Öncelikle yönetim, daha sonra da Tolunay Kafkas, sezon sonu için UEFA hayallerinden bahseder olmuştu. Tabii ki böyle hedefler hakkında konuşmak güzeldir. Aynı zamanda da kolaydır. Neticede vizyonunuzun yükseldiğini, hedeflerinizi revize ettiğinizi gösterirsiniz böyle. Ancak asıl önemli olan bu dile getirilen hedefleri gerçekten isteyip istemediğiniz, kendinizi buna hazır görüp görmediğinizdir. Daha sonraki dönemlerde ve kırılma anlarında yaptıklarınız, asıl düşüncenizi ve inancınızı ele verenlerdir

İşte bu hedeflerin dile getirilmesinden sonraki döneme denk gelen Trabzonspor ve Erciyesspor maçları Karabükspor'un sezonluk kaderini belirlemede büyük öneme sahip. Trabzonspor maçı öncesi puan tablosunun ilk 10 sırası aynen aşağıdaki gibi:


Görüldüğü üzere bu maçın ardından bir üst sıradaki Sivasspor'u geçip dördüncü olmak, ya da yenilgi halinde bir alttaki Akhisar'a geçilmek ve hatta daha da alttaki Kasımpaşa ve Eskişehir'le aynı puana gelmek mümkün. Yani bu noktada iç sahadaki Trabzonspor maçı mutlaka kazanılmalı. Rakibin son dönemdeki formsuzluğu, aldığı kötü sonuçlar ve Mustafa Reşit Akçay'ın görevden ayrılıp yerini ilk kez bu seviyede görev alacak olan Hami Mandıralı'ya bırakması gibi etkenler düşünüldüğünde şartlar genel olarak Kardemir Karabükspor lehine. Fakat sahaya çıkan 11, Tolunay Kafkas'ın Trabzonspor'dan gerektiğinden fazla çekindiğini gösteriyor. Uzun süredir tıkır tıkır işleyen sistem ve 4-4-2 formasyonu terk edilmiş, tek forvetli 4-2-3-1 formasyonuna geçilmiş, çift forvetten İlhan Parlak yeniden sağ açığa çekilmiş ve forvet arkası olarak da ikinci yarının formsuz ismi Furkan Özçal tercih edilmiş. Top Karabükspor'dayken İlhan çoğunlukla Eneramo'ya yaklaşıp forveti çiftliyor, takım da genel olarak Erkan Kaş'la İshak Doğan'ın kullandığı sol kanattan atak yapmaya çalışıyor. Savunmada ise İlhan tekrar kanada dönüyor ancak sağ beke yardım konusunda daha önceden olduğu gibi yine yetersiz. Yerleşim yaklaşık olarak şöyle:

football formations

Haliyle Trabzonspor, kendi sol kanadından maçın başında bir gol bulduğu gibi özellikle ilk yarı boyunca burayı fazlasıyla yıpratıp, tabir-i caizse otobana çeviriyor. Daha önceki maçlarda rakiplere karşı kurulan oyun üstünlüğündense eser yok. Devre arası hoca bir değişiklikle işi çözer diyoruz ancak yine aynı düzenle başlanıyor. Neyse ki Murat Akça'nın kornerden gelen topu kafayla filelere göndermesiyle hem tribünler hem de takım ateşleniyor ve çok kısa süre sonra bir gol de Eneramo atıyor. Skorun 2-1'e gelmesinden sonra 60. dakikada Hami Mandıralı maçın kaderini değiştiren değişikliği yapıp orta alandaki mücadeleci oyuncusu Zokora'yı çıkarıp statik ve ağır forvet oyuncusu Janko'yu oyuna sokuyor. Bunun anlamı, "orta sahada top hakimiyetinden vazgeçtim, dikine oynayacağım ve Janko'ya atacağım hava toplarıyla rakip yarı alana yerleşeceğim" demek. Böyle bir rakibe karşı en büyük handikap kendi ceza sahana gömülmektir. Gömülmemek için senin atak yapman gerekir. Ve önceki haftalarda Tolunay Hoca'nın gösterdiği anlayış, Karabükspor'un bu noktada sahasına gömülmeyeceği, hatta üçüncü ve belki de dördüncü golleri bulup farkı açacağı intibasını uyandırıyor. Rakibin sürekli ileriyi zorlamasıyla Karabüksporlu oyuncuların yorgunluğu da iyiden iyiye ortaya çıkıyor ve takım halinde hücum takim halinde savunma koşularında aksaklıklar ortaya çıkıyor. Burada yapılması gereken, maç boyunca sahada gezinen Furkan'ı oyundan alıp süratli bir kanat oyuncusuyla (Ahmet İlhan, Juju ve Jones Carioca kenarda) rakibin üzerine gitmek olacakken, Tolunay Hoca ne yazık ki oyuncu değişikliğini aklına bile getirmiyor. O dakikaya kadar yapılan tek değişiklik, sakatlanan Mabiala'nın yerine Murat Akça'yı almak... Kaldı ki son dakikalarda artan Trabzonspor baskısıyla Olcan'ın sürüklediği atakta Emra Güral golünü atıp beklenen beraberliği takımına getiriyor. Golün ardından Tolunay Kafkas'ın yaptığı şeyse Furkan Özçal'ın yerine Jones Carioca'yı oyuna almak :) İşte her şey bu kadar net. Bu kadar açık... Trabzonspor maçından sonra benim gördüğüm, kazanılan 1 puan değil, kaybedilen 2 puandır...

