22 Ekim 2015 Perşembe

Şecaat Arz Ederken Sirkatin Söylemek


Herhalde rastlamayan yoktur. Geçtiğimiz haftasonu Kayseri'de çok üzücü bir olay yaşandı. Kayserispor tribünündeki Fenerbahçe formalı küçük taraftar ve Kayserispor tribün liderinin başrolünde olduğu bu mesele hakkında gerek yazılı ve görsel medyada, gerekse de sosyal medyada olumlu ve olumsuz anlamda yapılabilecek hemen her yorum bir şekilde dile getirildi. Bir kez de ben üzerinden geçmek ve kakofoniye katkıda bulunmak istemedim. Fakat dün okuduğum haber üzerine "birkaç şey karalamazsam olmaz" diye düşünüyorum. 

Öncelikle neler olduğunu bir hatırlamak lazım. Bilindiği gibi Kayserispor-Fenerbahçe maçında, Kayserispor tribününde babasıyla maçı izlemek üzere hazır bulunan Fenerbahçe formalı bir çocuk vardı. Fenerbahçe'nin golünden sonra "doğal olarak" sevinen
çocuk (Berkay), aynı tribünde bulunan Kayserispor amigosu Recai'den tepki görmüştü. Eh, 5-6 yaşlarındaki çocuk, 35-40 yaşlarında bir adam tarafından kendisine (ya da babasına) bu şekilde bir tepki gösterildiğini görünce korktu ve ağlamaya başladı. Hatta babasının anlattığına göre "Volkan diye bağırsam beni döverler baba" diye de bir cümle kurdu. Olayın medyaya yansımasının ardından da hemen hemen tüm taraflardan birer açıklama geldi. Kayserispor taraftarları ve olayın başrolündeki amigo Recai, verilen tepkinin babaya olduğunu söyledi.


Şimdi burada hareket noktası "Kayserili bir vatandaşsan, öncelikli olarak Kayserispor'u tut, çocuğunu da İstanbul takımları yerine Kayserisporlu yetiştir" mantığı. Hani birçok Anadolu kentinde olan "şehrinin takımına sahip çık" hadisesi. Şehir takımları konusunda açıkçası ben de aynı şeyi düşünüyorum. Elbette herkes hür iradesiyle hareket edip kararını verir ancak ben de şehir takımlarına daha çok sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Benim çocukluğumda, en azından benim yetiştiğim yer olan Karabük'te böyle bir anlayış yoktu. Ben Galatasaraylı büyüdüm. Tabii ki bunda iletişim kanallarının yetersizliği, Karabükspor'dan yeterince haber alamama (özellikle de üniversite zamanlarımda) gibi faktörler de etkiliydi. Çocukluğum Karabük'te geçti ancak gazeteyi açtığımda karşıma Karabükspor değil, sadece İstanbul takımlarının haberleri çıkıyordu. Dolayısıyla çocukluk kahramanlarımızı da oralardan seçtik ister istemez. Bugün durum farklı. İnternet ve sosyal medya sayesinde amatör kümede olan bir takımdan bile gayet doyurucu haberler alabiliyoruz. Yani bu işin bir bahanesi de kalmadı. Ve bu iletişim kanalları arttıkça da şehrimin takımı Karabükspor benim önceliğim oldu. 

Neyse, konu dağılmasın. Amigo Recai'nin çıkış noktasının şehrinin takımına sahip çıkmak olduğunun altını çizmiştik yukarıda. Eyvallah, herkes şehrinin takımına sahip çıksın, yeni nesiller de böyle yetişsin ama bunun tepkisini böyle öküzlemesine vermek mi lazım? Yahu karşındaki her şeyden önce çocuk. Kelli felli adamın çocuğa çıkışması kadar acizce bir davranış olamaz. Burada herkes hemfikirdir herhalde. Zaten bunun savunulacak bir yanı olmadığı için asıl tepkiyi çocuğun babasına gösterdiklerini söylemişler. Hadi diyelim tepkiyi babaya gösterdin, bu da mı doğru bir hareket? Bize bu zamana kadar yanında çocuğu, eşi ya da annesi olan kimselere sonuna kadar haklı da olsak, karşı taraf saçmalığın daniskasını da yapsa küçük düşürücü tepkiler vermemeyi öğrettiler. Yani kardeşim, sen tepkiyi küçük Berkay'ın babasına da vermiş olsan matah bir şey yapmış olmuyorsun. Dolayısıyla tüm bunları tribün kültürü adına yaptığını iddia ediyorsan, yani bir çocuğu dolaylı da olsa tribün kültürü uğruna ağlattıysan, çok affedersin sokayım ben öyle tribün kültürüne. Bu arada bu cümleleri Kayserispor tribünü özelinde kurduğum sanılmasın. Genel olarak Türkiye'deki tribün kültüründe vardır bu sorun.


Gelelim dünkü saçmalığa... Aslında niyet güzel. Kayseri valisi en basit ifadeyle anlatmak gerekirse çocuğun gönlünü almak istemiş. Ancak oluşan ortam bir garip. Amigo Recai'yi çağırmışlar. Berkay'la yan yana oturtmuşlar. Vali konuşmayı uzattıkça çocuk sıkılıyor. Çocuk sıkılıp kendi kendine mırıldandıkça amigo Recai çocuğu dürtüp sus işareti yapıyor. Recai, çocukla barışma anında "senle aramızda geçen kötü olay, gerçi sebebi ben değilim ama..." diye hatırlatma yaparken halen daha babayı işaret ediyor falan... En kötüsü de "hadi bana bir tokat at da barışalım" cümlesi. Recai, ağlattığı çocukla bir misilleme karşılığında barışacağını düşünüyor. Çocuk için ne kadar tehlikeli bir durum olduğunun farkındasınızdır umarım. Ben konunun uzmanı değilim ama dünyaya bakışı şekillenmemiş bir çocuk, uğradığı bir haksızlığın telafisini karşı tarafa benzer bir misilleme yani kıssasa kıssas yöntemiyle yapabileceğini düşünmeyecek mi dünkü merasimden sonra? Çocuk bu şekilde intikam kültürüyle yetişmiş olmuyor mu? Bunu ben akıl edebiliyorsam devletin valisi akıl edemiyor mu mesela? Kısaca başından sonuna kadar elde kalan bir hadise. Valinin niyeti güzel ama uygulama şovence ve amatörce...

Demem o kii, bu arkadaşlar bir şeyi düzeltelim derken iyice sıvamışlar. Böyle konularde dikkatli olmak ve uzmanlardan yararlanarak hareket etmek gerekir. Hele de işin içinde bir çocuk varsa...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder