30 Mayıs 2015 Cumartesi

Bilic'e Veda


Beşiktaş bugün iki sezondur teknik direktörlüğünü yapan Slaven Bilic'e veda ediyor. Bu vedanın sebebi beklenen saha başarısının gelmemiş olması şüphesiz. Neydi acaba bu beklenen saha başarısı? Bir oturup düşünmek lazım.

Bilic gibi karakterler Türkiye'de daha çok aranır. Taraflı tarafsız birçok futbolsever tutar Bilic'i. Hataları elbette oldu. Bu sezonki şampiyonluğun kaçışını bile Bilic'e bağlayanlar mevcut. Haklı argümanları da var muhakkak. Pektemek ısrarı, Tolgay Arslan'dan
en formda döneminde bile yeterince faydalanamamış olması... Çeşitli şeyler sayarsın. Zor değil...

Fakat bir de sormak lazım. İki sezondur kendine ait bir sahası bile olmayan göçebe Beşiktaş'ı ilk sezonunda (Fenerbahçe'nin cezasıyla da olsa) Şampiyonlar Ligi elemesine götürmek, ikinci sezonunda da şampiyonluğu son haftalara kadar kovalamak, Avrupa'da Arsenal'e kök söktürüp, Tottenham ve Liverpool'u devirerek son 16'ya kalmak kolay iş mi? Bakın burada saha olayı çok mühim. İnönü Stadı'nın bitiş tarihi çok kez revize edildi. Geçtiğimiz Ağustos ayında stadı açmaktan bahsediyordu Fikret Orman. Tabii ki yetişmedi. Acaba önümüzdeki Ağustos'a yetişir mi? Ortada bir başarısızlık varsa net olarak budur. Ve birileri başarısızlık nedeniyle gidecekse o kişi Bilic midir? 

Her neyse... Ben Beşiktaş taraftarı değilim. Ancak Slaven Bilic'in gidişi beni de üzdü. Onun Türkiye'deki futbol ortamına katacağı daha çok şey vardı. Kusursuz değildi. Olması da beklenemezdi. Saha içi bazı takıntıları vardı. Hangi teknik direktörün yok ki? Ne var ki bu kusurlu hali bile onun gidişinin bir "kayıp" olmasını engellemiyor. Güle güle Slaven Bilic...

22 Mayıs 2015 Cuma

Zamanı Gelmedi mi?


Türkiye'deki futbol kamuoyunun ve muhtemelen de çoğunlukla Galatasaray taraftarlarının yıllardır beklediği bir futbol adamı Tugay Kerimoğlu. Bugün, kendisinin Gençlerbirliği ile görüştüğü fakat henüz sonuç alınamadığı haberleri var basında. Doğrudur ya da yanlıştır bilemem.

Genç yaşta Galatasaray kaptanlığına layık görülmesi, ilerleyen yaşına rağmen Premier Lig'de yaptıkları ve kamuoyunda gördüğü saygı, Kerimoğlu'nun müstakbel teknik adamlık kariyeriyle ilgili umutlanmak için gayet geçerli sebepler. Aslında Manchester City rezerv takımında, ardından da Galatasaray'da  Gheoghe Hagi ve Roberto Mancini'nin ekiplerinde yardımcı antrenör olarak görev
alarak işe inceden de olsa bir başlangıç yapmıştı. Fakat bu dönemler -özellikle de Hagi dönemi- saha içi sonuçları bakımından kesinlikle tatmin edici geçmedi ve Tugay Kerimoğlu da gerekli inisiyatifi almadığı gerekçesiyle oldukça sert eleştirilere maruz kalmıştı.

Daha sonra İngiltere'den Cardiff City ve Fulham gibi kulüplerle adı geçse de bu söylentiler bir türlü gerçeklik kazanmamıştı. Ki aslında Ada futboluna yatkın, o coğrafyada oynanan futbolu teorik olarak özümsemiş bir Tugay Kerimoğlu, söz konusu kulüplerde gayet başarılı olabilirdi.

Türk futbolunun bu önemli ismi bugün 45 yaşında ve halen daha aktif olarak bu işin içinde değil. Bana göre bu çok büyük bir kayıptır. Tugay Kerimoğlu, doğru bir proje ve geniş bir hareket alanı ile çok önemli işler yapabilecek bir tecrübedir. Futbolculuğında saha için organizatörlüğünü nasıl iyi yapıyorsa, şimdi de saha dışındaki organizasyonu aynı kusursuzlukta düzenleyebilecek melekeler onda vardır. Bugün dünya futbol piyasasına baktığımızda Bayern Münih teknik direktörü Pep Guardiola'nın 37 yaşında Barcelona'da birinci adam olduğunu; Alman milli takımının hocası Joachim Löw'ün 36 yaşındayken Stuttgart'ın başına geçtiğini; Roberto Di Matteo'nun 39 yaşındayken West Bromwich Albion, 42 yaşındayken de Chelsea'nin başına geçip bir Şampiyonlar Ligi kupası kaldırdığını; Tugay Kerimoğlu'nun da birlikte çalıştığı Roberto Mancini'nin 37 yaşındayken Fatih Terim'in yerine Fiorentina'da göreve başladığını görebiliyoruz. Örnekler çoğaltılır. Aynı Tugay Kerimoğlu gibi saygın bir kulüp kariyerine sahip olup genç yaşta önemli kulüplerde görev alan Frank Rijkaard, Sinisa Mihajlovic, Stefano Pioli, Vincenzo Montella, Filippo Inzaghi ve Bruno Labbadia gibi çok fazla isim sayabiliriz. Çok uzağa gitmeye de gerek yok aslında. Fatih Terim milli takımı Euro 96 elemelerine götürdüğünde 43 yaşındaydı. Öncesinde de ligde iki takım çalıştırıp yine milli takımlar seviyesinde de Akdeniz Oyunları şampiyonluğu kazanmıştı.

Tabii ki bu örneklerden bahsederken Tugay Kerimoğlu'nun 39 yaşına kadar üst düzey platformlarda futbol oynadığını da göz önünde bulunduruyorum ancak bu durum, asla bir şeylere geç kalınmak üzere olunduğu gerçeğini değiştirmez.

Sözün özü, Tugay Kerimoğlu'nun boşa geçirdiği her gün hem kendine, hem de Türk futboluna zarardır ve artık bu sezondan tezi yok saha kenarındaki yerini almalıdır. Bu noktada en çok ihtiyaç duyulan şey hiç şüphesiz cesaret. Bu tek taraflı olacak bir şey değil. Buna hem kendisinin hem de kulüplerin cesaret etmesi ve ortaya uzun soluklu bir proje koyulması gerekiyor.