Trabzonspor'la 2-2 berabere kalınan 21. haftadan sonra oluşan puan cetveli ise şu şekilde: 



Görüldüğü gibi Karabükspor 5. sıradaki yerini korumuş. Bunun nedeniyse Sivasspor'la Eskişehirspor'un berabere kalması, Kasımpaşa'nın Fenerbahçe'ye yenilmesi ve Akhisar'ın da son sıradaki Erciyes'e sahasında yenilmesi... Takım Trabzonspor'u yenmiş olsa 4. sıradaki Sivas'la puan puana gelmiş olacak, ve hatta 3. sıradaki Galatasaray'la puan farkını beşe indirmiş olacak. 

Bir sonraki hafta rakip Erciyesspor. Şüphesiz ki kolay bir deplasman değil. Rakip, bir önceki hafta Akhisarspor'u deplasmanda yenmiş ve moral bulmuş. Hikmet Karaman, yeni transfer edilen forvet Edinho'dan epey bir verim almış ve kadro olarak da belli bir düzende aradığını bulmuş görünüyor. Yine de sezonun ilk yarısında 4-4-2 formasyonu ve buna bağlı sistemle sonuca giden Karabükspor'un normal şartlarda Erciyes'i yenmesi kimse için şaşırtıcı olmaz. Ancak ne olursa olsun benim en çok korktuğum maçlar böyle maçlardır. Belli bir noktadan sonra yapılan hatalar nedense kolay terk edilmez. Nitekim Karabükspor'a da olan budur. Tolunay Hoca'nın 4-4-2 düzenine dönmek yerine Trabzon maçındaki gibi 4-2-3-1 düzeniyle sahaya çıkması, daha başlangıçta Karabükspor'un kolunu kanadını kırmıştır. Geriye hiç yardım etmeyen İlhan Parlak'ın sağ kanatta oynamasını, haftalardır formsuz olan Furkan'ın ilk 11 başlamasını ve üretkenliği neredeyse sıfıra indiren tek forvet düzenine geçilmesini bana kimse açıklayamaz. En basitinden, madem 4-2-3-1 oynanacak, bari o kanattaki isim İlhan olmasın. En kötüsü, en formsuzu da olsa orada gerçek bir kanat oyuncusu oynasın. En azından hücumda aksasa da oyunun iki yönünü birden oynaması gerektiğini bilir ve ona göre davranır. Sonuç olarak ilk yarı 0-0 sona eriyor ve Karabükspor'un tek bir pozisyonu bile yok. Rakip ise üç tane net pozisyona girmiş ve Waterman müthiş bir maç çıkardığı için kalesinde gol görmemiş. Bu düzen sürse de ikinci yarıda kontraatakla bir gol bulup kazanmak halen daha mümkün. Tabii rakip daha fazla üzerinize geleceği için orta sahada daha mücadeleci bir oyun ortaya koymalısınız. Peki mücadele dozajını her ikisi de ilk yarıda sarı kart görmüş olan Samba Sow-Musa Çağıran orta saha ikilisiyle yapabilir misiniz? Furkan zaten onlara doğru düzgün yardım etmediğinden ikili diyorum, dikkat edin... Burada yapmanız gereken yine eski sisteme dönmek aslında. Haa, elinizde bir merkez orta saha daha