26 Eylül 2014 Cuma

Köpük Partisine Bundesliga'da Engel


Bugün Alman basınına göz atarken enteresan bir habere denk geldim. Bild'de yer alan habere göre, Almanya'da kalite standartlarını kontrolü altında bulunduran kurum TÜV, Bundesliga'da kısa bir süre içinde başlatılması beklenen köpük
uygulamasına engel olmak üzere. İnsan ilk anda böyle bir girişimi garip karşılasa da medeniyet ölçüsünde uyulması gereken standartları düşününce olayın ne kadar mantıklı olduğu anlaşılıyor.

Daha önce de zaman zaman denenen fakat Brezilya'daki 2014 Dünya Kupası ile futbol sahalarında iyiden iyiye yer edinmeye başlayan ve baraj kurma esnasında 9 metre 15 santimetre kuralına tam olarak riayet edilmesini sağlayan köpük uygulaması, yeni sezonla birlikte UEFA Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi'nin yanı sıra, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu birçok ülkenin yerel liglerinde kullanılmaya başlamıştı. 

Arjantin'de üretilen ve 12.95 € fiyatıyla satılan  "9.15 Fair Play Limit" isimli ürün, TÜV tarafından dokuz gün boyunca test edildi. Yapılan testler sonucunda kanserojen etki gösterdiğinden bahsedilen Paraben isimli maddenin, köpüğün içeriğinde bulunması; ayrıca bu tarz yanıcı ürünlerin tüplerinin üzerinde yer alması gereken uyarıların bu üründe olmaması; Almanya'da kanunlar gereği kutularda yer alan diğer bazı Almanca uyarı ifadelerinin ve kutunun ne kadar dolu olduğuna dair ibarenin yer almaması gibi sebeplerin yanı sıra, köpükte yer alan sera gazı miktarının da izin verilen yasal miktardan daha fazla olması nedeniyle, söz konusu uygulamanın kanuna aykırı olacağı ve Alman Futbol Federasyonu'nun (DFB) gerekli şartlar karşılanana kadar bu uygulamaya geçmeyeceği söyleniyor.

TÜV'e bağlı bilim insanlarından Dr.Greta Dau, ürünün Avrupa Birliği standartlarına da uymamasına rağmen İngiltere, Fransa, İspanya ve İtalya gibi ülkelerde kullanılıyor oluşunu henüz hiçbir dava açılmamasına bağlıyor. 

Yukarıda da yazdığım gibi, en başta garip bir haber gibi gelse de gerekçeleri okudukça hak verilen bir durum var ortada. Neticede Almanya böyle standartlar konusunda hassas ve tutarlı bir ülke. Muhtemelen bu köpük konusunda bir düzelme olacaksa onların öncülüğünde olacak.

15 Eylül 2014 Pazartesi

Küfür, Tolunay Kafkas ve Israrlar Üzerine

"Kimsenin kimseye tepki gösterme hakkı yok. Bu kulübe büyük emekler veriyoruz, büyük yatırımlar yapıyoruz. Bu kulübün önü çok açık. İleride nereye geleceğini, neler yapabileceğini göreceksiniz. Kötü gününde insan seyircisinden destek bekliyor. Hava her zaman güneşli olmuyor. Bu kültürü değiştirmek gerekiyor. Başka ülkelerde küme düşen takım bile alkışlanıyor.
Devamlı bize küfür kıyamet. Ben 30 yıldır bu işin içerisindeyim. Bunların olmasını istemiyoruz kardeşim. Benim kendime göre doğrularım var, bunlar insanlara yanlış gelebilir. Ben bu şekilde ya olacağım bu işin içinde dimdik, ya da olmayacağım. Bu tavrımdan da vazgeçmeyeceğim. Birileri bir şeylerin ucundan tutmalı. Her zaman iyi olmaz takım, zaman zaman kötü olur. Oyuncular kötü olur, antrenörler formsuz olur, bu küfür kıyamet nedir? Hiç kimsenin hiç kimseye küfür etme hakkı yok"
Tolunay Kafkas, Kardemir Karabükspor'un Başakşehir'le golsüz berabere kaldığı maçın ardından, hemen kulübenin arkasındaki bir taraftarla yaşadığı tartışmanın üzerine söyledi bu sözleri. Geçen sene ortalık sütlimandı fakat hemen her
sene hocanın benzer üslupta serzenişlerini duyarız. Muhattabı bazen basın olur, bazen yönetim, bazen de dün olduğu gibi tribünler... Ne sebeple olursa olsun, bu gibi meselelerden doğru varılabilecek tek sonuç var. O da Tolunay Hoca'nın huzursuz olduğu... İşte asıl tehlikeli olan da bu...
Olay anına gidersek, Tolunay Kafkas'la taraftar arasındaki durumun, televizyon ekranlarına şu şekilde yansıdığını görürüz:

Burada hoca ilk olarak kendisine küfrettiğini düşündüğü bir taraftarla ağız dalaşına giriyor. Hocanın taraftarla olan diyaloğu sertleşince idari menajer Tarık Yurttaş olaya el koyup hocayı sakinleştiriyor. Aynı tribünde bulunanların maç sonrası söylediklerine göre oradaki taraftar hakeme küfretmiş. Hoca da üzerine alınıp tepki göstermiş. Zaten maç sonrası TRT'nin yayınına bağlandığında da taraftarın kendisine değil, hakeme küfrettiğini söylediğini belirtti ve "ne hakem ne futbolcular ne de biz, küfür hiç olmasın" diyerek doğru bir söz söyledi. Ama samimi görünebilmek adına keşke aynı tepkiyi geçen sene hakeme küfredilirken gösterme yoluna gidebilseydi. 
Tabii ki taraftarın hakeme küfretmesi, küfür olayını masum göstermek için verilmiş bir ayrıntı değil. Zaten bu gibi nahoş olayların önüne geçmek için Passolig diye bir sistem getirildi. Bu sistem işletilsin ve o küfürbaz taraftara gerekli yaptırım uygulansın. Gördüğümüz kadarıyla bu konuda bir adım şimdilik yok. Ayrıca evet, bence de küfür hiç olmasın. Ve hatta bir adım ileri götürüyorum. Tolunay Kafkas da bundan sonra hiç küfretmesin. Küfür denen illeti sahalardan komple kaldıralım. Buna da Tolunay Hoca öncülük etsin ve kendisi de geçen sezon ağzından zaman zaman duyduğumuz küfürlü ifadeleri bir kenara bıraksın. Eğer bunu yaparsa, göstediği samimiyetten ötürü tribündekiler de mutlaka daha kontrollü davranırlar.
Gelelim maça... Tolunay Kafkas'ın yukarıdaki cümlelerinin en başında "Kimsenin kimseye tepki gösterme hakkı yok. Bu kulübe büyük emekler veriyoruz, büyük yatırımlar yapıyoruz. Bu kulübün önü çok açık. İleride nereye geleceğini, neler yapabileceğini göreceksiniz. Kötü gününde insan seyircisinden destek bekliyor" diye bir ifade var. Kimi kısımları doğru, kimi kısımlarıysa bana göre yanlış. Öncelikle takıma yatırım yapılıyor, emek veriliyor diye kimseninm kimseye tepki göstermemesi gibi bir gerekliliğe inanmıyorum. Saygı çerçevesinde herkes eleştirisini yapar, gerekirse sitemini de eder. Taraftar dediğimiz şey bunun için de var. Bu noktada hocaya katılmasam da kulübün önünün açık olduğuna, gelecekte çok güzel işler yapılabileceğine (umarım Tolunay Hoca ile olur) ve bunun için taraftarın kötü günde de destek olması gerektiğine (ki daha önce defalarca destek olundu) ben de inanıyorum. Tabii ki güzel işler yapılabilir ve kulüp, taşıdığı potansiyel itibariyle neler yapabileceğini, hangi eşikleri atlayabileceğini daha bir ay evvel Rosenborg ve Saint Etienne ile oynadığı UEFA maçlarında gösterdi. O gün göklere çıkardığımız takımı bugün yerin dibine sokmak tabii ki insafsızlık olur ve bu süreci atlatırken sancı yaşamayacak takım en azından Türkiye'de yok. Fakat... İşte burada araya kocaman bir "fakat" giriyor...

"Fakat" alınabilecek bazı basit önlemler de zaman geçirmeden ve cesaretle alınmalı. Oyuncuların, Saint Etienne serisinin ardından fiziksel yorgunlukla beraber yaşadıkları ruhsal doygunluğun da etkisiyle bir konsantrasyon kaybı yaşdıkları aşikar. Bunu özellikle Fenerbahçe maçında hissetmiş, milli maç arasının takıma iyi geleceğini düşünmüştük. Kaldı ki normali de budur. Maalesef aradaki boşluğun pek de iyi değerlendirilmediğini, takımın Başakşehir karşısındaki bitkin halini görünce acı bir şekilde tecrübe ettik. 
Ayrıca bir de geldikleri günden bu yana düşük performans gösteren yeni oyuncular var. Tolunay Hoca, Fenerbahçe maçında yediği hatalı golün üzerine bir de Başakşehir maçında benzer bir şanssızlık yaşamasın diye kaleci Aykut Özer'in yerine bu maçta Abdülaziz Demircan'ı oynatacağının sinyalini daha geçen haftadan vermişti. Ben, açıkçası milli takımların kapısının önünden geçmemesine rağmen ümit milli kaleci yalanıyla daha önceki yönetim döneminde kulübe alınan ve Karabükspor'un gelecek planları içerisinde yer almadığını düşündüğüm Abdülaziz yerine hakiki ümit milli kaleci Aykut'la maça çıkılmasını, Aykut yine hata yaparsa ona yine sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum ama hocanın bu kararını da belli bir mantık içerisinde kabul edebiliyorum. Ve yine "fakat", geldiği günden bu yana tek bir iyi maçı olmayan Abdou Traore'nin ısrarla oynatılmasını, Fenerbahçe maçında dökülen ve geçen seneyi de aslında hiç iyi geçirmeyen Aykut Akgün'ün bu takımın ilk 11 oyuncusu olmasını anlayamıyorum. Şimdi bu futbolcular üst üste kötü oynadıkça üzerlerinde bir baskı oluşmuyor mu? Onları da kazanmak için formsuz olduklarında kesmek gerekmez mi? Valentin Viola ve Onur Ayık gibi oyuncular alınarak neden geniş bir kadro kuruldu? 
Takıma katıldığı ilk günlerde Onur Ayık ismine tepki göstermiştim. Aynı şekilde Turgay Bahadır'a da... Daha sonra düşününce ne olursa olsun bu isimler hocanın tercihidir, onlardan yararlanacağını düşünüyorsa da hocaya bu fırsatı vermek gerekir diye düşünerek tepkilerimi bir kenara bıraktım. Umarım da faydalı olurlar. Neticede bu işin maliyeti Karabükspor'a yansıyor ve kulübün parasının çöpe gitmesini istemem. Ve fakat şu ana kadar (özellikle Onur sahada kaldığı sürelerde yararlı olabileceğini göstermişken) Traore'de ısrar edip neden bu oyunculara ciddi şanslar verilmez, bunu pek anlamlandıramıyorum. Üçlü defans denenebiliyorsa çift forvet de pekala denenebilir. Forvet arkasındaki oyuncu Traore formsuzsa ve o bölgede yeterli seçenek yoksa pekala Kumbela'nın yanına ikinci bir forvet koyulabilir. Bu takım geçen sezon en başarılı döneminde unutulmasın ki çift forvet oynamıştı. Savunma güvenliği çok önemli ama her maç önceliği buna verirseniz, Başakşehir gibi kötü takımlar karşısında tuzağa düşersiniz. Orta sahasını üç defansif oyuncuyla örüp, sert futbolla kazanacağı topları çabuk kanat oyuncuları vasıtasıyla en uçtaki Perbet'e aktarmaktan başka planı olmayan ve geçen haftayı %35 topa sahip olmayla tamamlayabilmiş Başakşehir'e karşı hele ki iç sahada aynı planla sahaya çıkmayı ben geçen seneki mucizeyi yaratan Tolunay Hoca'ya yakıştıramıyorum.
Tabii ki daha sezonun başındayız ve toplanacak bolca puan var. Şu dakikada enseyi karartmanın alemi de yok. Bir şeyleri düzeltmek için yeterli zaman mevcut. Hoca taraftarı umutlandırsın, taraftar da takıma anlayış gösterip her daim destek olsun. Bunlar mümkün. Yeter ki istensin. Yeter ki cesaret edilsin. Yeter ki Kardemir Karabükspor'un gerek kulüp yapısı, gerekse de kadro kalitesi bağlamında potansiyeline uygun hareket edilsin...