9 Temmuz 2014 Çarşamba

İlkay İçin Işık Göründü

 

"Keyifli olmamın sebebi yoruma açık bir konu. Fakat yanıltıcı bir durum olduğunu sanmıyorum. Sonunda döndüm ve gerçekten mutluyum. Şu anda takımla birlikte çalışamasam da onların etrafından olmak bile harika. Bir süre suda çalışacağım ve bisiklete bineceğim. Sonraki aşamaya ne zaman geçeceğim henüz net değil. O zamana kadar biraz sabra ihtiyacım var."

İlkay Gündoğan şüphesiz zor bir dönemden geçiyor. Futbol topuna en son yaklaşık bir sene önce dokunmuştu. O dönemden bu yana başına bela olan bir sırt sakatlığıyla mücadele ediyor. Ne zaman geçeceği bir türlü belli olmayan ve İlkay'dan bir Dünya Kupası çalan bir sırt sakatlığı...

Neyse ki tünelin ucunda bir ışık göründü. Borussia Dortmund'un kamp kadrosunda İlkay da var. Henüz takımla birlikte çalışamasa da en azından o atmosferi soluyabilecek ve dönüş için motivasyonunu daha da ileriye taşıyabilecek. Umarım ki bu dönemi iyi geçirir ve eskisinden daha sağlıklı olarak sahalara döner.

8 Temmuz 2014 Salı

Bayern Münih'teki İspanyol Dönüşümü

 
Bayern Münih'te Jupp Heynckes sonrası döneme damgasını vuran değişim eminim çoğumuzun dikkatinden kaçmamıştır. Takım, kadro ve oyun sistemi itibariyle günden güne İspanyollaşıyor. Pep Guardiola etkisiyle baş gösteren bu futbol dönüşümü, Bundesliga şampiyonluğunu çok erken getirse de sahadaki futbol yansıması itibariyle pek kimseyi memnun edecek cinsten değil.

2012 yılında takıma katılan İspanyol orta saha oyuncusu Javi Martinez'e, geçen sezon başında teknik direktör Pep Guardiola ve Barcelona'dan gelen Thiago Alcantara, dün itibariyle de Valencia'dan transfer edilen 21 yaşındaki sol bek Juan Bernat eklendi. Guardiola, kendi sistemini iyi uygulayacağına inandığı oyuncuları takıma katmaya devam ediyor. Bu durum, geçen sene
Guardiola'yı Bayern'in kimliğine aykırı futbol oynattığı gerekçesiyle çok sert bir şekilde eleştiren takımın onursal başkanı Franz Beckenbauer'i ne derece memnun eder bilmiyorum fakat oyun tarzı itibariyle pasa dayalı, kimine sıkıcı gelen, kimininse elde edilen başarılardan ötürü doğru bulduğu tiki-taka futbolunun devam edeceği ortada.


Ortada bir İspanyollaşma olduğu kesin. Zira Bernat'ın gelmesiyle birlikte yarı İtalyan yarı Alman Diego Contento'nun takımdan ayrılması da neredeyse kesinleşmiş durumda. Avusturya Milli Takım oyuncusu, yani yine her şekilde Alman futbol anlayışına yatkın David Alaba, mevkisinde yine takımın bir numaralı alternatifi gibi görünse de, zaman zaman formasını genç İspanyola kaptıracaktır. Öyle ki, Bernat transferinin tam anlamıyla bir sistem transferi olduğu açık şekilde ortadayken, kulübün sportif direktörü Matthias Sammer, resmi siteden yaptığı açıklamada "Bernat, uzun süredir gözlemlediğimiz genç ve sıradışı bir oyuncu. Eminiz ki Juan Bernat'la takımımızın geleceği için çok iyi bir yatırım yaptık" diyerek sadece oyuncunun niteliğine dair yorumlarda bulundu. Sammer'in yorumlarında takımdaki Pep Guardiola sisteminden bahsetmemesi çoğu kimseye normal, hatta olması gereken gibi gelebilir fakat Bayern gibi ekol sahibi ve sistem muhafazakarı kulüplerde, bu anlayış değişikliğinin pek de olumlu karşılandığını sanmıyorum.