olur, sarı kartlılardan birini çıkarır yerine onu koyar, çok istiyorsanız yine bu düzende devam edersiniz ama kulübede öyle bir seçenek de yok. Mecburen döneceksiniz 4-4-2'ye. Üstelik piyango gibi bu maçta Erkan Kaş da tutuk. İlhan'ın zaten işlemediği sağ kanatta Erkan'la tek motor gitmek isteseniz yine hevesiniz kursağınızda kalıyor anlayacağınız. Ve kulübede Ahmet İlhan, Carioca, Juju ikilisi... Hatta devre arasında övgüler düzülen, Elazığ maçında da girip golünü atan Beykan Şimşek... Hiçbiri mi alternatif olamaz şu işlemeyen düzene? Maaledef olmuyor ve ilk yarıda her şey yolunda gitmiş gibi takım ikinci yarıya da aynı düzenle çıkıyor. Neyse ki hoca 58. dakikada Musa Çağıran'ı çıkarıp Ahmet İlhan'ı oyuna alarak eski düzene dönüyor ama o da yetmiyor ve Erciyes iki tane bariz savunma hatasından peş peşe iki gol buluyor. Burada Musa değişikliği kesinlikle yanlış değil ancak İlhan ve Erkan Kaş'ın onca etkisizliklerine rağmen devam etmeleri yanlış. Zira Erkan'ın yerine 70. dakikada oyuna giren Juju, (ki bu zamana kadar kendisini çok eleştirmişimdir) farkını hissettirip rakip ceza alanı çevresinde iki kez kritik fauller almayı başarıyor. Zaten takımın düzgün top oynamaya başladığı, pozisyonlara girip gol bulduğu dakikalar da bu son 20 dakika. Normal düzene tam olarak dönüldüğü anlar bunlar. Neticede ele geçen, uçup giden bir maç ve kaybedilen 3 puan...

Şu an puan tablosu şöyle: 


Görüldüğü gibi 5. sıradaki konum yine korunmuş durumda... Bunda en önemli etken, Sivas'ın Kasımpaşa'ya yenilmesi; Eskişehir'in Antalya'yla, Akhisar'ın ise Gaziantep'le berabere kalması. Akhisar'la Eskişehir maçlarını kazanmış olsa Karabükspor'la eşit puana geleceklerdi. Ya da tersinden bakalım. Karabükspor eğer Trabzon ve Erciyes maçlarını kazansaydı (kimse buna şaşırmazdı) şu an 39 puana sahip olup Sivas'ın önünde 4. sırada yer alacak ve bir üst sıradaki Beşiktaş'la puan farkını üçe indirmiş olacaktı. Tablo ortada. 

Yine de iş işten geçmiş değil. Şu an tüm şartlar halen daha Karabükspor lehine. Tolunay Kafkas'ın iyi işler yapmak istediği konusunda hiç şüphem yok. Ancak Avrupa'ya kendisini ne derece hazır hissettiği konusunda emin değilim. Zira iki haftadır özgüvensiz bir takım izliyoruz. Bu, sanırım hocanın üzerindeki tedirginliğin bir yansıması. Ne zaman bu hedefe yaklaşılsa, takıma da hocaya da bir haller oluyor. Bunun bu sene ilk kez de yaşamıyoruz. Kupadaki macera da benzer bir mantıkla yorumlanabilir. 

