13 Ekim 2014 Pazartesi

Bilinmeyenleriyle Kasper Hjulmand

 
Sezon başında Mainz'ın başına geçen Kasper Hjulmand, elbette ki pek çok kişi için sürpriz bir isimdi. Mainz öncesi kariyerinde ülkesi Danimarka'nın Nordsjaelland takımını üç sezon çalıştırıp bir kez şampiyonluk yaşamış ve Şampiyonlar Ligi'nde boy göstermiş bir hocaydı. Kağıt üzerinde çok ekstra bir başarısı olmasa da Mainz'da büyük sükse yapan Thomas Tuchel'in yerine göreve getirilen isim 42 yaşındaki Hjulmand olmuştu. 

Hjulmand yönetimindeki Mainz, Bundesliga 2014-2015 sezonuna gayet iyi bir başlangıç yaptı diyebiliriz. Ligde sekiz hafta geride kaldı ve Mainz'ın henüz yenilgisi yok. Galibiyet sayısı sadece iki olsa da Almanya kariyerinin başında en azından kaybetmeyen bir takım yaratabilmek kolay iş değil. Üstelik mağlup edilen iki takımdan biri de Jürgen Klopp'un Borussia Dortmund'u... Halen daha birçok kişi için kapalı kutu olan Kasper Hjulmand, Bild'e verdiği röportajda geçmişi ve futbol felsefesiyle ilgili bazı detaylara değinmiş. Yazının geri kalanında bu röportajın geniş bir özetini okuyacaksınız...

- Mainz'ı üç kelimeyle nasıl tanımlarsınız?
    "Birliktelik, tutku ve enerji"


- Biraz daha açabilir misiniz?
    "Aslında küçük bir kulüp olan Mainz'ın gelişimi iyi bir hikaye. Peki neden? Çünkü birçok insan futbol ve kulüp için tutkuyla çalıştı. Takımı sahada futbol oynarken gördüğünüzde enerjiyi hissedebiliyorsunuz. Kulüp kendi yolundan gidiyor. Kendine güveni var"

- Bu yaza kadar Almanya'da tanınmayan bir antrenördünüz. Menajer Heidel, son 15 senedir teknik direktör konusunda kendisini ispat etti ve takımı fazla tanınmayan isimlere cesaretle teslim etti. Siz ne kadar cesursunuz?
    "Bunun kararını başkaları vermeli. Ben sadece kendim olmak istiyorum, kendi fikirlerime göre kendi yolumdan gitmek istiyorum. Değişimden kesinlikle korkmam. Birçok otorite, kariyerimin başındayken bu şekilde oynayıp başarılı olmanın mümkün olmadığını söylüyordu. Fakat benimle aynı futbol felsefesi ve fikirlerine sahip kişiler buldum. Başarıyı yakaladık çünkü biz nettik, çok yürekliydik ve bazı şeyleri geliştirdik. Benim düşüncelerim her zaman yeni şeyleri geliştirme yolundadır. İşe yaramazsa da yaramaz. Bundan korkmuyorum"

- Danimarka'da sizin futbola dair fikirlerinizle ilgili tereddütlerin sebebi neydi?
    "Danimarka ufak çapta, İskandinavya ise genel olarak futbolda iyi organize olmuştur. 1990'ların sonuna doğru futbol kariyerime son vermeden kısa süre önce çokça top kontrolü ve ofansif futbol gibi tabirleri öğrendiğim Ajax'taydım. Sadece defansif organizasyon ve kuvvetin bir silah olabileceğini düşünüyordum. Kendimi hep daha fazla geliştirdim. Küçük amatör bir kulüple Danimarka süper ligine yükseldim. 18 oyuncum 20 yaş ve altındaydı. Çoğu kimse halen daha benim oyun tarzımın işe yaramayacağını düşünüyor fakat işe yarıyor"

- Kulübün bir felsefesinin olması ne kadar önemli?
    "Avrupa'da uzun süredir net bir felsefeniz olması gerekir. Eğer yoksa, çok çok fazla paranız olmalıdır. Çok parası olmayanlar, sağa ya da sola sapmadan dosdoğru kendi yollarından gitmelidir. Başarılı olmak için sadece benimki değil, birçok yol var. Fakat önemli olan kendi yolunuzda kalmanızdır"

- O dönemde Ajax'ta neyi izliyordunuz?
    "Bir futbol antrenörü olarak, ayrıca hayatımda ilk kez, şunu hissettim: Burada bazı şeyler çok çok iyi planlanmış. Bu kazanmak ya da kaybetmekle alakalı bir şey değil, fakat uzun vadeli başarı için plan yapmakla alakalı. Toplu ve topsuz oyunda kontrol ve hakimiyetle alakalı. Daha sonra 2006'dan 2010'a kadar sık sık Barcelona'daydım ve orada nasıl çalıştıklarını öğrendim"