Tabii ki bu yazdıklarımın yanlış anlaşılmaması gerek. Bayern Münih, sonuç itibariyle Almanya'nın en zengin ve kuvvetli kulübü. Renklerini, tarzlarını ve kemikleşmiş yapılarının öyle bir iki dönemde kaybedecek değiller. Ve yine kendi gelenekleri gereği, ligin önemli oyuncularını kadrolarına katmayı bir şekilde başarıyorlar. Bu sene Sebastian Rode ve Robert Lewandowski transferleriyle bu politikaya da devam ettiler. Yine de bu oyuncuların, Guardiola'nın kendi futbol anlayışını da düşünerek çok ısrarcı olduğu isimler arasında bulunduklarını sanmam. Guardiola'nın da oyun anlayışını hakir gördüğüm gibi bir sonuç ortaya çıkmamalı. Sonuç olarak elde edilen başarılar ortada. Farklı yerlerde denenmiş ve sonuç alınmış bir yöntem söz konusu. Ama sonuca giden yol, muhakkak ki herkese aynı keyfi vermeyebilir. Ligin doğal dengeleri itibariyle yine iyi bir sonuç alacakları da aşikar...

Ayrıca Guardiola takımlarının oynadığı futbolun, o ülkenin milli takımının oyun anlayışına da etki ettiği su götürmez bir gerçek. Esasında birçok ülkede dönemin lokomotifi olan takımlar milli takımın oynadığı oyuna da etki eder. Pep'in Barcelona yıllarında İspanya Milli Takımı da onun oynattığına benzer bir pas futboluyla sonuca gitmeye çalışıyordu. Barcelona'nın bu sene yaşadığı düşüşün ardından İspanya'nın Dünya Kupası'nda gruplardan çıkamayışı birçok şeyin açıklayıcısı aslında. Benzer bir durum, Almanya için de geçerli olacaktır. Guardiola'nın Bayern'inden Neuer, Lahm, Boateng, Schweinsteiger, Götze, Kroos ve Müller gibi önemli oyuncuları bünyesinde barındıran Almanya, Dünya Kupası'nda şimdilik yarı finali görmüş olsa da oynadığı futbol pek kimseleri tatmin etmiyor. Tabii ki bu futbolda yine Guardiola izleri görmek mümkün. Almanların genlerinde olan turnuva başarıları ve Guardiola'nın sonuca yönelik, topa hakim olma eksenindeki futbol anlayışının bir birleşimi olarak bu kupada da başarılı olmaları zaten şaşırtıcı bir durum değil. Bu turda Brezilya'yı eleyerek yollarına devam etmeleri de mümkün. Fakat önceki turnuvalarda sahaya yansıttıkları coşkudan uzak oldukları da bir gerçek. 

Önümüzdeki dönem ne getirir, yaşayıp görmek lazım. Guardiola elbet bir gün Bayern'den ayrılacak. Fakat onuna ayrılığından sonra Bayern'deki kadro yapısı ne halde olur, yeni gelecek hoca bu genlere ait olmayan anlayışı nasıl normale döndürür bilemiyorum. Almanya Milli Takımı bir şekilde tekrar göze hoş gelen futbola geri dönmeyi başarır. Neticede ortada bir milli takım geleneği var. Ancak kadro yapısı itibariyle Bundesliga gerçeğinden uzaklaşma eğilimindeki Bayern'in tekrar kendi doğal yapısına kavuşması neye mal olur, orası muamma.

