13 Kasım 2014 Perşembe

Kaiser

 
Dün akşam Brezilya karşısında kimine göre bir futbol şöleni, öğretici bir ders, kimine göreyse aşağılayıcı bir futbol rezaleti yaşadık. Ben, ikinci görüşe daha yakınım. Evet, iyi bir Brezilya'nın olduğu her futbol ortamı izlemeye değerdir ancak bu durum, karşısındakinin yapmaya çalıştıkları ya da çalışmadıklarıyla tatsızlaşabilir. Biz, dün epey tatsız bir sınav verdik aslında.

Bundan 10-12 sene evvel Dünya Kupası'nda kök söktürdüğümüz, Konfederasyon Kupası'nda yarım kadroyla elimizden kaçırdığımız bir Brezilya vardı. Bugünkü Brezilya'dan da iyi takımdı. Onlarla oynayabilmek için fahiş ücretler ödemek zorunda kalmıyor, iyiden iyie 3.Dünya ülkesi konumuna düşmüyorduk. Maçtan sonra öğrendik ki yakın zamanda Arjantin'le de bir özel
maç oynanacakmış. Bu maçların asıl amacının hazırlıktan öte, halkla milli takımın barışması ve yeniden kaynaşması için bir PR çalışması olduğu gayet açık. Brezilya'nın sahada yaptıklarıyla, Neymar'ın son dakikadaki hırsıyla gerçek futbolseverler hariç aslında kimsenin ilgilenmediği ortada.

Zaten Fatih Terim'in maç sonu açıklamaları da bu konuda yeterli fikri veriyor. Hocanın en çok üzerinde durduğu konu da taraftarın tavrıyla ilgiliydi. Federasyon başkanının neden protesto edildiğini falan sorguluyordu. En çok serzenişi bu konuda yapıyordu. Demek ki hocanın bu organizasyonla ilgili önceliği buydu.

Düne dair akıllarda kalacak tek bir güzel şey var. O da Hamit Altıntop'un maç sonu açıklaması. Hamit, dün iyi oynamadı. Hatta ilk yarıda kaleciye verdiği bir geri pas, az kalsın rakibe asist oluyor ve kalemizde golü de görüyorduk. Fakat onun zihniyet olarak takımdaki en üretken oyuncu olduğunu herhalde kimse inkar edemez. Dün maçtan sonra şunları söyledi Hamit:

"Kabul etmemiz gereken Türk futbolu, bu milli takıma da yansıyor. Zorlu bir süreç, kötü bir süreçteyiz. Bunu kabul etmemiz lazım. Bunu kabul ettikten sonra iyi analiz etmemiz gerekiyor. İşimize sevgiyle, saygıyla ciddiyetle dürüstlükle yaklaşmamız gerekiyor. Gerekiyorsa uyumadan kolları sıvayıp çalışmamız lazım. Hedefimiz olması gerekiyor. Birbirimizi kandırmayalım, yetersiz olduğunu biliyoruz. Ancak ilk hedefimiz bunu kabul etmek, ondan sonra küçük küçük adımlar atmak ve haddimizi bilmek. 20 yaşındaki yavrumuzu ıslıklamak, affedersiniz küfür etmek Türk milletine yakışmaz. O yavrumuza hiçbir konuda yardımcı olmaz. Bütün kulüp başkanları, yönetimdeki insanlar kendilerini sorgulamaları lazım. Futbol içinde olduklarında futbol için ne yaptılar. Sadece para vermek, 'ben bu transferi yaptım, ben bu kadar para verdim' demek, bunlar yeterli değil. Önemli olan sevgi, saygı ve doğruları yapmak. Kazakistan'la önemli bir maça çıkacağız, sonuç ne olursa olsun birbirimizi sevelim. Birbirimizin ayıplarını örtmesini bilelim. Türk kültüründen, ailemizden, dinimizden bunu öğrendik"

Burada her şey kelimesi kelimesine doğrudur. En önemlisi de "birbirimizin ayıplarını örtmesini bilelim" cümlesidir. İşte bu, birlik olmayı, takım olmayı, bir arada ve komplekslere, hırslara mahkum olmadan davranmayı gerektirir. Tıpkı 96-2000 döneminde, 2002'de ve hatta 2008'deki o mucizevi geri dönüşleri yaparken olduğu gibi... 