Hatırlayın, Karabükspor Türkiye Kupası'ndan 5.turdaki Elazığspor maçında penaltılarla elenmişti. Hatta bir önceki turda Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor elenmiş ve tek güçlü takım olarak Galatasaray kalmıştı. Onların da son senelerdeki kupa performanslarına bakılınca hata yapıp bir kazaya kurban gitmeleri gayet olası idi. Bu dönem, Tolunay Hoca'nın Avrupa'yı zikrettiği ilk günlerin hemen sonrasına denk geliyor. Karabükspor'un sahadaki kadrosuna baktığımızda Bora Körk, Emre Özkan, Onur Cenik, Sebastian Puygrenier, Erdem Özgenç, Morten Gamst Pedersen ve Beykan Şimşek gibi sürekli yedek soyunan ve fizik olarak hazır olmamalarının yanı sıra, bir arada oynayacak yeterli zamanı da bulamayan oyuncular görüyoruz. Aslar yedek. Elazığspor ise daha ziyade ligi ön plana almış, yani can derdinde olduğu için kupaya olsa da olur olmasa da olur gözüyle bakıyordu. Yine de Karabükspor'a göre daha fazla as oyuncuyla sahaya çıkmışlardı. Sonuçta Karabükspor bu maçta penaltılarla rakibine elendi ve Avrupa'ya kısa yoldan gitmek için müthiş bir fırsatı kaçırdı. Bu maçtan sonra bir grup Bursaspor, Eskişehirspor, Sivasspor ve Akhisar'dan oluşurken, Elazığ'ın grubundaki diğer takımlar Galatasaray, Antalyaspor ve Tokatspor olmuştu. Yani Elazığ, dört tane denk takımın olduğu bir grup yerine Galatasaray'ın haricinde vasat Antalyaspor'un ve zayıf Tokatspor'un bulunduğu grupta yer aldı. Karabükspor bu grupta olsaydı ilk 2 ihtimali çok yüksekti. Nedense kupa önemsenmedi ya da tercih edilmedi. 

İşte lig ve kupada karşımıza çıkan bu umursamaz tavır ve ısrarlı hataların ardından benim aklıma ister istemez Tolunay Kafkas'ın Avrupa hedefine yeterince konsantre olmadığı, hatta belki de bu hedefi gerçekleştirmeyi pek tercih etmediği ihtimali geliyor. Neticede sezon ilk 10'da tamamlandığında kimse bunu bir başarısızlık olarak algılamayacak. Ancak hedefler birden büyürse ve seneye bir kaza olursa bunun yıkımının daha büyük olma olasılığı var. Hocann kafasında belli bir gelişim planının olması çok normaldir. Merdivenleri yavaş yavaş ama sindirerek çıkmak istiyor da olabilir. Fakat bazı fırsatlar da ele bir kez geçer. Ligdeki takımların istikrarsızlıkları ayan beyan ortadayken, ve Karabükspor'un da belli bir istikrarı tutturabildiği, yenilirken de belli bir sisteme sadık kalarak, dağılmadan oynayabildiği bir gerçekken, şu Avrupa konusunda neden daha ısrarcı olunmaz, bunun heyecanını futbolcular neden yaşamaz, anlayabilmiş değilim. 

Yukarıda da bahsettiğim gibi, daha zaman var. Şu ortamda her şey olur. Fisktür avantajı da Karabük'ün yanında. Avrupa bileti halen daha uçmuş değil. Yeter ki istensin. Ben inanıyorum ki Tolunay Kafkas bu şehrin insanını UEFA maçlarından sonra da dik tutabilecek bir hocadır. Kazansın ya da kazanmasın, sorun değil, mücadeleyi elden bırakmayacak bir takım olması bile yeter. Yukarıda satırlarca eleştirdiğim Trabzon ve Erciyes maçında da mücadele bırakılmamıştı. Başarısız olmaktan kimsenin korkmaması gerekir. Denemeden olmaz. Avrupa'da ön elemeden de dönebilirsiniz. Bu asla sorun edilmemeli. UEFA'ya gidilmesi halinde iddialı takım kuruyoruz diye gereksiz yüklerin altına da girilmemeli. Elinizde süperstarlar olmasına gerek yok. Elinizde gerçek bir takım olsun yeter. Ben ilerleyen haftalarda hatalardan dönüleceğini umuyorum. Yeter ki iş inada ve ısrar binmesin. Yoksa bu işin sonu hüsran...