7 Temmuz 2014 Pazartesi

2014 Dünya Kupası'nın Unutulmaz Kalecileri


2014 Dünya Kupası, hiç şüphesiz ki gerçek futbola aç olan bizleri futbola doyurmak bir yana dursun, tadı damağımızda kalacak bir organizasyon olarak akıllarda yer edecek gibi görünüyor. Hakikaten çok keyifli maçlar izledik. Sıkıldığımız karşılaşmalar da oldu fakat bunların sayısı turnuvanın geneliyle kıyasladığımızda gayet makul seviyedeydi. 

Tabii ki her büyük turnuvada olduğu gibi bunda da yeni taktiksel trendler ve gösterdikleri performanslarla büyük kulüplerin dikkatini çeken yıldızlar vardı. Bu turnuvanın oyuncu performanslarının üzerinde bir başka yazıda mutlaka dururuz fakat şu an dikkat çekmek istediğim nokta kaleci performansları üzerine. Dünya Kupası'nın bitimine birkaç maç kala çok önemli kaleci performansları izlediğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz. 2010 Dünya Kupası'nın hediyesi Fernando Muslera'dan sonra bu turnuva dünya
futbolunun vitrinine yepyeni kaleciler kazandırdığı gibi, kariyerinin son demlerini yaşayan bazı kalecileri de kendilerini tekrar hatırlatma fırsatı verdi. Kısaca geçelim:


Vincent Enyeama (Nijerya)

2010 Dünya Kupası'nda dikkat çektiğinde İsrail liginde oynuyordu. Birkaç Türk takımına da önerilmesine rağmen yolu bu taraflara düşmemişti. Daha sonra kariyeri için önemli bir adım atarak Fransa'nın Lille takımına transfer oldu ve bu turnuvada da özellikle Bosna Hersek maçındaki iyi performansıyla alkış aldı. Nijerya'nın önemli oyuncularından birisiydi.


Claudio Bravo (Şili)

Hollanda ve İspanya'nın favori olarak gösterildiği gruptan çıkma başarısı gösteren Şili, eminim ki 2. turda Brezilya ile karşılaşmasa çeyrek finalde de izleyebileceğimiz takımlar arasındaydı. Bundaki büyük paylardan biri de hiç kuşkusuz 31 yaşıdnaki Bravo'ya aitti. Claudio Bravo, turnuva maçlarının bitimiyle beraber İspanyol devi Barcelona'yla sözleşme imzaladı.


Rais M'Bolhi (Cezayir)

M'Bolhi, 2010 Dünya Kupası'nda da dikkatleri çeken bir kaleciydi. O gün bugündür enteresan bir şekilde Bulgaristan liginde mücadele etmeye devam ediyor. Aslında çok daha önemli liglerde forma giyebilecek kapasiteye sahip. Türk takımlarının da ilgilendiği kaleciler arasında yer aldığı haberlerini sağda solda okuyoruz.



Tim Howard (ABD)

Yıllardır Premier Lig'de forma giyen tecrübeli kaleci, ülkesi ABD'nin kalesini özellikle Almanya ve Belçika'ya karşı savunuş şekliyle büyük sükse yaptı. Howard, 35 yaşında kendisini yeniden gündeme oturtan bu kupa performansıyla, Brad Friedel'ın çıktığı toprakların diğer ürünlerinin de yıllar geçtikçe, yaş aldıkça değerlendiğinin bir başka ispatı oldu.


Guillermo Ochoa (Meksika)

Yılların FM efsanesi olan Ochoa, kupanın efsaneleri arasına girmeyi başardı. Kısa boylu kalecilere güven duyulmayan futbol alemine yanıtını sahada verdi. Takımı Ajaccio Fransa'da küme düşmüş olsa da kendisinin Ligue1'de devam edeceğini tahmin etmek hiç de güç değil. 


Keylor Navas (Kosta Rika)

Turnuvanın bana göre en iyi çıkış yapan kalecisi Keylor Navas oldu. Gruptan çıkmasına dahi şans tanınmayan Kosta Rika'nın çeyrek final oynamasındaki en büyük etkenlerden biriydi. Penaltılarda şansları yaver gitse Hollanda'yı da eleyerek yarı final görebilirlerdi. Kendisi de muhtemelen bu kupadan sonra şimdi formasını giydiği Levante'den ayrılıp daha iddialı bir kulübün kalesine geçecektir.

Bir de bu kalecilerin dışında her daim yüksek performans beklediğimiz ve bizi yanıtlmayan Manuel Neuer gibi isimler var ancak özel olarak değinmek istediğim kaleci Tim Krul... Hollanda kalesinde normal şartlar altında Jasper Cillessen'i izliyoruz ve açık olmak gerekirse kendisi bana pek güven veren bir kaleci değil. Louis Van Gaal, uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir kararla Kosta Rika maçının uzatma anlarının sonlarına doğru Tim Krul'u oyuna sokarak penaltılar için bir tercih yaptı ve Tim Krul da iki penaltı kurtarışıyla ülkesine turu getirerek hocasının bu riskli tercihinin ne kadar isabetli olduğunu gösterdi. Bu nokta da onu da 2014 Dünya Kupası'nın unutulmaz kalecileri arasında anmakta sakınca yoktur herhalde...

4 Temmuz 2014 Cuma

Olcan Adın Galatasaray'da

 
Herkes Galatasaray'dan açıklama beklerken Trabzonspor'un KAP bildirimiyle Olcan Adın'ın transferi de resmiyete kavuşmuş oldu. 4 milyon € fesih bedeli ve Salih Dursun'un 1.750 milyon € satın alma opsiyonuyla bedelsiz olarak iki yıllık kiralanması karşılığında Olcan da Galatasaraylı olmuş oldu. Bu dört milyonluk bedelin 24 ayda ödeneceğini duydum ama doğrusunu kısa zamanda öğreniriz muhtemelen.

Bu transferde bana göre üç hatta Salih'i de katarsak dört taraf da kazançlı çıkacak. Olcan Adın'dan birçok Trabzonsporlu memnun olmasa da bence kulübüne faydası olan bir oyuncuydu. Kabul etmek gerekirse son dönemde işin gazı kaçmıştı. Artık bir değişime ihtiyacı vardı. Devam etse hem kendisi yıpranırdı hem de Trabzonspor'a zarar verebilirdi. Galatasaray'ın da hücumun sol
ve sağ ön tarafında (ve hatta sol bekte) yerli oyuncuya ihtiyacı olmasından dolayı Olcan bu noktada kıymetli bir hedef halini almıştı. Ayrıca oynayamayan Salih'in de Trabzon'da kendi adına yeni bir sayfa açabileceğini düşünürsek, tüm tarafların kazançlı çıkma olasılığının gayet yüksek ihtimal olduğu bir transfere şahit olduk diyebiliriz. Kağıt üzerinde her şey güzel. Tabii ki işin sahaya yansımasını görmek lazım.

Olcan'la Galatasaray arasındaki durumdan da kısaca bahsedelim. Tabii ki profesyonel bir ortamdan bahsediyoruz. Her futbolcu ekmeğini nereden kazanıyorsa oranın neferi. Fakat Olcan'ın küçüklüğünde bir Galatasaray taraftarı olduğu ayrıntısı bana göre önemli. Karakter olarak oldukça düzgündür. Dengeli bir hayatı vardır. İşine önem verir. Trabzon'a transfer olmadan önce de Florya'nın kapısından dönmüş bir oyuncu. O dönemde transfer neden gerçekleşmedi bilmiyorum fakat artık yeni bir sayfa açılmış durumda. Teknik kapasite olarak gayet iyi durumdadır Olcan. Tecrübesi de önemli bir avantaj. Tek sıkıntısı karar verme yeteneğinde. Sonuna kadar çok güzel getirdiği birçok pozisyonda yanlış tercihler neticesinde topu kötü kullanabiliyor. Yine de yerli oyuncu iskeleti için oldukça önemli bir yapı taşı olacaktır. Umarım ki yeni formasıyla güzel günler görür...