30 Ekim 2015 Cuma

Özünden Uzaklaşmak, Doğruyu Kaybetmek

 

Kardemir Karabükspor için müthiş bir fırsat maçını daha geride bıraktık. Bıraktık fakat pek de hoş bırakmadık. Maalesef geçen hafta gelen liderlik, bu hafta iç sahada oynanmasına rağmen uçup gitti. Üstelik Samsunspor, Elazığ gibi zor bir deplasmanda kazanırken. Bugün alınan Boluspor yenilgisinin izahı, akılla mantıkla açıklanır yanı yok. Ne olursa olsun alınmalıydı bu maç.

Birçok önyargıya rağmen geride kalan iki haftada geçer not alan Elvir Baliç, bu hafta belli ki çok sert eleştiriler alcak. Eleştirileceği noktalar aslında belli. Taraftarın büyük kısmı aynı argümanları savunuyor. Bunlardan en önemlisi iki haftadır sahaya Osman Çelik'ten yoksun bir kadroyla çıkması. Osman, savaşçı yapısıyla bu ligde iddialı olmak isteyen her takımın kadrosunda
isteyeceği bir oyuncu. Ne var ki bir sakatlığı olmamasına ve takıma geldiği günden bu yana farkını hissettirmesine rağmen iki haftadır Elvir Baliç'in tercihleri arasına giremiyor. İlk 11'de oynamadığı yetmiyormuş gibi sonradan bile oyuna dahil olamıyor. Bunun bir açıklaması olmalı.

Osman'ın görev almadığı Samsunspor maçına orta alan göbeğini Murat Akın ve Recep Aydın'dan oluşturarak çıkmıştı Baliç. Bugün Boluspor karşısında da Murat Akın-Bekir Ozan Has ikilisi tercih edildi. Baliç'in kafasındaki şeyi az çok anlayabiliyorum. Dünya üzerinde son dönemde yaygın olan tipik defansif orta saha içermeyen düzeni anlaşılan Baliç de benimsemiş. Bir kesici bir de çift yönlü orta saha göbeği yerine iki tane çift yönlü ve ayağı top yapan oyuncu ile sahaya çıkıp top hakimiyetini elinde tutmak istiyor. Haliyle bu iki oyuncudan da savunmada ekstra çaba... Bu elbette modern bir düşünce ve üst düzey liglerde oyuncular bu rolü rahatlıkla üstlenebiliyor. Ama Baliç'in unutmaması gereken bir şey var. O da PTT liginin kendine has gerçeklerinin olduğu. PTT liginde en önemli unsur savunmadaki temel üçlüdür. Bu üçlü nelerden oluşur? İki stoper ve önlerindeki defansif orta saha... Önce burayı sağlama alacaksın. Takımın iskeleti bunun üzerine inşa edilir. Bu düzende Karabükspor'un iki iyi stoperi var. Önlerindeki Osman Çelik'le çatı güzel bir şekilde tamamlanabiliyor. Tabii teknik direktör bu çatıyı kusursuz bir şekilde kurmayı tercih ederse!... Bugün bu tercih gelmedi ve Karabükspor orta alanını oluşturan Bekir Ozan Has ve Murat Akın, savunma önünde doğru düzgün alan parselleyemeyince özellikle ilk yarıda çok önemli Bolu tehlikeleri yaşandı. Hücumda da beklenen, asıl görevleri olan pas akışkanlığını ortaya koyamadılar.

Bugün taraftara saç baş yolduran isimlerden biri de Simon Zenke'ydi. Bugün Zenke üç metreye pas atmaktan aciz, önü bomboşken sürdüğü topu ayaklarına dolaştıran ve müsaitken yaptığı ortaları dağa taşa gönderen bir oyuncu görünümündeydi. Ve kendisine 80 dakika sabredildi! Neye istinaden? Anlayan beri gelsin... Oysa sezonun ilk gününden bu yana Zenke'nin özünde bir santrafor olduğunu, Türkiye'de bu şekilde görev aldığı ilk senesinde gol kralı olduğunu ve sonra zaruretten dolayı üstlendiği kanat oyuncusu rolünün üzerine yapıştığını yazıp/söyleyip duruyorum. Üstelik hücum hattının en ucunda da kanatta oynayabilecek (Zenke'den çok daha iyi oynayabilecek) Alexe gibi bir isim var. Bu iki oyuncu neden maç içinde değişmez, anlamak gerçekten mümkün değil. Acaba biz mi basite indirgiyoruz bazı şeyleri yoksa hoca olarak saha kenarında yer alan isimler mi dar bakıyor? İnanın çözemedim...