- Futbolu yaşıyorsunuz...
    "Futbol felsefesiyle ilgili çok şey okudum, örneğin 1930'lardaki rüya takım etrafında Avusturya futbolu. Oyuna ofansif olarak bir yön verme ve hükmetme düşüncelerine sahiptiler. Sahte dokuz, Guardiola'nın Barcelona'da Messi'yle icat ettiği bir şey değildi aslında. 1953'te Macaristan, İngiltere'ye karşı Wembley'de Hidegkuti ile bunu çok önce oynamıştı. O zaten sahte dokuzdu"

- Gelecek yıllarda futbol nasıl görünüyor?
    "Şimdikinden daha çok pas. Hız. Daha az ikili mücadele. Defanstan hücuma ve tam terse son derece hızlı geçiş. Herkes hücum etmek ve defans yapmak zorunda olacak. Bir futbolcu defansif görevini yerine getirmediğinde denge kaybolacak çünkü rakibi golü yapmak için her zaman yeteri kadar iyi olacak. Son derece iyi teknik, çünkü top kontrolu olmadan olmaz"

- Tuchel'in çalıştırdığı Mainz ile sizin çalıştırdığınız Mainz arasındaki en büyük fark nedir?
    "Çok yok. Tuchel oyunla ilgili aynı düşüncelere sahipti"

- Mükemmeliyetçi birisi olarak sizin için mükemmel bir oyun hiç oldu mu?
    "Aslında çok tuhaf: Takımlarından biriyle en iyi maçlarımdan biri Şampiyonlar Ligi'nde Nordsjaelland'la Chelsea'ye karşı olandı. O maçı 0-4 kaybettik fakat son on dakikada üç gol yemiştik. Şampiyonlar Ligi'nin sonraki şampiyonuyla oyunu dengelemeyi başarmıştık. Topa daha çok hakimdik ve ikinci yarıda daha çok şans yakalaımştık. Rakibimiz ve diğer herkes 80 dakika boyunca izledikleri şeye inananmamışlardı. En nihayetinde isimsiz bir takımımız vardı. Chelsea'deki Torres'in kramponlarını dahi alamayacak haldeydik"

- Nazik bir insansınız. Takımınızı nasıl yönetiyorsunuz?
    "Prensiplere göre davranıyorum: Her futbolcu kendisi için en iyi olana aslında kendi kendine karar vermelidir. Sadece bir otoritenin söylediklerini sabit bir şekilde yapmadan. Bir futbolcunun aklı varsa ve gelişiminden kendisini sorumlu görüyorsa o zaman antrenör ve takım olarak başarılı olursunuz. Eğer oyuncu antrenmana gelip sadece benim dediklerimi yaptıktan sonra evinin yolunu tutuyorsa büyük başarıların zamanı asla gelmez"

- Takımı yönetme tarzınız, iyi niyetinizin suistimal edilme riskini içeriyor.
    "İnsanları anlamaya çalışıyorum. Bu benim için önemli. Daha önce suistimal edildiğimi düşündüm. Hayatımda bir prensip var: İnsanlara ilk başta güveniyorum. Bu sebeple birçok hayal kırıklığı var. Bunun üzerine her zaman sonuçlar da var"

- Oyuncularınızı nasıl seçiyorsunuz? Doğru anlaşıldıysa mentalite sizin için yetenekten önde geliyor.
    "Çok çok... Kişilik ve mentalite benim için bir oyuncudaki en önemli bileşenlerdir"

- Neden?
    "Çünkü o zaman baskı ve ters rüzgarla daha kolay başa çıkılır. İnsan başarıda da başarısızlıkta da çizgisinden sapmamalıdır. Sadece bir örnek: İki hafta önce Dortmund karşısında kazandık. O zaman bu her şeyi doğru yaptığın anlamına geliyordu. Fakat yapmamıştık. Burada da her zaman doğru olan analiz edilmelidir: Burada şanslıydı çünkü futbol sıra dışıdır. Sihirbazlık yok fakat analiz var, bu benim görevim"

- Kulüp tesislerine sabah erkenden gelip akşam geç saatte ayrılıyorsunuz. Kendinizi bir futbol işkoliği olarak tanımlıyorsunuz. Tükenmişlik sendromundan korkmuyor musunuz?
    "Evet! Benim için baskı aileme ayıracağım zamanla ilgili. Tabii ki iyi bir baba olmak istiyorum fakat aynı zamanda iyi de bir teknik direktör olmalıyım. Tüm bunları tek bir çatı altında tutuyorum. Benim için baskı bu. Teknik direktör olarak benim için bir baskı yok. Fakat aileme zaman ayıramazsam işte o zaman limitlerimin sonuna daha hızlı gelirim. Bu yüzden futbol dışında evdeki zamana büyük değer veriyorum"

- Futbol kariyerininiz 25 yaşında sonlandırmak zorunda kaldınız...
    "Yedi kez diz ameliyatı oldum. Geri dönmek için dört yıl uğraştım ama mümkün olmadı. Dizimde bir kıkırdak hasarı vardı"