Hamit, buna benzer bir konuşmayı 2011 yılındaki Almanya maçının ardından da yapmış ve ben onun hakkında şunları yazmıştım:


Hamit Altıntop, bu ülke için bir değerdir. Belki yaşından ve yaşadığı ağır sakatlıklardan ötürü saha içinde gerekli katkıyı sağlayamamakta fakat ortaya koyduğu akıl, sürekli çözüm üretmeye meyilli oluşu ve uluslararası tecrübesiyle ülke futbolunun benim gözümdeki umududur. Bu bahsettiklerini uygulayacak, tecrübelerini aktaracak dirayet kendisinden var mıdır bilemem fakat ihtiyacımız olan zihniyet budur. Ben TFF yöneticilerinin yerinde olsam Hamit'in yönetici vasıflarının gelişmesi ve içindeki madenin işlenebilmesi için gerekli eğitimleri bir an önce almasını sağlar ve Türk futbolunun geleceğinin onun inşa etmesi için yolunu açardım. Eğer ki bu potansiyel işlenirse iddia ediyorum, Hamti Altıntop Türkiye'de futbolun gelmiş geçmiş en büyük ismi olabilecek bir kapasiteye sahiptir.

Tabii bunlar plan program, uzun vadeli düşünce ve sabır isteyen işler. Bize pek uygun değil. Hani bir deli çıkar da diğer delilere fırsat verir umuduyla yazdığım şeyler. Yaşayıp göreceğiz.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Milli Takımdaki Gurbetçi Krizi Üzerinden Bazı Ahkamlar


Brezilya ve Kazakistan'a karşı yapılacak maçlar için oluşturulan A Milli Takım aday kadrosu dün açıklandı. Benim de birçok futbolseverle beraber en çok merak ettiğim şeylerden biri, Ömer Toprak'la Hakan Çalhanoğlu'nun davet alıp almayacağıydı. Şu formuyla Gökhan Töre'nin kesin olarak davet alacağı konusunda zaten hemen hemen kimsenin şüphesi yoktu. 

Gökhan, Hakan ve Ömer arasında yaşananlara uzun uzadıya girmiyorum. Çoğumuzun defalara sağda solda okuyup izlediği ve hakim olduğu bir mesele... Burada önemli olan krizin nasıl yönetileceğiydi ve bir önceki milli takım kampında Fatih Terim bu krizi hiç de iyi yönetemediğinin sinyallerini vermiş ve yine bildik söylemlerinin ardına sığınmıştı. Dün açıklanan kadro, milli takımın ve
daha da genele bakarsak aslında Türk futbolunun içinde bulunduğu zor durumu teyit eder nitelikte. Hakan Çalhanoğlu ve Ömer Toprak yok...

Bunu sadece üç futbolcu arasındaki kriminal bir vakada mağdur olanların bertaraf edilmesi olarak okursak eksik iş yapmış oluruz. Bu, Türk futbolundaki mafyatik, kabadayı karakterlerin hakimiyet tescili ve özellikle Terim dönemlerinde üvey evlat muamelesi gören gurbetçi gençlerin de bir kez daha ikinci plana atılması ve hatta belki de uzunca bir süre geleceği parlak gurbetçilerin Türk milli takımı yerine Almanya'yı tercih etmesine neden olacak bir hatadır. Gurbetçilerin ikinci plana atılması ifadesine bakınca "Ömer Toprak ve Hakan Çalhanoğlu ne kadar gurbetçiyse Gökhan Töre de o kadar gurbetçidir" diye bir antitez oluşturabilirsiniz. Fakat aslında öyle değildir. Burada gurbetçilerin bugün ve önceki dönemlerde özellikle Terim bakış açısıyla oluşturulan takımlarda neden pek tercih edilmediklerini irdelemek lazım. Bunu hoca kendi ağzıyla da söyledi aslında. "Bu formayı giymek için can atmayan, gerçekten burada olmayı istemeyen kimse bir daha bu takımda olmayacak" minvalinde bir açıklaması vardı hatırlayanlar olacaktır. Daha önce de milli takım oyuncularının eskisi gibi milliyetçi duygularla ve coşkulu oynamadıklarından bahsetmişti. Fatih Terim'in gurbetçi oyuncularda gördüğü en önemli handikap tam olarak budur. Euro 2008 öncesi Yıldıray Baştürk ve Halil Altıntop'u kadroya almazken de kriteri aynıydı. Onun için öncelik, yetenekten öte coşku ve hırstır. Tabii ki yeteneksiz oyuncuyla uğraşmaz fakat yetenekli+profesyonel (soğukkanlı) oyuncuları tercih etmektense yetenekli (hatta biraz daha az yetenekli)+hırslı, coşkulu (gerekirse fazla zeki olmayan) oyuncularla çalışmayı her zaman yeğledi Fatih Hoca... İdeal profil hep bu şekilde oldu. Soyunma odasındaki motivasyon konuşmaları bu oyuncular üzerinde daha kolay etki gösterdi şimdiye kadar. Bundan sonra da bunlar değişecek değil. İşte tam da bu sebepten Fatih Terim'in 96-2000 sonrası dönemlerinde hiçbir zaman arkasında bir sistem takımı bırakmadığını, daha çok kişiye (hocaya veya futbolcuya) endeksli takımlar bıraktığını görüyoruz. Bu takımların sonu da maalesef çöküş ve ardından yeniden yapılanma oluyor haliyle... Bugün Galatasaray'da yaşananlar da bundan ibarettir. Bugünkü milli takımda henüz başarı yakalayamadığı ve kendi kadrosunu henüz yapılandıramadığı için bu şekilde devam edilmesi halinde, o gittikten sonra yeniden yapılanma söz konusu olamayacaktır. 

Ömer ve Hakan'ı Gökhan'dan farklı kılan durum, işte bu mentalite farkıdır. Türkiye'ye gelen gurbetçi oyuncular, buranın şartlarına adapte oldukça daha kalıcı olabiliyorlar. Gökhan da buranın şartlarını öğrenmeye başlayan gurbetçilerden biri. Türkiye'nin futbol iklimine daha çok adapte olmuş, Fatih Terim'in motivasyon tekniklerine daha yatkın bir isim. İşte tam da bu yüzden Ömer Toprak ve Hakan Çalhanoğlu'na nazaran, hocanın gözünde daha "yerli" bir oyuncu.

Konu dağılmış gibi görünse de sorunun tam kalbindeyiz aslında. Ömer Toprak, bugün Bundesliga'nın en iyi stoperlerinden. Defoları yok mu? Mutlaka var. Fakat doğru bir defansif kurguyla Avrupai bir milli takım stoperi bugün kadroda yok. Peki kim var? Son dönemde formsuzluk ve sakatlıkla boğuşan Semih Kaya var. Son iki sezonun en formsuz dönemlerinden birinde olan Bekir İrtegün var. Hiçbir zaman milli takım seviyesinde olamamış Serdar Aziz var ve Bundesliga'da düzenli oynamasına rağmen milli takım tecrübesi hiç olmayan ve Ömer'in çizgisini yakalayabilmesi için önünde uzun bir yol olan Kaan Ayhan var. Kaan'ın çoğu maçı sağ bek ve ön libero olarak oynadığını da ekleyelim. Tüm bu sıkıntılı isimler kadroda fakat Ömer yok. Mesele form ve oyuncu kalitesi ise, ülkenin en iyisi olmaksa tüm bu özellikler Ömer'de oysa ki. Bugüne kadar milli takımda doğru düzgün faydalanamadığımız Ömer, Leverkusen'in hocası Schmidt'in en güvendiği savunma oyuncusu ve takımın genç oyuncularının örnek aldığı lider karakterlerden biri. Sistem oyuncusu...

Ömer'in haricinde kadroda yerini alamayan diğer oyuncumuz Hakan Çalhanoğlu'ndan fazla bahsetmeye gerek yok. Kısaca şunun altını çizelim: Eğer isteseydi bugün Joachim Löw tarafından Almanya milli takımının ilk 11'ine ilk yazılacak birkaç oyuncudan biri olabilirdi. Ama o Türkiye'yi tercih etti. Leverkusen'in hem Bundesliga'da hem de Şampiyonlar Ligi'nde taşıyan isim. Ve fakat biz kendisini milli takıma davet ettiğimizde doğru düzgün faydalanmayı geçelim, onu kadroya dahi almıyoruz. Halen daha Selçuk İnan'dan, Bilal Kısa'dan medet umuyoruz. 

Herkesin farkında olması gereken bir durum var. Türkiye'de alt yapılar bugünkü halleriyle kaldıkları sürece biz gurbetçi oyunculara mecbur kalmaya devam edeceğiz. Fakat bu olayın üzerine belli bir vasatın üzerindeki gurbetçileri milli forma için ikna etmek hiç ama hiç kolay olmayacak. Bugün, Almanya'da ya da bir başka Avrupa ülkesinde yıldızını biraz parlatmış bir gurbetçi oyuncuyu Türkiye ligine getirebilmek pek kolay olmuyor. Onlar için en önemli etken milli takım tercihleri. Eğer Almanya, İsviçre veya bir başka üst düzey milli takımı tercih etmişlerse kolay kolay bu topraklara uğramıyorlar. Gelirlerse o milli takımdaki yerlerini kaybedeceklerinin farkındalar. O yüzden genelde Türkiye'yi seçmiş gurbetçileri bu lige getirebiliyor ve ligdeki yerli oyuncu kalite zaafını olabildiğince aşağıya indiriyoruz. Yarın bunu da yapamayacağız. Lige daha kalitesiz gurbetçiler gelecek ve milli takım için bir alternatif arayacaksak bu ikinci sınıf gurbetçiler arasından aramaktan başka bir şansımız kalmayacak.