Gelelim Muhammet Reis'e... Evet büyük bir yetenek. Evet ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Evet son dakikada bir frikik golü atar, maçı sana getirir. Ama bekle bekle nereye kadar. Takım onun yüzünden haftalardır 10 kişi... Bekliyoruz ki Muhammet Reis gerçek kimliğine bürünecek. Oyuna ağırlığını koyacak. Elini taşın altına sokacak... Çok şey mi bekliyoruz yoksa? Bugün de 72 dakikamıza maloldu bu bekleyiş mesela... Elde onun mevkisinde oynayabilecek Recep Aydın ve Gabriel Iancu gibi iki isim var. Üstelik Reis'in yerine Recep'i oynatarak ona da  yer bulmak için çırpınmaya gerek kalmaz. Geçen hafta yeri olmayan çift yönlü orta saha rolünde oynayan Recep, bugün de kenar oyuncusu gibi bir görevle maça başladı. Tabii doğal yeri olmayınca yine başarısız göründü Recep. Verimsizdi de gerçekten. Bal yapmayan arı gibi çırpındı çırpındı ama sonuç koca bir hiçti. Belki bir kez de asıl yeri olan forvet arkasında denemek gerekiyordur Recep'i. Kim bilir? Recep olmadı mı? Iancu'yu denersiniz. Kadro alternatifli. Yeter ki kullanmaya niyeti olsun hocaların. Hüseyin Kalpar'ın niyeti yoktu. Umarım ki Baliç'in bundan sonra niyeti olur.

Velhasılıkelam, aslında yapılacak şeyler zor değil. Herkes kendi yerinde oynayacak. Mevkilerinin en iyileri oynayacak. Netice olarak da şöyle bir ideal diziliş ortaya çıkacak.

football formations

Her şey ortada. Herkes mevkisinin adamı. Ne Zenke yeri olmadığı mevkide, ne Recep... Şenol Güneş'in Beşiktaş'ta uyguladığı şey bu mesela. Herkes kendi yerinde ve her mevkiye o mevkinin en iyisi... Çok zor değil. Bu kadro çok şey başarmaya müsait, geniş bir kadro. Doğru kullanılmadığında başkanın ve yönetimin emeklerine yazık oluyor. Doğru kullanmak lazım...

22 Ekim 2015 Perşembe

Şecaat Arz Ederken Sirkatin Söylemek


Herhalde rastlamayan yoktur. Geçtiğimiz haftasonu Kayseri'de çok üzücü bir olay yaşandı. Kayserispor tribünündeki Fenerbahçe formalı küçük taraftar ve Kayserispor tribün liderinin başrolünde olduğu bu mesele hakkında gerek yazılı ve görsel medyada, gerekse de sosyal medyada olumlu ve olumsuz anlamda yapılabilecek hemen her yorum bir şekilde dile getirildi. Bir kez de ben üzerinden geçmek ve kakofoniye katkıda bulunmak istemedim. Fakat dün okuduğum haber üzerine "birkaç şey karalamazsam olmaz" diye düşünüyorum. 

Öncelikle neler olduğunu bir hatırlamak lazım. Bilindiği gibi Kayserispor-Fenerbahçe maçında, Kayserispor tribününde babasıyla maçı izlemek üzere hazır bulunan Fenerbahçe formalı bir çocuk vardı. Fenerbahçe'nin golünden sonra "doğal olarak" sevinen
çocuk (Berkay), aynı tribünde bulunan Kayserispor amigosu Recai'den tepki görmüştü. Eh, 5-6 yaşlarındaki çocuk, 35-40 yaşlarında bir adam tarafından kendisine (ya da babasına) bu şekilde bir tepki gösterildiğini görünce korktu ve ağlamaya başladı. Hatta babasının anlattığına göre "Volkan diye bağırsam beni döverler baba" diye de bir cümle kurdu. Olayın medyaya yansımasının ardından da hemen hemen tüm taraflardan birer açıklama geldi. Kayserispor taraftarları ve olayın başrolündeki amigo Recai, verilen tepkinin babaya olduğunu söyledi.


Şimdi burada hareket noktası "Kayserili bir vatandaşsan, öncelikli olarak Kayserispor'u tut, çocuğunu da İstanbul takımları yerine Kayserisporlu yetiştir" mantığı. Hani birçok Anadolu kentinde olan "şehrinin takımına sahip çık" hadisesi. Şehir takımları konusunda açıkçası ben de aynı şeyi düşünüyorum. Elbette herkes hür iradesiyle hareket edip kararını verir ancak ben de şehir takımlarına daha çok sahip çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Benim çocukluğumda, en azından benim yetiştiğim yer olan Karabük'te böyle bir anlayış yoktu. Ben Galatasaraylı büyüdüm. Tabii ki bunda iletişim kanallarının yetersizliği, Karabükspor'dan yeterince haber alamama (özellikle de üniversite zamanlarımda) gibi faktörler de etkiliydi. Çocukluğum Karabük'te geçti ancak gazeteyi açtığımda karşıma Karabükspor değil, sadece İstanbul takımlarının haberleri çıkıyordu. Dolayısıyla çocukluk kahramanlarımızı da oralardan seçtik ister istemez. Bugün durum farklı. İnternet ve sosyal medya sayesinde amatör kümede olan bir takımdan bile gayet doyurucu haberler alabiliyoruz. Yani bu işin bir bahanesi de kalmadı. Ve bu iletişim kanalları arttıkça da şehrimin takımı Karabükspor benim önceliğim oldu. 

Neyse, konu dağılmasın. Amigo Recai'nin çıkış noktasının şehrinin takımına sahip çıkmak olduğunun altını çizmiştik yukarıda. Eyvallah, herkes şehrinin takımına sahip çıksın, yeni nesiller de böyle yetişsin ama bunun tepkisini böyle öküzlemesine vermek mi lazım? Yahu karşındaki her şeyden önce çocuk. Kelli felli adamın çocuğa çıkışması kadar acizce bir davranış olamaz. Burada herkes hemfikirdir herhalde. Zaten bunun savunulacak bir yanı olmadığı için asıl tepkiyi çocuğun babasına gösterdiklerini söylemişler. Hadi diyelim tepkiyi babaya gösterdin, bu da mı doğru bir hareket? Bize bu zamana kadar yanında çocuğu, eşi ya da annesi olan kimselere sonuna kadar haklı da olsak, karşı taraf saçmalığın daniskasını da yapsa küçük düşürücü tepkiler vermemeyi öğrettiler. Yani kardeşim, sen tepkiyi küçük Berkay'ın babasına da vermiş olsan matah bir şey yapmış olmuyorsun. Dolayısıyla tüm bunları tribün kültürü adına yaptığını iddia ediyorsan, yani bir çocuğu dolaylı da olsa tribün kültürü uğruna ağlattıysan, çok affedersin sokayım ben öyle tribün kültürüne. Bu arada bu cümleleri Kayserispor tribünü özelinde kurduğum sanılmasın. Genel olarak Türkiye'deki tribün kültüründe vardır bu sorun.


Gelelim dünkü saçmalığa... Aslında niyet güzel. Kayseri valisi en basit ifadeyle anlatmak gerekirse çocuğun gönlünü almak istemiş. Ancak oluşan ortam bir garip. Amigo Recai'yi çağırmışlar. Berkay'la yan yana oturtmuşlar. Vali konuşmayı uzattıkça çocuk sıkılıyor. Çocuk sıkılıp kendi kendine mırıldandıkça amigo Recai çocuğu dürtüp sus işareti yapıyor. Recai, çocukla barışma anında "senle aramızda geçen kötü olay, gerçi sebebi ben değilim ama..." diye hatırlatma yaparken halen daha babayı işaret ediyor falan... En kötüsü de "hadi bana bir tokat at da barışalım" cümlesi. Recai, ağlattığı çocukla bir misilleme karşılığında barışacağını düşünüyor. Çocuk için ne kadar tehlikeli bir durum olduğunun farkındasınızdır umarım. Ben konunun uzmanı değilim ama dünyaya bakışı şekillenmemiş bir çocuk, uğradığı bir haksızlığın telafisini karşı tarafa benzer bir misilleme yani kıssasa kıssas yöntemiyle yapabileceğini düşünmeyecek mi dünkü merasimden sonra? Çocuk bu şekilde intikam kültürüyle yetişmiş olmuyor mu? Bunu ben akıl edebiliyorsam devletin valisi akıl edemiyor mu mesela? Kısaca başından sonuna kadar elde kalan bir hadise. Valinin niyeti güzel ama uygulama şovence ve amatörce...

Demem o kii, bu arkadaşlar bir şeyi düzeltelim derken iyice sıvamışlar. Böyle konularde dikkatli olmak ve uzmanlardan yararlanarak hareket etmek gerekir. Hele de işin içinde bir çocuk varsa...